ŞAİR ŞABAN ABAK ile Şiir, Hafıza ve Medeniyet Üzerine
- Tarih:
Röportaj: Şaban ABAK

Röportajı Yapan: Emrullah Öztürk
Şair, yazar ve düşünce adamı Şaban Abak, yalnızca şiiriyle değil; kültür, tarih ve medeniyet üzerine geliştirdiği bütüncül bakışıyla da çağdaş Türk edebiyatının dikkat çeken isimlerinden biri. Halk kültüründen tasavvufa, Anadolu tecrübesinden modern şiire uzanan geniş bir düşünce coğrafyasında eser veren Abak, kalemiyle geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir köprü kuruyor.
Bu söyleşide Şaban Abak ile yazarlık serüvenini, şiirinin beslendiği kaynakları, çocukluk ve hafıza kavramlarını, Sezai Karakoç’un düşünce dünyasını, Nasreddin Hoca yorumunu ve son şiir kitabı Aç Kapıyı Taç Kapı’yı konuştuk. Edebiyatın insanı ve toplumu dönüştürücü gücüne dair dikkat çekici değerlendirmeler yapan Abak, şiirin yalnızca estetik bir uğraş değil, aynı zamanda bir medeniyet hafızası olduğunu vurguluyor.
Öncelikle Erzurum’dan başlayan eğitim hayatınız sizi önce Ankara, sonra İstanbul’a taşıdı bu süreçte birçok önemli isimle birlikte oldunuz, yayınlarda yer aldınız? Bu kişisel yolculuğunuzu biraz anlatır mısınız? Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Sizi şiire ve edebiyata yönlendiren temel etkenler nelerdi? Ve bu yolculuğun kilometre taşları nelerdir?
Şaban Abak: İlk, orta ve liseyi doğup büyüdüğüm Erzurum’da okudum. Şiire de çocukken on iki yaşında başladım. On üç – on dört yaşlarımda Âşık Yaşar Reyhani ve Murat Çobanoğlu plaklarını, atışmalarını, sonra Sümmanî, Şenlik, Âşık Gaşem ve Emrah gibi ozanları dinlemenin de tesiriyle saz çalmaya başladım ve “âşık tarzı” şiirler yazdım. Babam, Yunus Emre’nin çok sayıda şiirini ezbere bilir okurdu. Eşrefoğlu Rûmî’den de okudu. Ondan da çok etkilendim. Lise bir’den itibaren çağdaş Türk şiiriyle tanıştım. Üniversite yıllarında Türkiye’de şiir yazan kim var kim yok hepsini bulup okumaya yöneldim. Arif Nihat Asya, Nazım Hikmet, Ahmet Arif, Turgut Uyar, İlhan Berk, Erdem Bayazıt, İsmet Özel, Cahit Koytak ve en son Sezai Karakoç’ta durdum.
Şiir için yetenek şart fakat eğitim de şart. Şiirin eğitimi, çağdaşlarından başlamak üzere yüzyılların Türk şiir mirasından ve dünya şiirinden payına düşeni almak için sürekli şiir okuru olmak demektir. Hikâyemiz kısaca budur.
Şiirinizin beslendiği kaynakları düşündüğünüzde halk kültürü, tasavvuf, Anadolu tecrübesi, modern şiir ve İslam medeniyeti arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? Şiir sizin için bir ifade biçimi mi, bir düşünme yöntemi mi, yoksa bir hayat tarzı mı?
Şaban Abak: Türk şiirine olduğu gibi Türk tarihine ve kültürüne de bütüncül bakarım. Büyük ve görklü Türkçemizle tarih boyunca yazılmış, söylenmiş olan ne varsa o bizim öz malımızdır, bize emanet bir mirastır; devralır, işler ve geleceğe devrederiz. Buna müziği, mimariyi ve mutfağı başa alarak bütün Türk kültür mirasını da eklemeliyiz. İşte şairin asıl yurdu burasıdır. Ben de kendimi milletimin bugünkü bir sözcüsü gibi düşünüp onun adına ne söylemem gerektiğini bu tarihî akıştan çıkarmaya çalışıyorum. Özellikle son iki şiir kitabımda bunu denedim.
Taze Söğüt Dalından Düdük Nasıl Yapılır? kitabınızda çocukluk ve taşra hafızası önemli bir yer tutuyor. Çocukluk sizin edebiyatınızda neden bu kadar merkezi bir konuma sahip? Kişisel hafıza ile kültürel hafıza arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Şaban Abak: O kitaptaki yazılar, aslında “Karpuz Kestim Yiyen Yok” adıyla basılan kitabımdaki kültür yazılarının devamıdır. Her ikisinde de simgesel değere ulaşmış kültürel varlıkların, unsurların tarihî, sosyolojik, arkeolojik, dilbilimsel verilerden hareketle anlamlarını yorumlamaya çalıştım. Çocukluğa gelince; ne demiş şair: “Çocukluk dediğin ömrün yarısı!”
Modern hayatın hızla dönüştürdüğü dünyada edebiyatın yeniden hatırlatabileceği değerler nelerdir? Bugünün çocukları ile sizin çocukluğunuz arasındaki en belirgin farkı ne olarak görüyorsunuz?

Şaban Abak: Modern hayat, insan tabiatıyla ve toplumsal mirasla barışarak dönüşebilirse yeni ve güçlü bir sanatsal üretim dönemi başlayabilir, aksi durumda sürdürülemez. Değişimin kesintisizliğinin farkında olmalıyız, modern hayat diye kalıcı, değişmez, dönüşmez bir yapı sözkonusu değildir, o da tabiata ve topluma yabancılığından zamanla kurtarılacak, içinde varsa işe yarar yapıcı ve yaşatıcı malzemeyle yeniye ve geleceğe harç olacaktır.
Edebiyat, doğuştan iyi, zeki ve çalışkan insanların yakıtı gibidir, onların yeteneklerini ve başarılarını parlatır. Kötülere faydası yoktur. Türk edebiyatından, Türk şiirinden, müziğinden payına düşeni almamış kişilerin iş ve eylemlerinden büyük ve önemli şeyler beklenemez. Modern insan da kendine düşeni alıp değerlendirmeyi bilen insandır, öteki türüne biz cehalet diyoruz.
Çocukluk ve kuşak farkına girmeyelim. Her çocukluk insan hayatının tartışmasız mutluluk dönemidir, öyle algılanır. Oysa bizim çocukluğumuzda Türkiye çok yoksul ve güçsüz bir ülkeydi. Ama ben kendimi Köroğlu sanıyordum meselâ. Bu işler böyledir.
Vatan Hüma Kuşudur adlı eserinizde vatan kavramını yalnızca coğrafi bir aidiyet olarak değil, kültürel ve manevi bir ufuk olarak da ele alıyorsunuz. Sizin için vatan neyi ifade ediyor?
Şaban Abak: O kitap, gazetedeki köşe yazılarımdan bir seçmedir. Adını, büyük yazar Mustafa Kutlu’nun aynı konudaki bir yazısına gönderme yapmış olmak için öyle seçtim. Vatan kavramının yalnızca bir arazi parçasını değil aynı zamanda tarih boyunca ürettiğimiz her şeyin bir toplamı olduğunu vurgulamak istedim. Arazi büyür, küçülür, sınırları değişebilir, o sınırlar içinde kurup çattığımız devlet çatısının şekli, şemaili, rejimi vs güncellenebilir. Ama Çin seddini aşmak için savaşırken de Viyana’yı almak için savaşırken de asıl ve ölümsüz vatan hep sizinledir; ebedî var oluş ülküsü, kesintisiz yaşama ve üretme, var olma ve var etme ülküsü. Zaferler ve yenilgiler tarihtir ama zafer türküleri ve şehit ağıtları vatandan birer parçadır.
Şiir bir medeniyetin hafızasını koruyabilir mi? Günümüzde şiirin toplumsal etkisinin azaldığı yönündeki görüşlere katılıyor musunuz? Şairin toplum karşısında bir sorumluluğu var mıdır?
Şaban Abak: Bugün yeni basılmış ışıltılı bir madenî para da bin yıl sonrasının tarihî eseri olacaktır, buna şüphe yok. Hafızanın payı ile yaşanan anın payı bir denge içindedir. Benim şiirlerimde medeniyet mirasımızın hafızasından yansımalar var ama o yine de günümüzün bir şiiridir ve yenidir.
Yeni Başlayanlar İçin Sezai Karakoç kitabını yazmaya sizi yönelten temel motivasyon neydi? Günümüz gençleri neden Sezai Karakoç okumalı ve sizce onun “diriliş” düşüncesi bugün hâlâ ne ölçüde güncelliğini koruyor?
Şaban Abak: Önce şuna işaret etmek isterim ki bu kitap Sezai Karakoç’un vefatından yıllar önce yazılmış, basılmıştır. Bütün kitaplarımı olduğu gibi bunu da imzalayıp elden takdim etmişimdir. Karakoç’un vefatından sonra aşka gelip yazılar döşeyen kimileriyle farkını belirtmek isterim.
Çağdaş Türk şiirinin büyük ve öncü şairi, büyük düşünür Sezai Karakoç’la önce eserleri üzerinden sonra bizzat tanışmak hayatımın en büyük ikramıydı. Bütün eserlerini titizlikle okudum, hakkında yazılmış her şeyi bulup okudum, doktora tezlerini, yayınlanmamış yüksek lisans tezlerini bile okudum. 30 yılı aşkın bir süre ofisine, evine gidip geldim, sohbet halkasının müdavimi oldum, birlikte gezip dolaştık, yurt gezisine çıktık. (1993’teki bu kısa yurt gezisini de yasıyorum, belki mini bir kitap yapacağım.) Hem şair hem fikir adamı yönüne dair tahlil ve tanıtım yazıları yazdım. Yıllar içinde biriken bu yazıları önce “Meşaleyi Tutan El” kitabımda yayınladım. Sonra yine yeni yazılar yazdım, bu sefer Karakoç hakkındaki bütün yazılarımdan bir seçme yapıp müstakil kitap olarak ve mütevazı bir başlıkla yayınladım. Gençlerin gözü korkmasın dedim.
İçinde bulunduğumuz çağ, Diriliş çağıdır. Diriliş, tarihin (ve tabiatın) kesintisiz değişimi ve çevrimi olduğu gibi siyasal ve toplumsal meselelerin ele alınış ve çözümlenişinde bir yöntemdir de. Bu konuda Dirilişin Çevresinde, Çıkış Yolu I, Yapı Taşları ve kaderimizin Çağrısı I-II öncelikle okunması gereken eserleridir.
Karakoç’un ana fikri, İslâm milletinin ve İslâm medeniyetinin tarihin akışı içinde doğal ve olağan haliyle yeniden ve yeniden dirilişi ve hep var oluşunu sağlamamız için “Diriliş” dünya görüşüyle sürekli ve çok çalışmaktır. Gençlerden “aydın” vasfında olanlar Karakoç gibi anıt bir şahsiyete zaten ilgisiz kalamazlar. Haziran 2026’da Polonya cumhurbaşkanı Karol Nawrocki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetiyle Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ziyarette, Polonya’nın bütünüyle işgal edildiği ve tarihte var olmadığı bir dönemde bile bizim bağımsız Lehistan devletini resmen tanımakta ısrar edişimiz sebebiyle Türk milletine teşekkür etti. Bu tarihi detayı biz Sezai Karakoç’un sohbetlerinden 30 yıl önceden biliyorduk meselâ.
Bireyselliğini aşmış, tarih, devlet ve toplum konularına yönelmiş aydın bir genç böyle bir ziyarette meselâ Sezai Karakoç’un Kan İçinde Güneş şiirini hatırlar ve hatırlatır. Bu şiir, Sovyet Rusya’nın Doğu Avrupa’yı korkunç işgali ve acımasız yıkımı sırasında Polonya halkının direnişine destek için 1956’da yazılmıştır. Yazan da genç bir şairdir; çünkü 1933 doğumlu Karakoç o tarihte 22 yaşındadır.
Zaten ne varsa genç şairde vardır, hep öyle olmuştur, onlara özen gösterelim. Sıradan okur ise Monna Rosa ile yetinir. Oysa daha fazlası ve daha iyisi Karakoç’la mümkündür.
“Tarifi Bende: Bir İslam Aydını Olarak Nasreddin Hoca” kitabınızda Nasreddin Hoca’yı alışılmış yorumların ötesinde ele alıyorsunuz. Nasreddin Hoca’yı bir “aydın” yapan özellikler nelerdir? Mizah ile hikmet arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ş. Abak: Karakoç’tan öğrendiğimiz bir bakış açısıyla; tarihî şahsiyetleri (ve eserleri) onları var eden tarihî, tabiî, sosyolojik ve siyasî ortamında ele alma yöntemiyle Nasreddin Hoca’nın tarihî şahsiyetinden ve devrinden hareketle yazdığım tahlil ve yorum yazılarıdır. Yorum ve açıklamalarım, pek çok makalede ve tezlerde kullanıldı. Çok önemsediğim bir kitaptır.
Birazda yeni şiir kitabınız “Aç Kapıyı Taç Kapı” hakkında konuşalım. Kitabın doğuş süreci ve kahramanımız, Durmuşoğlu Duran’ın yolculuğunu anlatır mısınız? Bu karakteri ve kitabın genel iklimini okurlarınız için nasıl tarif edersiniz?
Şaban Abak: Yeni kitap Ocak 2026’da basıldı. Kıymetli dostum, şair ve eleştirmen Osman Özbahçe vesile oldu. 2007’de basılan Kayıp Atlar Haritası adlı şiir kitabımın devamı niteliğinde bir kitaptır. O kitabım TYB tarafından yılın en iyi şiir kitabı seçilmişti ama aslında benim açımdan “yarım” kitaptı. Şimdi ikinci yarısı basıldı. Belki birkaç şiir daha var, bakalım.
Aç Kapıyı Taç Kapı, modern anlamda bir tür “mesnevî” diyebileceğimiz, arka planında bir “at arama hikâyesi”nin aktığı seri şiirlerden oluşuyor. Öncekiyle beraber bu ikisi şu ana kadar yazdığım en önemli kitaptır. Henüz okuruna ulaşmadığı ve okurdan dönüş olmadığı için şimdilik konuşmamayı tercih ediyorum. Zaten çok uzattık. Nazik ilginiz için teşekkür ederim.
Estağfurullah. Bizi kırmadığınız ve kıymetli vaktinizi ayırdığınız için asıl biz teşekkür ederiz, kıymetli hocam.
Şaban Abak Kimdir?
Erzurum’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Ankara Hukuk Fakültesini yarıda bırakıp İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv-Sinema bölümünü bitirdi. İlk şiir ve yazıları lise yıllarında Erzurum’un mahalli gazetelerinde yayımlandı. Sonraki yıllarda Töre, İkindiyazıları, Maverâ, Dergâh, Kayıtlar, Yediiklim, Kaşgar, Hece, Edebiyat Ortamı ve Edep gibi dergilerde şiirleriyle edebiyat, kültür, kültür tarihi üzerine yazıları yayımlandı. Mavera dergisinde yazı işleri müdürü, Yeni Şafak gazetesinin kuruluşunda editör olarak çalıştı. Yayıncılık, öğretmenlik, sendikacılık yaptıktan sonra bürokraside görev alması sebebiyle Ankara’ya yerleşti. ‘Kayıp Atlar Haritası’ adlı eseri, 2008 yılında Türkiye Yazarlar Birliği’nin ‘Yılın En İyi Şiir Kitabı’ ödülünü aldı. Radyofonik oyun, piyes ve senaryoları bulunan yazarın yayınlanmış çok sayıda kitabı bulunmaktadır.



