Picture of Fatih Yılmaz
Fatih Yılmaz

Köy hayatı, çocuklar ve üretim

A+ A-

Bazı şeyler istesen de olmuyor. Hayat, anın farkında olarak yaşamakmış. O anda kalarak yola devam etmeyi uzun yıllar sonra öğrendim. Anı yaşamak isabetli işler yapmayı sağlıyor olsa da insan geçmişi hatırlamayı çok seviyor. İyi ya da kötü hatıraları hatırlamak nedense iyi hissettiriyor. Gidenlerle buluşma gibi olduğundan mıdır, bugünlere şükrettirdiğinden midir, hayal dünyasının kendine has sihrinden midir bilmiyorum ama bir şekilde iyi hissettiriyor.

Köyde yaşadığım günleri hep düşünürüm. Büyük şehirlerde yaşadım uzun yıllar. Yurt dışında da yaşadım. En sevdiğim şey üç farklı dünyayı kendi zihnimde kıyaslamak. Acaba hangisi insan ruhuna daha uygun diye düşünmüşümdür her zaman. Şöyle gözlerimi kapayıp yaşadığım yerlerde bir tur attığımda huzur bulduğum yer hemen ön plana çıkıyor. Huzurun sadece mekânda değil zamanda ve o zamanın içerisindeki insanlarda olduğunu fark ediyorum.

Çocukluk yıllarının değeri tartışmasız zirveyi temsil ediyor. Mekân, zaman, çevre derken şimdi de psikoloji devreye giriyor. İnsanların belli zamanlardaki ruh hali, dünyaya bakışı, heyecan ve merak seviyesi, kaygı düzeyi gibi şeyler. Her çocukluk da bir değil tabi. Şimdiki nesil ile kendi çocukluğumu kıyasladığımda kendi kendime şöyle diyorum, “biz gerçekten çocukluğumuzu doya doya yaşamışız.” Şimdi çocukları mutsuz mu? Hayır. Ama şimdiki mutluluk dediğimiz şey her şeyde ve her yerde olduğu gibi daha sanal ve yapay. Sanal hayatlar, sanal oyunlar. Biz çocukken hayatın içinde yaşadık. Yapay şeyleri bilmediğimiz gibi sanal kavramı literatürümüzde bile yoktu.

Köy hayatını o dönemde öne çıkaran, köylerde hayatın gerçekten var olmasıydı belki de. Köylerde okulların, bahçelerinde cıvıl cıvıl çocuk seslerinin olduğu yıllardı. Sabahları köy ahalisi sığırları çobanın sürüsüne katarken çocuklar da okula hazırlanırdı. Önce hayvanlar ardından çocuklar çıkardı evlerden. Neredeyse her evde en az iki üç büyükbaş ya da beş on küçükbaş hayvan olurdu. Kaz, tavuk ya da ördekleri saymıyorum bile. Evin köpeği kedisi de cabası.

Ekranlar olmadığı gibi elektrik bile tam olarak yoktu. Hatta evlerde su bile yoktu. Eğer kuyu kazdırdıysanız belki tulumbadan su çekebilirdiniz. Yoksa güyümleri alıp köy çeşmesine gitmekten başka çareniz yoktu. Çok fazla konfor yoktu belki ama haddinden fazla huzur vardı. Ciğerlerinizi çatlatırcasına içine çekebileceğiniz bir huzurdan bahsediyorum. Elektrik su faturası yok, kredi kartı yok, ev kirası yok, damacanalara ödenen paralar yok, ekmeğe para vermek yok, süte yoğurda para vermek yok, ne olduğu belirsiz tavuk etine, yumurtaya para vermek yok, israf yok, otopark ücreti yok, kafelerde fahiş fiyatlara çaya kahveye para ödemek yok, apartman aidatı yok, çöp vergisi yok, yok, yok, yok.

Çocukların oynayacağı fabrikasyon oyuncaklar da yoktu. Resimli kitaplar, dijital oyunlar yoktu. Bu kadar yokluğun getirdiği çok önemli bir şey vardı, üretim. Her şeyi kendiniz üretmek ve yapmak zorundaydınız. Bu da hayal gücünüzü zorluyor ve yaratıcılığı artırıyordu. Mesela biz her şeyi oyuncağa ve oyuna dönüştürebiliyorduk. Sürekli üretim halindeydik. Daha eskilerden üretilmiş geleneksel oyunlar bir tarafa, kendimiz de sürekli yeni oyuncaklar ve oyunlar üretiyorduk. İşte yaşadığımız dönemle geçmiş arasındaki en önemli farklardan biri, üretim ve tüketim. Şimdi yaşadığımız tüketim toplumu karşısında biz eskiden toplum olarak nitelikli bir üretim halinin içerisinde huzurla yaşıyorduk.

Ağaçlardan kestiğimiz Y şeklindeki parçaları serum lastiği, eriş ipi ve bir parça deri ile sapan yapıyorduk. Ahşap malzemeleri elimizde işliyor, çivilerle traktör ve kasa yapıyorduk. Karlı, soğuk kış günlerinde naylon yem çuvallarına saman doldurup, yükseklerden aşağılara kayak yapıyorduk. Traktörlerin yağ filtrelerini kullanarak saplı, elde sürmeli oyuncaklar yapıyorduk. Kavaklardan kestiğimiz uygun dallarla yay yapar, yanı malzemeden ok yapıyorduk. Gazoz kapaklarını bükerek oklarımızın ucuna takıyorduk. Bizim oralarda günaşşığı dediğimiz ayçiçeklerinin kafalarını ve saplarını kullanarak elde sürebileceğimiz oyuncaklar yapıyorduk. Yine bizim copbaklı dediğimiz bir ucu kalın değnekleri ellerimize alır kayrak taşları ile buz üzerinde yerli buz hokeyi oynardık. Bizim oralarda gaba taş dediğimiz Eskişehir’in lüle taşına benzer taşları dere sularına bir süre bırakıyor ardından bıçakla oyma oyuncaklar yapıyorduk. Bunlar kendi ellerimizle, özenle yaptığımız bir sürü oyuncaktan sadece bazılarıydı. Hepsi özenle, keyifle yapılır ve bazıları saatlerce sürerdi.

Toplu olarak oynadığımız oyunlar vardı bir de. Çelik çomak, asker, dokuz kiremit ve daha neler neler. Köyde bir inşaat yapıldığında savaş borusu çalmış demekti. İnşaatta kullanılan borulardan birer parça kesip, kağıtlardan ince külahlarla savaş yapıyorduk. Hepsinde ince işçilik vardı. Boruların düz olması gerekir. Külahların borunun içinde şişmeyecek şekilde ince ve sağlam yapılması gerekir. Nişan almak için boruların üstüne nişangahlar yapılması gerekir. Yedek külahlar için yine borulardan özel ek malzemeler yapılması gerekir. Bütün bunlar hepimizin elinden çıkar ve adeta birer sanatçı gibi çalışırdık.

Geniş, ucu bucağı olmayan yeşil meralarda oynadığımız oyunlar, maçlar, güreşler, koşturmacalar ve daha neler neler. Saymakla, anlatmakla bitmez. Harman zamanlarında üretilen oyunlar ayrı, karlı, soğuk kış aylarında üretilen oyunlar ayrı, derelerin taştığı zamanlarda üretilen oyunlar ayrı, düğünlerde üretilen oyunlar ayrıydı. Bunun bir de mal gütme zamanları vardı. Köyün etrafındaki otlak meralarda ya da dere kenarlarında ayrı oyunlar oynanırdı.

Her şey doğal, her şey yerli ve milliydi. Hepimiz merak doluyduk ve sürekli hayal gücümüzü zorlayarak yaşıyorduk. El becerilerimiz üst seviyede aktifti. Sürekli hareket halinde olduğumuz için sabahtan akşama kadar spor ve jimnastik yapar vaziyetteydik. Bugünlerde yapay olarak çözemediğimiz bütün problemleri bizler doğal ortamında hallediyorduk. Çok şanslıymışız gerçekten. İnanılmaz zamanlarmış. Geçmişi düşündüğümde neden köyü daha çok sevdiğimi, neden köyde okula gitmek istediğimi şimdi çok daha iyi anlıyorum.

Bugün en keyif aldığım şeylerden biri köy hayatını, köyde geçen çocukluk yıllarımı anmak ve anlatmak olsa gerek ve yine o keyif ve huzur dolu yıllara tekrar dönebilmek için insanları bilgilendirmek. Kim bilir belki yakın gelecekte herkesle hemfikir oluruz. Yeni bir dönüş ve yeniden doğuş başlar. Kim bilir!