Seçme Mi, Seçkin Mi, Seçmece Mi?
- Tarih:
Okullarda Din Derslerinin Serencamı
Ülkemizde Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile din eğitim ve öğretimi tartışmalı hale gelmiştir. 1924-1927 arası ilkokul ve ortaokullarda din dersleri zorunlu kılınırken liselerde hiçbir şekilde din dersi yoktur.
1927-1946 arası 19 yıl okulların bütün kademelerinde (İlkokul, ortaokul ve lise) din dersleri tamamen kaldırılmıştır.
1948-1982 arası -otuz beş yıl- ilkokul, ortaokul ve liselerde din dersleri seçmeli okutulurken ahlâk dersleri bu kademelerin hepsinde zorunlu derse dönüştürülmüştür.
1982-2014 sürecinde ise din dersleri Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adıyla zorunlu dersler arasında yerini almış ve bu 1982 anayasasıyla tescil edilmiştir.
2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren ise ilkokul 4. Sınıftan itibaren seçmeli din dersleri ilköğretim ve ortaöğretimde yer almaya başlamıştır. Çocuklarının dini gelişimi için okullarda aldıkları zorunlu din dersini yeterli görmeyen aileler için seçmeli din dersleri-Özellikle Kur’an-ı Kerim dersi-önemli ölçüde takviye edici olmuştur.
Okullarımızda 14 yıldır Temel Dini Bilgiler, Kur’an-ı Kerim ve Hz. Muhammed’in Hayatı dersleri belli bir müfredat üzere devam ediyor.
Önce bir hayal kırıklığımı belirtmeden geçmeyeyim. İlköğretim ve ortaöğretimlerde sadece tek saat zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin olduğu dönemlerde Kur’an’ın bir ders olarak okullarda okutulacağını hayal bile edemezdik. Hatta eğitim kurumlarımızda Kur’an dersinin, peygamberimizin hayatının olmamasından dolayı nesillerimizin dejenere olduğunu, türlü cereyanlara kapıldığını her fırsatta dile getirenlerimiz vardı. Peki, sonra ne oldu? Büyük bir kampanya, teşvik, Cuma namazlarında velilere yoğun tembihe rağmen arzu edilen orana ne yazık ki ulaşılamadı. Özellikle Kur’an derslerini seçme oranı neredeyse dibe vurdu. Konuyu dert edinen kişiler meseleyi ilgili yerlere taşısalar da bu düşüş problem olarak görülmedi.
Geçtiğimiz günlerde bir önceki dönemin Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın bu konuda yaptığı açıklama meselenin sadece basit bir tercih meselesi olmadığını aynı zamanda manevi dinamiklere yönelik bir çözülmeyi de beraberinde getirdiğini göstermektedir. Hiç kuşkusuz bu basit tespit ya da kamuoyu anketi falan deyip de geçiştirilecek bir şey değildir. Ali Erbaş’ın yaptığı açıklama din eğitimi konusunda sadece gençlerin değil ebeveynin de ne kadar geri durduğuna dair düşündürücü bir tespittir.
Sorumluluğu şuna buna atmak yerine bu çözülmenin sebeplerine inmek sanırım daha isabetli olacaktır. Uzun uzun tahlil yapıp meseleyi yorulunca bir kenara fırlatıp atanlar gibi olmaya hiç niyetim yok Kimse asli sebebi düşünmek ve duymak istemese de gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi bir huyu olduğunu söylemeden geçmeyelim. Buyurun öyleyse:
- Siyer, Temel Dini Bilgiler ve Kur’an derslerine yaşadığı zamanın idrakine sahip öğretici ve eğitimcilerin girmemesi. Halihazırda bu dersi veren öğretmenlerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi formatının üzerine çıkmaması.
- Siz ebeveyn olarak evinizde televizyon ve cep telefonu gibi tercihlerinizi bırakıp Kur’an okumayı tercih ediyor musunuz ki çocuğunuz Kur’an-ı Kerim dersini seçsin?
- Liselerde seçmeli din derslerini tercih eden muhafazakâr aile çocuklarının oranı beklenenin çok altındadır. Muhafazakâr velilerin çoğu çocuklarının zaten dini konuları iyi bildiğini, başka dersleri seçmelerinin daha iyi olacağı konusunda bir kanaate sahiptirler.
- Lisede din ağırlıklı dersleri seçen öğrenci bir tür imam hatip lisesi atmosferine sıkışıp kalacağından, söz gelimi kız arkadaş edinemeyeceğinden, bu anlamda dalga geçilip akran zorbalığına maruz kalacağından kaygı duymaktadırlar.
- Liselerde dini bütün idareciler bile özellikle çağdaş, seküler semtlerdeki okullarda Kur’an dersi seçilmesine olumlu yaklaşmamakta, onun yerine nispeten ılımlı dini ders saydıkları siyer ve temel dini bilgileri öne sürmektedirler.
- Kimi liselerde Kur’an ve diğer seçmeli din derslerine idareciler girmekte ve idari işlerden dolayı bu dersler kaynamaktadır. Bir ders istenildiği zaman girilip istenildiği zaman girilmediğinde öğrenci ve de veli nezdinde önemini kaybetmiş demektir.
- Her yönüyle üniversite sınavlarına odaklanmış olan öğrencinin kendini üniversiteye hazırlamayan bilgiye karnı tok, iştahı yok diyebiliriz. Bu bir vakıadır.
- Seçmeli dini derslerle ilgili artıları-eksileri ortaya koyacak bir çalıştay 14 senedir ya hiç yapılmadı ya da benim haberim olmadı.
- Seçmeli dini derslerin imam hatip ve Kur’an Kursu eğitiminden faklı bir usul ve metodolojisi olmalıdır.
Çocuklarımız ve gençlerimiz okullarda seçmeli din derslerini zihinsel ve ruhsal aydınlanmalarına vasıta kıldıklarında bugün şikâyet ettiğimiz sapık ve fasit cereyanlara maruz kalmayacaklardır. Elbette en başta verilmesi gereken irade eğitimidir. İnsan iradesi tefrik melekesiyle iki şıktan birini özgürce fark edip seçebilme yetisini ortaya çıkarır. Yanlış da seçmelidir doğru da güzel de seçmelidir çirkin de hidayet de seçmelidir cehalettir. Değil midir ki insan seçtiklerinin ve karar kıldıklarının bir toplamıdır.



