Picture of Muammer Yalçın
Muammer Yalçın

İçte Kopan Fırtınanın Ardından Kalan Sessizlik

A+ A-

“Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.”

(Kendine dön de bir bak, zira sen âlemin özüsün.

Bütün varlıkların gözbebeği olan insansın.)

 Şeyh Galip

Fırtına sonrası sessizliğin ardından, insan ilk kez kendi iç dünyasının derin sesini duyar. O ses ne bir acz ağıtı ne de bir pişmanlık çığlığıdır; aksine, yönelmenin ve arınmanın sessiz müjdecisidir. İnsan, kendi karanlığıyla yüzleştiği anda ışığın nerede olduğunu fark eder ve bu fark ediş, bir kopuştan çok bir dönüşü haber verir. Nefsin alışkanlıklarından sıyrılan kalp, hakikate doğru eğilir; bu eğiliş zamanla bir yakınlığa, bir ünsiyete dönüşür.

İnsan, iç âleminde fırtınalar estirdiğinde, çoğu zaman kendini bulanık suların içinde hisseder. Bu suların temizlenmesi için durmak gerekir; sessizliğe dönmek, nefsi dinlemek ve hakikate kulak vermek gerekir. İçe yönelen her adım, kalbin yükünü hafifletir ve ruhun ferahlığına vesile olur.

İstiğfar, bu yönelişin dilde yankılanan sesidir. Kalpte filizlenen nedâmet, dudaklardan dökülürken bir yakarış hâlini alır. Her “estağfirullah” deyişi, zamanla kalpteki ağırlığı çözer, iç dünyada bir ferahlık oluşturur ve kulun hâli sürekli olarak yenilenir. Bu sessiz akış, insanın arınmasının sürekliliğini sağlar ve ruhun dinginleşmesine yardımcı olur.

Tasavvuf ehline göre kalp, ilahî tecellilerin aynasıdır. Lakin zamanla tozlanır, kararır. Niyazî-i Mısrî’nin “Gönül aynasıdır, pas tutar; istiğfarla cilalanır” sözü bu hâli açıklar. Cilalandıkça görüntü berraklaşır; insan hem kendini hem de varlığı daha sahih bir gözle görmeye başlar.

İnsan, kusurunu görmekte çoğu zaman isteksizdir. Nefis, kendini temize çıkarmaya meyleder. Oysa hakikatin kapısı, bu örtünün aralanmasıyla açılır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin “Kusurunu bilmek, kusurdan kurtulmanın ilk adımıdır” sözü, bu eşiği işaret eder. Kusurunu görebilen için yol görünür hâle gelir ve kalp kendi yönünü bulur.

İnsanın iç dünyası bir nehir gibi akar. Yatağını bulduğunda sükûnet kazanır, yönünü kaybettiğinde bulanır. Bazen bir duruş gerekir; akışın kendini toparladığı, berraklığın geri döndüğü bir an. İşte o an, insanın kendi içine bakabildiği eşiktir.

Yunus Emre, insanın bu hâlini sade bir derinlikle dile getirir: “Ete kemiğe büründüm / Yunus diye göründüm.” Bu söz, varlığın hem faniliğini hem de anlam arayışını içinde taşır. Onun “Bir kez gönül yıktın ise / Bu kıldığın namaz değil” uyarısı ise iç arınmanın dış dünyadaki yansımasını hatırlatır.

İçe dönebilmek, çoğu zaman sessizliğin içinde hakikati bulmayı gerektirir. Bu sessizlik ne bir suskunluk ne de bir kayıtsızlık hâlidir; aksine kulun kalbiyle olan diyaloğudur. İçine dönebilen, eksiklikten ziyade bir çağrıyla karşılaşır ve o çağrı, yönünü tayin eden ince bir işaret olur.

Yolun sonunda umut vardır. Ne kadar uzaklaşmış olursa olsun, insan için daima bir dönüş imkânı saklıdır. İlahi rahmet, kulun tahayyülünü aşan bir genişliğe sahiptir. Yeter ki yöneliş samimi olsun; atılan küçük bir adım bile büyük kapıların aralanmasına vesile olur.

Günah, kalpte ince bir sızı bırakır. Bu sızı zamanla derinleşebilir. Lakin insan, bu ağırlığı taşımaya mahkûm değildir. İçten gelen bir yöneliş ve samimi bir yakarış, yükü hafifletir; kalp yeniden dinginliğe kavuşur.

Bugünün dünyası, insanı bitmek tükenmek bilmeyen bir telaşla hep dışarıya, hep bir yerlere yetişmeye zorlar. Oysa ruhun tekâmülü, bu sonu gelmez koşuyu bir an olsun bırakıp nefeslenmekte gizlidir. Dış dünyanın sağır edici gürültüsünden sıyrılıp içine çekilen insan, hem kendine hem de etrafındakilere daha merhametli bir nazarla bakma imkânı bulur. Sürekli dışarıda bir şeyleri yakalamaya çalışırken yitirdiğimiz o ilahî denge, ancak adımlarımızı yavaşlattığımızda ve kalbimizin asıl ritmini duyduğumuzda yeniden kurulur.

Bu içsel yavaşlama ve arınma süreci, zamanla insanın hâline sirayet ederek ruhi bir olgunluğun meyvelerini verir. Olgunlaşan ruh; sığ tartışmalardan uzaklaşır, kişileri ve olayları daha az konuşur hâle gelir. Başkalarının ayıplarını görmekte körleşirken, kendi eksikleriyle meşgul olmanın derdine düşer. Karşılaştığı dertler bir isyan vesilesi olmaktan çıkıp, rızayla kabullenilen birer tekâmül basamağına dönüşür.

Neticede insanın yolculuğu, kendi içinden başlayıp yine kendi içine doğru devam eder. Bu yolculukta bazen bir dönüş, bazen bir yakarış eşlik eder. Yön bulan kalp, zamanla sükûna erer; arınan ruh, hakikate daha açık hâle gelir.