Sen Seçildin
- Tarih:

Hiç eğip bükmeden söyleyelim, akıllı telefon kullanan hiç kimse özgür değildir. Sen yatak odasında, yastığının yanındaki komodine, ortam dinlemesi yapan bir cihaz koyup, sonra da özgürlükten bahsedemezsin. Hem de bunu hiçbir zorlama olmadan, bile isteye, gönül rızasıyla yaparken… Buraya kadar sorun yok. Dostoyevski’nin muhteşem tiplemesi Büyük Enzgizisyoncu haklı: “İnsan, özgürlüğü kaldıracak kadar güçlü bir varlık değildir.” Bu kadar zayıf, bencilce istekleri dışında hiçbir şey için güç harcamak isteyen bir varlıktan, varoluş kayrasını anlayıp ruhunu özgürleştirmesini beklemek zaten haksızlık.
Lakin burada başka bir sorun var: “Eskiden köleler, bir gün özgür olma umuduyla yaşarlardı.” diyor tarih filozofu Şahin Uçar, “Oysa modern insan, azat kabul etmez, gönüllü bir kölelik yaşıyor.” Filozofun yorumundan yola çıkarsak; sabah kalkar kalmaz ilk iş telefonuna bakan kişi, bilerek ve isteyerek özgürlüğünden vazgeçmektedir.
Soralım: Ne uğruna? Cevabını da verelim: Konfor. İş hayatın, arkadaş ve dost ortamların, aile ilişkilerin, para kazanma imkânların, hepsi orada. Artık yaşamını idame ettirecek her şey komodindeki telefonda. Müthiş bir kolaylık. Tabi ki ilk iş ona bakacaksın. Kendini buna niye mahkûm ettiğini sorgulayacağın günler gelecek ama şimdi değil. Şu an, oyuncağıyla oynayan bir çocuk gibi sana sunulan kolaylıkların tadını çıkarıyorsun. Bir robot süpürgenin beş gelin değerinde olduğu bir toplumda, kendini biricik hissedemezsin. Çevrim dışı kalınca kendini kötü hisseden herkes gibi, pekâlâ kolayca vazgeçilebilir birisin. Sen seçildin. Kurban olarak.
Nasıl bir şeydir bu konfor? “Benim işlerim yürüsün de varsın Filistin’de çocuklar ölsün.” gibi bir şey belki de. Bir zamanlar yalnız zenginlerin sergilediği sosyetik duyarsızlık kitlesel bir alışkanlığa doğru ilerliyor. Fakat bir sıkıntımız var. Devletin, dinin, toplumsal tabakaların sunduğu olanaklara ihtiyacı olmayan bir zengin, istediği kadar duyarsızlık sergileyebilir. Ne gidecek bir yeri olmak zorundadır ne de dertleşecek bir dostu. Hoş, Dostoyevski’nin “ateizmden daha tehlikeli” dediği sosyetik duyarsızlık çok da matah bir şey değildir ama yaşamadık ki elimizin tersiyle itelim. Yine de zengin bir insan, parası ve gücü için onunla dost olmayı bekleyenlerden birini çağırıp geçici de olsa dertleşme ihtiyacını giderebilir. Ama sen yapamazsın. Çünkü sen başkalarına muhtaçsın. Fedakârlık yapman gereken konular var hayatında. Ağız kokusuna katlanman gereken insanlar var. Sen uyurken artan bir servetin de yok üstelik. Tabi ki yatmadan önce son yaptığın şey de telefona bakmak olacak. Sen seçildin çünkü. Kurban olarak.

Kızıyor musun? Kızma. Sürekli reels kaydırmanın elbette psikolojik bir sonucu olacaktı. Bacağını kaybetmiş bir çocuk videosu ile Serenay Sarıkaya’nın ödül törenindeki şımarıklığını arka arkaya izleyip, aynı duyarlılıkta hayata devam etmeyi bekleyemezsin. Yolun elbette psikoloğa düşecek. Çünkü sen özgürce duygularını yaşamaktan vazgeçmiş birisin. Sen seçildin. Kurban olarak. Ama bu kez bir farkla. Bunu sen istedin.
Artık özgür değilsin. Kameraya merhaba de.



