Aynaya Dair Notlar
- Tarih:
Sabah uyandığımızda ilk önce saatin kaç olduğunu ve nerede olduğumuzu zihnimizden kontrol ederiz. Emin olmak için de saate bakar ve gözlerimizi ovuşturarak biraz bekleriz. Ardından yüzümüzü yıkar, dişlerimizi fırçalarız.
Kafa karışıklıklarımızdan kurtulduktan sonra gün içinde neler yapacağımızı, hangi fırsatların ve görevlerin bizi beklediğini tahmin etmeye çalışırız. Planımız dışında yaşanacak gelişmelere yönelik de zihni hazırlığımızı yapmayı ihmal etmeyiz.
Çünkü gün içinde her şey arzu ettiğimiz gibi gitmeyebilir. Bu gibi ihtimallere karşı da hazırlıklı oluruz! Böylelikle güne başlamış oluruz aslında. Başlarız başlamasına ama bir de görüntümüzde her şeyin yolunda olduğundan emin olmak için aynaya bakmayı ihmal etmeyiz.
Aynaya bakmak yerine, ailemizden birine sormayı tercih etmeyiz! Ansiklopediden veya akıllı telefonumuzdaki arama motorlarından yardım almayı da düşünmeyiz. Verecekleri bilgiye itibar etmediğimizden değil tabi ki! En azından şimdilik. Belki sonra o kanaatleri de alırız! Zira aynı aileye mensup olduğumuz kişi bizi üzmek istemeyeceği için doğruyu söyleyemeyebilir.
Bu sebepten aynaya bakmayı ve görerek emin olmayı daha doğru bir karar olarak değerlendiririz. Çünkü aynanın, irade ile hareket etmediğinden dolayı olanı olduğu gibi yansıtacağına olan inancımızla her şeyi kendi gözlerimizle görmek isteriz.
Aynanın, bizi yalın halimizle yani olduğumuz gibi göstereceği için de almamız gereken tedbirler konusunda daha doğru kararlara yönlendireceğini düşünürüz. Onun sağlayacağı yardımı, daha esaslı görürüz. Aynaya bakarken de pozitif seçicilik yapmayı ihmal etmeyiz!
Görmek istemediğimiz yeri, en azından şimdilik, gözümüzden saklaması için aslında yerine göre büyük bir çaba sarf ederiz. Mesela yüzümüzün bir tarafındaki sivilcenin varlığı bizi üzebilir diye yüzümüze bakmaya diğer taraftan başlarız. Belki sivilcenin varlığını örtmeye bile çalışırız. Kulaklarımızın sivri oluşunu örtmek için saçlarımızın onu örtmesini tercih ettiğimiz gibi… Mevcut haliyle görünmemesi işimize gelir çünkü! Birkaç dakikalığına da olsa zihnimizi böyle bir sorunla karşılaştırmamayı tercih ederiz. Sabahın bu erken vaktinde motivasyonumuzu bozmak istemeyiz. Motivasyon! Çünkü gün içinde bize çok lazım olacak! Bütün gayretimiz, aynanın bu kaynağımızı elimizden almaması için oluyor.
Ayna, Sadece Olanı Gösteriyor!
Aslında ayna, sadece o anki durumu yansıtıyor. Yalan da söylemiyor açıkçası! O an ihtiyaç duyduğumuz bilgiye ulaşmamıza yardım ediyor. Aynanın karşısına kadar götürdüğümüz şeyin görüntüsünü olduğu gibi bize yansıtıyor.
Eklemiyor, çıkarmıyor! Ne eksik ne fazla! Çoğu zaman aynadaki o yansımayı görmeye cesaret edemiyoruz!
– “Şimdi değil, belki daha sonra bu konuyla ilgilenirim” diye, halının altına saklanan tozlar gibi sonraya kalıyor! Ayna, karşısında duran görüntüyü yani bizi yansıtıyor. Çünkü aynanın karşısına biz bütün irademizi kullanarak ve gerçeği görme niyetiyle geçtik. Tam bir olgunlukla aynanın bize anlatacağı hikâyeyi anlayabildiğimizde ve çözmek için çaba sarf ettiğimizde, güne başladığımızdaki motivasyonumuz daha da katlanır.
O motivasyonu gün boyu kullanacağız ve gideceğimiz her yere yanımızda taşıyacağız. Yapacağımız işlere, görüşmelere, çalışmalara beraberimizde götüreceğiz. Her gittiğimiz yerde bize refakat edecek, ona arkadaşımız gibi davranacağız.
Sâhi! Dünya ve dünyadaki sosyal hayatın yansımalarına çok benzemedi mi? Daha düne kadar yaptığımız ne varsa sonuçlarıyla birlikte ortaya çıkmıyor mu? Konu, günlük rutin haline gelen, aynaya bakma ritüeli değil de sosyal hayat olunca işler biraz değişiyor gibi! O noktada hemen ezberlerimiz devreye giriyor.
Her konu ile ilgili mutlaka ezberlerimiz vardır, değil mi? Emeksiz ortaya konan bu ezberler, karşımızdaki görüntüyü doğru anlamamıza da engel oluyor. Daha anlama aşamasındayken bu yanlıştan kurtulamadığımızda, onunla bağlantılı olan davranışlarımızda da yanlışlar ortaya çıkıyor.
Dünya, daha düne kadar aynaya gösterdiğimiz nesnede olduğu gibi, her yaptığımız fiili kendi ölçüleriyle ve özellikleriyle bize yansıtıyor. Bunu yaparken de ne eksiltme yapıyor ne artırma! Toprak, düşüncesizce yere attığımız bütün çöpleri sere serpe gözümüzün önüne getirmiyor mu? Ya da atmadığımız çöpleri mi üstüne çıkarıyor ve arz-ı endâm ettiriyor? Kirletmediğimiz deniz suyu, kirli görünmek için numara mı yapıyor?
Elimizi yüzümüzü yıkadığımız çeşme, temiz bırakmamıza rağmen inadına kirli mi görünüyor? Toplu taşıma kullanırken koltuğumuzu verdiğimiz yaşlılar, hastalar ve kadınlar bu düşünceli ve nazik davranışımıza itiraz mı ediyor? Çarşıda denk geldiğimiz komşularımıza tebessüm ettiğimiz için mi tartışma çıkıyor?
Tribünlerdeki kavganın sebebi, taraftarın rakip takımın onurunu ve izzetini koruyacak tezahüratlar yapmasıyla mı oluyor? Teknik direktörler maç öncesinde bir kahve ortamında oturup çay içseler de stadyumlardaki problemler asla çözülmeyecek cinsten mi?
Yani esasında az önce ifade ettiğimiz gibi dünya da yalan söylemiyor. Daha önce dünyaya ne verilmişse, onun yansımasını gösteriyor. Aldığı fiyata satıyor, kâr etmiyor.
90’lı yıllarda bir şarkıda,
“Sen sus hiçbir şey söyleme,
Sen sus da gözlerin konuşsun” sözleri vardı. Aynadaki görüntüye olmasa da sosyal hayatta yaşananlara yönelik yapılan itirazlar üzerinde bu mantık çok anlamlı sanırım. Aynadaki görüntümüz içimize sinmiyor olabilir.
Hazırlanma vaktimiz azaldığı için önlem alma konusunda biraz geç kalmış olabiliriz. Zamanımız daralmış, imkânımız oluşmamış da olabilir. Aynadaki görüntümüzde var olan bütün olumsuzluklara rağmen onları sadece sözle düzeltmeye çalışmak büyük bir tutarsızlığın ifadesi oluyor. Hakikat arayışında söze, gözün de refakatinin beklenmesi son derece yerinde oluyor. Dilin üst çene ile alt çene arasında dolaşarak çıkardığı ses, yalnız başına kalınca yanıltıcı olabiliyor. Yerine göre diğer organların da dile refakat etmesi, daha gerçekçi bir iletişimin ortaya çıkmasına yardımcı oluyor.
Bu noktadan hareketle insan dünyayı anlatmasa da dünya insani anlatsa, nasıl bir ayna görüntüsü ortaya çıkar acaba? Hatta dünya sokaklarıyla birlikte konuşsa, doğruya daha yakın bir sonuç elde edilmiş olmaz mı? İmkân olsa da şehirler konuşabilse veya kuşların söylediklerini biz anlayabilsek, daha düne kadarki davranışlarımız hakkında ne derlerdi acaba?
Biz sussak da gözlerimiz konuşsa veya ellerimiz anlatsa, söyleyecekleri karşısındaki tavrımız ne olurdu? Mesela, oturduğumuz mahallede hiç çöp kutusu yokmuş gibi su içtiğimiz ambalajı yere atmamız konusunda ne söylerdi toprak? Su içtiğimiz çeşme, suyu açık bırakmamız konusunda ne derdi? Yorulduğumuzda oturduğumuz bank, üzerinde bıraktığımız bisküvi ambalajı hakkında ne anlatırdı acaba?
Belki de henüz siftah yapamamış bakkal Mevlüt amca, işe yetişmek için önünden selamsız ve hızla geçmemize kaç zamandır gücenmekte haklı olabilir mi? Bulunduğumuz apartmana taşınan komşu, bütün evin yükü altında ezilen bedenine bir bardak soğuk su ile eşlik edemediğimize üzülmüş müdür?
Görelim veya görmeyelim, duyalım veya duymayalım ama bugün dünya ekranında gördüklerimiz, daha düne kadar aynanın yanına kadar götürdüklerimizle o kadar ilgili ki!
Peki, ne yapmalı?
Aynaya bakmayı, kusurlu olduğunu düşündüğü görüntüsünü düzeltmeyi herkes arzu eder. Değil mi ki yeni bir güne başlayacağız ve her şeyin yolunda gitmesini istiyoruz, o zaman yerinde bir olgunluk gösterebilmeliyiz.
Şehrimizi, doğamızı, genciyle kadınıyla insanımızı, derneğimizi ve esnafımızı anlamaya çalışmalı ve karınca kararınca eksiklerimizi bir bir gidermeye başlamalıyız. Atan kişi biz olmasak da gördüğümüz bir şişeyi yerden alıp çöp kutusuna koyabiliriz. Açık unutulmuş şehir çeşmesini görünce kapatabiliriz. Rüzgâra dayanamayarak yere düşmüş bir esnaf şemsiyesini görünce yerden kaldırabiliriz. Yolun karşısına geçmeye çalışan bir engelliye destek olabiliriz. Elindeki poşetlerle pazardan eve dönmeye çalışan komşumuza yardım edip elindeki poşetleri taşıyabiliriz.
Hatalı davranışlar gösterdiğini düşündüğümüz gençlerimiz hakkında daha tedavi edici olabiliriz mesela! Bir fidanı korumak için çevresine diktiğimiz çıtalar gibi genci de koruyabilir, benzer ilgiyle ona da yaklaşabiliriz!
-“Fidan itiraz etmiyor ama gençler her şeye itiraz ediyor” dememeliyiz!
Her şeyin en doğrusunu bildiğimize göre, mutlaka en isabetli tedaviyi de bulabiliriz. Her gün ve ısrarla, düşünmeden ortaya koyduğumuz bir davranışımızı ve sebep olduğumuz bir hatamızı olumluya çevirirsek, kısa bir süre içinde aynadaki görüntümüz tahmin edilmeyecek düzeyde değişecektir. İşte o zaman, büyük bir gönül rahatlığıyla aynaya bakabilecek ve görüntümüzle mutlu olabileceğiz.



