Köpek Dili
- Tarih:
Pek çok köpeğimiz oldu, hepsini çok sevdim. İğneli ekmek verilerek öldürülen, zehirli et atılarak zehirlenen, vurulan köpeklerimiz oldu. Her birinin ölümünde içim bir karaçalıyla parçalanırcasına acırdı. Her biri karakter olarak farklıydı. Yüz olarak da farklıydı. Sincap görünce çıldıran, taş yuvarlandığında taşı kovalayan, tavuklarımızı götüren tilkiyle arkadaşlık kuran köpeklerimiz oldu. Hepsi beni çok severdi. Çocukluğumda köpeğe at gibi bindiğimi de hatırlıyorum.
Köpeğe sabah ve akşam yal hazırlanırdı. Un suda kaynatılır, tuz atılır, bulamaç haline getirilir, sabah ve akşam köpeğin yal çanağına dökülürdü. Evde keçi kesilmişse köpek de kendine uygun payı alırdı. Köpeği beslemek aile fertlerinin sabah kahvaltısından ve akşam yemeğinden daha öncelikliydi.
Köpeklerimiz hep yaylada olurdu. Dere’de evler birbirine yaylaya göre daha yakın olduğundan köpek beslenmezdi.
Köpeğin kulakları daha küçükken kesilirse onun yavuz olacağına inanılırdı. Kulak kesilmesi onun başka köpeklerle veya kurtla boğuşmasında da daha az yaralanması demekti. Yalı tuzlu olursa köpek yavuz olurdu.
Dere’deysem köpeğimizi özlerdim. Ancak köpeğimiz beni, benim onu özlediğimden daha fazla özlerdi. Yaylaya çıkarıldığımda koşar, etrafımda dolanır, ellerimi ve yüzümü yalar, sevinç sesleri çıkararak daha geniş bir daire çizer, tekrar yüzümü yalamaya çalışırdı.
Köpeğimiz insanları, insanın insanı tanımasından daha iyi tanır ve bunu belli ederdi.
Diyelim akşam köpek havladı; babam tabakasını tütünle doldurur, anneme çay koymasını söylerdi. Bilirdi ki Hacı Osman, Aşık Mehmet veya başka birisi akşam oturmasına geliyor. Bunu köpeğin havlamasından anlardı.
Köpek havlamasından gelenin yabancı olduğunu anlar, annemden sofra hazırlanmasını isterdi.
Köpeğin havlamasından gelenin tekin olmadığını anlar, onu parçalamasın, zarar vermesin diye ceketini alarak dışarı, köpeğin önüne çıkardı.
Babam ve amcam köpeğimizin dilini çözmüşlerdi; gelenin çocuk mu, kadın mı, köyden biri mi, yabancı mı, güvenilmez mi yoksa dost mu olduğunu bilirler, buna göre davranırlardı.
“Tilkiye havlıyor” derdi babam, duruşunu bozmazdı.
Köpeğimizin havlamasının olduğu kadar ulumasının da anlamları vardı. Uzaktan kurt ulumasına eşlik ettiğini söylemişti bir seferinde. Deprem öncesi de köpeğimiz ulurdu.
Evin tuvaleti dışardaydı. Evden çıkınca onun dışarıda olması bana güven verirdi; karanlıktan ve görünmez yaratıklardan korkmazdım.
Evde köpek varsa cin, peri, al karısı kolay yaklaşamazdı.
Bazı havlamalarda, babamın gözlerini kısıp dikkat kesildikten sonra sessiz kalmasını köpeğimizin eve yaklaşan cinleri kovaladığına yorardım.
“İt, akıllı” derdi babam; “it akıllı” demezdi.



