Geç Kalsan Bile Saraybosna Tanır Seni
- Tarih:
Kalbimizin orta yerinden geçen mekanların bizde bıraktığı izler ömrümüzün sonuna kadar bir fısıltı gibi gözümüzün önünde duracak. Yaşarken düşünmek mi yaşadıklarımızı düşünmek mi arasında gidip gelen ikilemlerin insanları değiliz. Her günümüzün bereketi hangi yönden gelişecek bilemiyoruz. İşte böyle bir anda Saraybosna’da köşe bir kahvedeyim. Sebilin az aşağısında Gazi Hüsrev Bey Camii’ne doğru dönen köşede. Şehrin tüm akışı burada toplanmış gibi. Sabah sakinliğinde geldiğim bu yerde dünyanın tüm saat dilimleri aynı heyecanı gösteriyor gibi. İçimde beliren huzuru kimseye belli etmeden Boşnak kahvemden ilk yudumu alıyorum. Kahvenin yanında ise lokum kesinlikle geliyor.

Günler ne çabuk geçmemiş onu düşünüyorum bir yandan. 26 gündür buradayım fakat günler, içerisine hayatımda yaşadığım tüm olayları sığdıracak kadar coşkulu. Hayat hızlı akmıyor Saraybosna’da. Acelesi olanların şehri terk etmesi için çok sebep var. Herkes nasibi kadar hızlanabiliyor bu şehirde. Başçarşı’nın kalabalıklaşma vakti yaklaşıyor. Dino Merlin’den Rane dinliyorum. Ruhumun kıyısından bir film akıyor sanki hangi film olduğuna karar veremiyorum. Belki de bu yaşadıklarım bir filmdir veya hayatlarımız bir film olmayacak kadar özeldir.

Kalabalık saatler artık Başçarşı için. Sebilin önünde fotoğraf çekilenlerin sayısı artıyor. Hediyelik eşya dükkanlarının önü kalabalıklaşıyor. Yavaştan hesabı ödeyip kalkıyorum. Miljacka Nehri’nin kıyısından yürüyorum. Tramvay yolu tarafından yürümeyi tercih etmiyorum. Karşı taraf daha sakin. Akan nehrin içinde bir film beliriyor. Sanki bu şehirde hikayesi yarım bırakılmışların hüznü dolaşıyor. Aida Begiç’in Snijeg filmi bir daha aklıma geldiği için yarım bırakılmışlığın gözyaşı oluyor akan nehir.



