Picture of Şahin Ali Şen
Şahin Ali Şen

“Mazeretim Var Asabiyim Ben”

A+ A-

Yazıyı başlık atmakta zorlandım. İlk önce “kendimizi kandırmak” başlığını attım. Sonra sildim, “Krizler olmasa ekonomiyi ne güzel yönetiriz” başlığını koydum.  Ekonomi yönetiminin, ekonomide hızlı bir düzelme olmamasını sürekli mazeret üretmesinden yola yola çıkarak, MFÖ’nün şarkı sözü olan “Mazeretim Var Asabiyim Ben”  başlığında karar kıldım.

Bir ekonomi yazısında rakamlar havada uçuşur ancak bu yazımda elimden geldiği kadar rakam vermeyeceğim. Ekonomi yönetiminin dezenflasyonla mücadelenin istenildiği gibi gitmemesi karşısında sürekli mazeret üretmesini sorgulayacağım. Malum, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Merkez Bankası ekonomideki hızlı düzelmemenin faturasını gıda fiyatlarındaki yükselişe kesti. Klasik mazeretleri de don ve kuraklık etkisi: Don vurdu, kuraklık çarptı, yağmur çok yağdı, ürün çürüdü, hasat yarım kaldı.

Bu mazeretleri bir sorgulama yapalım. Birincisi, don ve kuraklık her yıl olmuyor ancak gıda fiyatlarındaki artış ben bildim bileli sürekli artıyor. İkincisi, don genellikle don tarihinde çiçek açan meyveleri vuruyor ancak fiyat artışları tarımsal ürünlerin tamında yaşanıyor. Üçüncüsü, kuraklık her yıl olmamasının yanında belli bölgelerde etkili olan bir durum. Ekonomi yönetimine sorum şu: Don olmayan, kuraklık yaşanmayan, gıda fiyatlarının düştüğü bir yıl söyleyebilir misiniz?

Tüm dünyada don oluyor, kuraklık oluyor, yağmurların sürekli yağdığı dönemler oluyor.  Gıda enflasyonu bizimki kadar yüksek değil.  Bu sorunun konjektürel ve palyatif çözümü don vuran veya kuraklıktan etkilenen ürünleri ithal etmek; ikincisi bu ürünlerin ihracatını zorlaştırmak.  Don ve kuraklık etkisi dönemsel bir durum. Tarımdaki asıl ve kök sorun maliyet sorunudur.  Gübre, akaryakıt, tarımsal ilaç fiyatlarının yüksekliği ile tarımsal verimsizliktir. Ekilebilir arazilerinin tamamının işletilmemesi, boş bırakılmasıdır. Ekonomi yönetimine bir soru daha soralım: Mazereti bırakıp tarımın kök sorunlarına eğilmeyi, çiftçiye tarımsal destekleri artırmayı düşünüyor musunuz?

Başlığı “kendimizi kandırmak” için atmıştım dedim ya… Gerçekten ekonomi yönetimi başta kendilerini ve toplumu kandıracak mazeretler, söylemler üretiyorlar.  “Bütçemiz faiz dışı fazla verdi” ifadesi kendimizi kandırmaktan öteye geçebilir mi? Rakamsız bir yazı yazacağım dedim ancak tam yeri geldi bir tane vereyim. 2026 yılında bütçeden faize 2.7 trilyon faiz gideri ayrılmışsa, “Bütçemiz faiz dışı fazla verdi” sözünün bir anlamı var mı? Bütçe açığına denk faiz gideri var, belki bu gidişle bu sözü de söyleyemeyeceğiz çünkü faiz gideri bütçe açığını geçecek.  Bana biraz komik geliyor, bilmiyorum siz ne dersiniz? Ekonomi yönetiminin açıklamalarında şu cümleleri sürekli görüyoruz: “Altın ithalatı hariç. Enerji ürünleri ithalatı hariç.” Niye hariç olsun. Altın ithalatına, enerji ürünlerine döviz ödemiyor muyuz? Ödüyoruz.

Dış ticaret açığında,  cari açığında altın ve enerji ithalatının etkisi var mı? Var.  Bu mazeretlerle kendimizi kandırmak yerine ya enerji ithalatını azaltacak tedbirler alacağız;  güneş, rüzgâr ve biyoenerji seçeneklerini güçlendireceğiz ya da yeni petrol ve doğalgaz yatakları bulacağız, altın madenlerimizi kendimiz işleteceğiz.

Ekonomi yönetiminin gerçekten uzaklaşan şu mazeretlerini de anlam veremiyorum: Mevsimden arındırılmış işsizlik, takvim etkisinden arındırılmış gıda enflasyonu gibi…  İstihdam oranı artmıyor,  atıl iş gücü yükseliyor ancak işsizlik düşüyor. Bu düşüş sağlıksız. Neden? İstihdama katılım az, düzensiz işlerde çalışanlar çok, iş aramaktan vazgeçenler fazla. Dolayısıyla gizli ve atıl işsizlik yüksek, o zaman işsizliğin azalmasının bir önemi var mı? İşsizliğin tek çaresi var; yatırım, yatırım, yatırım, üretim, üretim, üretim… Arındırılmış, arındırılmamış kavramlarıyla kendimizi aldatmayalım, milleti de aldatmayalım.

Ekonomi yönetiminin hem kendini hem milleti kandırdığı bir başka söylem: “İhracatta Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdık.” Bu cümle yanlış mı değil. Problem ne o zaman? İthalatta Cumhuriyet tarihinin rekorunun kırıldığını söylememek, hatta ithalattaki artış oranının ihracattaki artış oranından daha yüksek olduğunu toplumdan kaçırmak. Dış ticaret açığı yüz milyar dolara dayanmışken, “İhracatta Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdık” cümlesinin bir anlamı var mı, buradan ekonomi yönetimine soruyorum. Sorunları görmezlikten gelmeyi ifade eden devekuşu taklidi yapmaktan, sorunları halının altını süpürmekten başka bir anlam ifade etmez.  Şimdi de “Şubat enflasyonu yüksek çıkabilir” diyorlar, Ramazan etkisinden bahsediyorlar. Kendimizi kandırmaya devam.

Bir Milli Eğitim Bakanının söylediği tartışmalı şöyle bir sözü var: “Şu mektepler olmasaydı, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim.” Başka bir versiyonu “Öğrenciler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim.” Ekonomi yönetimi de, “Krizler, don, kuraklık, yüksek enflasyon, yüksek faiz,  yüksek borç, küresel durgunluk olmasa ekonomiyi ne güzel yönetiriz” diyor sanırım. İyi yönetim odur ki, krizlere rağmen ekonomiyi yönetir. 

Son söz, mazereti, halkın eleştirilerini asabi cevap vermeyi bırakalım, köklü çözümlere odaklanalım.