Plaza Dizileri
- Tarih:
‘Tüketim Çağının Tükenmiş Dizileri’
Milenyum! Yavaş anların son zamanları.
İlk cep telefonu ve son mektup.
O yıllara duyduğum özlem; kışın sobada pişen kestanenin kokusu, arkadaşlarla oynadığımız sokak oyunları, bayram sabahlarında tüm aile büyüklerinin bir araya gelmesinin verdiği heyecanlı anılarla sınırlı değildi.
Akşamları nefis yemek kokularının sardığı evimizde ağız tadıyla yediğimiz yemekler, sıcak çay eşliğinde ailecek ettiğimiz güzel sohbetler ve bazı akşamlar patlamış mısır ile izlediğimiz, seyrine doyum olmayan aile dizileri…

Geçmiş gerçekten çok mu güzeldi? Eski günlerde yaşadığımız bir mutluluğu, bugün yaşadığımız mutluluktan ayıran ve o anı daha güzel hissettiren şey tam olarak neydi?
Özlemenin, geçmişe ait olmayıp geleceğe ait olduğunu söylerler. Kim bilir belki de insan artık yok diye üzülmüyor, bir daha olmayacak diye üzülüyor.
O günlere duyduğumuz özlemler arasında hiç şüphe yok ki birbirinden eğlenceli, samimi ve gerçekçi dizilerin de yeri ayrıydı.
O döneme ait aklıma gelen ilk dizi Ekmek Teknesi olur hep.
Fırıncı Nusrettin Baba, eşi Ayhan Anne ve her biri birbirinden farklı kızlarının yaşamını konu alan dizi, şimdilerde çoğu dizide hiç yakalayamadığımız samimiyeti ve sıcaklığı seyirciye ustalıkla aktarmıştı. Heredot Cevdet’in hikayeleri, Kirli ve Korkut gibi diğer karakterlerin gerçekliği, tiplemelerin saf ve samimi anlatımı izleyiciye keyif veriyordu. Orta sınıf bir mahallelinin yaşamını, oradakilerin hayata tutunma çabalarını, samimi bir şekilde konu alan keyifli bir aile dizisiydi. Oyuncu kadrosundaki her bir karakterin özenle seçildiği Ekmek Teknesi; memleket, gurbet, dayanışma ve aile kavramlarını sonuna kadar hissettiren, o yılların en kıymetli dizilerden biriydi.
Yine aynı döneme ait seyirciyi ekran başına kitleyen Avrupa Yakası.
İstanbul Nişantaşı’nda yaşayan Sütçüoğlu ailesinin günlük yaşantısı ve evin kızı Aslı karakterinin çalıştığı Avrupa Yakası dergisindeki çalışanların hayatlarının konu edindiği durum komedisi türündeki diziydi.

Dizideki her bir karakter nevi şahsına münhasırdı. Evin kızı Aslı ve abisi Volkan’ın geçimsizlikleri, Burhan Altıntop’un sürekli eziklik duygusuyla kendini olduğundan daha kültürlü ve entelektüel göstermeye çalışırken içindeki taşralı ruhunu gizleyememesi, Nişantaşı’nın şahşahalı yaşantısına özenirken yaptığı girişkenlikler. Burhan Altıntop karakteri, Türk dizi tarihinde efsaneleşiyordu. Tacettin karakterinin entrikaları ve herkesin çevresinde bildiği bir karaktere benzemesi…
Her bir karakter, dizinin toplumsal eleştirilerini de yansıtan önemli tiplemelerdi. Tiplemelerin gerçekliği, karakterler arası etkileşimler ve yaşanan komik olaylar, Avrupa Yakası’nı özel ve farklı kılıyordu. 22 yıl önce sadece yayınlandığı dönemdeki kitleyi değil, bugünkü jenerasyonları da kendisine bağlayan bir dizi olmasının sebebi karakterlerin kusurları dahil birçok özelliklerinin gerçekçi ve samimi bir dilde aktarılması olduğu söylemek yanlış olmaz.
Bu dizileri söyleyip Seksenler’e değinmeden olmaz. 1980’li yıllardaki geleneksel ve klasik bir Türk ailesinin zorlu yaşantısına şahit olduğumuz aile dizisi. O dönemin Türkiye’sindeki toplumsal ve kültürel değişimi bir ailenin gözünden aktarırken bizleri o günlere ustalıkla götürürdü. Dönemin önemli siyasi olaylarından tutun da evdeki eşyalara, duvar yazılarından tutun da semt dükkanlarına kadar birebir o dönemin ruhunu yansıtan bir diziydi. Geleneksel aile yapısından mahalle dayanışmasına, hayatımıza giren teknolojik yeniliklerden değişen değer yargılarına kadar pek çok unsur hem eğlenceli hem de duygusal bir dille işlenirdi.
Bu dizilerin ortak noktalarından bir tanesi de eğlendirirken düşündürüyordu. Mizahi unsurlar kullanılarak, toplumsal olaylar hakkında sizi olumlu ya da olumsuz eleştirilere sürüklerdi. Bir diğer ortak husus ise, her yaştan izleyicinin kendinden bir parça bulabileceği zengin karakter galerisiyle unutulmaz dizilerdi. Gerçeklerdi, samimilerdi. Belki de izlediğimiz son içten dizilerdi.
Milenyum çağında her şey hızla değişmeye ve tükenmeye devam ediyor. Dizi sektörü de büyük bir ivmeyle bu tüketimden nasibini alıyor. Sakinlik ve mana yerini hız ve değişime bırakmış durumda.
Günümüz dizilerini artık izlemeye tahammül edemiyoruz. Tamamen görsellikten oluşan sakinlikten uzak, içtenliği, gerçekliği ve samimiyeti yakalayamayan bu diziler, yapaylıktan öteye geçemiyor. Hemen hemen tüm dizilerde mekân plaza oluyor ve sadece aşk ile mafya konuları işleniyor. Aşk kelimesinin manası bile bu dizilerde işlenen konuya ağır geliyordur.
Belki de bu yüzden birçoğumuz televizyon izlemeyi de bıraktı. Birkaçımız da 2000’li yılların dizilerinde takılıp kaldık. O dizilerin nostaljisini yaşatıyor onları yeniden hatta yeniden izliyoruz.
Artık günümüz dizileri üretkenliğini yitirmiş, üzerinde toz birikmiş, içi boş bir Ekmek Teknesi gibi.
Devasa plazaların bunaltıcı odalarına sıkışmış bir sektör.
Fotoğraf Kaynak: https://onedio.com/haber/yalidan-plazaya-platodan-ciftlige-iste-populer-20-dizinin-cekildigi-yerler-1102231



