Zehirli Cesaret
- Tarih:
İnsan kendi hayatı konusunda çoğu zaman mütereddit, suskun ve kaygılıdır. Hatta kendini türbinden seyrettiği, çaresiz bir seyirci gibi kaldığı da olur. İçinden geçenleri bilir, neyi değiştirmesi gerektiğini de az çok sezer fakat iş harekete geçmeye geldiğinde o sezgi ağırlaşır, niyet yorgun düşer, adımlar gecikir. Aynı insanın ele karşı ağzı doludur ve o kimse bir başkasının hayatı hakkında bambaşka bir kimliğe bürünür, cesareti kabarır. Sanki hayat hakkında tereddütler bir anda ortadan kalkmış, dilin kemiği kırılmıştır. Muhatabına pervasızca istikamet çizer, onun hayatı hakkında keskin hükümler verir. Hâlbuki başkalarının hayatına dair kurulan her cümle, insanın kendinde eksik bıraktığı bir tarafın yankısıdır. İnsan, kendi içinde tamamlayamadığı hikâyeyi tamamlama arzusu, eczasını bulamadığı yaralarını kapatma yangısıyla konuşur çoğu zaman.
Birine “Şunu şöyle yapmalısın.” demek kolaydır. Birine “Hayatında bunu değiştirmelisin.” demek de öyle. Aynı cümleyi kendini muhatap kılıp kurduğunda kelimeler ağırlaşır. Çünkü o cümlenin arkasında bir mesuliyet, ödenecek bir bedel, değişimin getireceği sarsıntı vardır. İnsan başkası adına konuşurken bu bedelleri hissetmez ve bu yüzden cümleler daha keskin, daha iddialı çıkar ağzından. Kendi boşluğunu dolduramadığı yerde, başkasının boşluğuna müdahale eder. Böylece hem kendini güçlü hisseder hem de kendi kaybolmuşluğunu bir süreliğine unutur.
Kendi içindeki dağınıklığın farkında olan biri, başkasının hayatına bu kadar kolay müdahale edemez. Daha temkinli konuşur, daha dikkatli yaklaşır. Çünkü bilir ki hayat, dışarıdan bakıldığında göründüğü kadar basit değildir. Her insanın içinde görünmeyen mücadeleler, dile gelmeyen kırılmalar vardır. İnsan kendi hayatının içinde dahi zorlanırken, kendi yaşadıklarını anlamlandıramazken bir başkasının hayatını bu kadar kolay yorumlayabilmesi aslında bir yanılsamadır.

Kendi kararsızlıklarını, kendi korkularını, kendi erteleyişlerini görmeden ve belki de tüm bunlardan kaçmak için bir başkasına yönelmek kolaycılıktır. Hâlbuki insanı insan yapan kolay olanı seçmeme iradesidir. Hayat, zor da olsa insanın kendi yürüyüşüdür. Herkes kendi yolunda ilerler, kendi sınavını verir. Başkalarının yoluna bilgiçlik yahut ahlakçı bir tavırla müdahale etmek yerine kendi yolunda sağlam adımlar atmak daha kıymetlidir.
Ağzımızın ele temiz olduğu yer; yapıcı, onarıcı, destekleyici niyetle konuştuğumuz yerdir. Bir başkası hakkında bize de hayrı dokunacak tavır; merhametin kollarında muhatabımızı teselli etmek, ona yeniden yola koyulma cesareti vermektir. Buna gönlümüz ya da istidadımız yoksa kendi zehrimizi bizden imdat uman birine zerk etme kötülüğüne düşeriz. Bu geveze ve düşüncesiz tavır esasında kendini tatmin ve arındırma çabasıdır. Bundan bir şifa umulmaz. Nitekim her bir cümle muhatabımızda onulmaz yaralar açabilir, türlü vehim ve vesvese karabulutlarını başında toplayabilir. “Ya hayır konuş ya sus.” tavsiyesinden mahrum olan, sözüm ona hayat tecrübesi paylaşan, yeni tabirle “toksik” yayın yapan kimseler taktıkları abla, abi, usta, üstat şapkalarıyla kılıcını umarsızca sallar durur. Kim öldü, kim kaldı umurlarında değildir. “Bunları senin iyiliğin için söylüyorum.” diye başlayan o riyakâr kalıbın içinde erittiği kötü düşüncelerini düşüncesizce üzerinize boca eden, sizi adamakıllı dinlemeyen, ne dediğinize değil kendi cerahatini akıtmaya odaklı birinden sadra şifa bir şey duyamazsınız. Sizi vehimlere sevk eden, sizi suçlu hissettiren, tedirgin eden kimse hangi cümlelerle ispata çalışırsa çalışsın gerçek bir dost değildir. Bir destek umarak kalbinizi açtığınız, sırrınızı verdiğiniz kimse şayet size kendi kalbini açarak değil müstekbir, yargılayıcı ve iç karartıcı bir dille mukabele ediyorsa yanlış peronda bekliyorsunuzdur. Sizi boş vaatler ve yalancı hülyalarla kandıracak kimselere sevk ettiğimi sanmayın. Onlar da başka bir aldatma kampanyasının elemanlarıdır kuşkusuz. Şu da var ki nereye gitmek istediğini bilen kişi bile bile yanlış peronda kendini eğleyip aklını bulandırmaz. Lütfen biletinizi kontrol ediniz.



