7. Şart: Haddini Bilmek
- Tarih:
Bir yerlerde okumuştum; zannedersem Osmanlı dönemi bir eğitim merkezinin girişindeydi: “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanamaz.” Bütün eğitim müesseselerinin giriş kapısına bu ibareyi yazmak lazım diye düşünüyorum. Yazmak için de bunun içeriğini doldurmak lazım tabii ki. Gerçi eğitimle ilgili toplantılarımızda kişiselleştirilmiş eğitim metodu uygulanmasına yönelik konuşmalar yapılıyor ama altını ne kadar dolduruyoruz meçhul.
İnsanların kapasitelerine ve imkânlarına uygun teklifte bulunmak çok önemli. Belki slogan gibi olacak ama “yüksekte duran alçaklardan korkmak lazım.” Önde durması gerekenler geride kalır, geride kalması gerekenler öne çıkarsa felaket aramaya gerek kalmaz; felaket zaten bizi bulmuş demektir. “Kendini bilen, nefsini bilir” demiştir büyüklerimiz. “Ben kimim?” sorusu ne kadar kıymetli. Bir tanıdığım, “Zengin olursam sevdiklerimin hepsini umreye götüreceğim, herkese yardım edeceğim” der dururdu. Gerçekten çok samimiydi. Bir sürü işe girişti, her biri onu biraz daha geriye götürdü; borcun içine daldı gitti. Benim bildiğim 25 senesini derdin tasanın içinde geçirdi.
Harun Reşit, Behlül Dânâ’ya bir miktar para verir, “Git bunu dağıt” der. Harun Reşit bir haber alır ki Behlül Dânâ bütün parayı zenginlere dağıtmış. Öfkeyle Behlül Dânâ’yı yanına çağırtır, “Sen ne yaptın, bütün paraları zenginlere vermişsin, niye böyle yaptın?” diye azarlamaya kalkar. Behlül Dânâ Harun Reşit’e güler:
— Sen Allah’tan iyi mi biliyorsun? O kime vermişse ben de onlara verdim, der.
Allah bir kulunu nerede tutuyorsa fazla zorlamaması lazım. Sonra AlimAllah altından kalkamayacağı ve pişman olacağı işlerin içine girebilir. O nedenle yanımızdaki birine “Sen bunu yaparsın, sen halledersin” deyip onu bir işe teşvik etmeden önce iyi düşünmek lazım. Aynı şekilde kendi kendimizi gaza getirmeden önce de iyice aklıselim düşünmek lazım. Peygamber Efendimiz (SAV) zamanında Arapların dört dehasından bahsederler. Bunlardan biri Amr bin Âs (R.A.)’dır. Ölürken keşke Peygamber (SAV)’den önce ölseydim diye pişmanlığını dile getirir. Çok karışık işlere bulaştığının pişmanlığını yaşar. Gerçekten de Hz. Ali (R.A.) ile Hz. Muâviye (R.A.) arasındaki anlaşmazlıklarda aklını yanlış yerlerde kullanarak çok büyük karışıklıklara sebep veya alet olmuştur. Tabii biz o zamanki olaylara çok dokunmayız, öylece bırakırız ama kendi ifadesiyle bize ışık tutmuştur.
Hz. Osman (R.A.) dönemi kargaşalarında bir şeyler başarmak için ön saflarda yer alan kişilerden biri de Hz. Ebubekir (R.A.)’ın oğlu Muhammed bin Ebubekir olmuştur. Güya fitneyi fesadı önlemek için bir şeyler yapmaya kalkışmış ama sonuç, Hz. Osman efendimizin şehadetine sebep olan olayların başında yer almıştır. Demem o ki kapasitesinin üstünde duran adam felaket getirir. Nizamiye medreselerinin kurucu âlimi İmam Cüveynî, ki aynı zamanda İmam Gazâlî’nin hocasıdır, büyük kelâm âlimidir. Ölürken etrafındakilere sesleniyor: “Bana bakın, şahit olun; Nîsâbur’un kocakarılarının imanı üzere ölüyorum!” demiştir.
Ben diyorum ki ne iş yaparsak yapalım ara sıra arkamıza bakıp kuyruğumuzun çamurda süründüğünün farkında olalım. Yani haddimizi bilelim, kanatlarımız yoksa uçmaya kalkışmayalım. Allah’ın bizim için belirlediği sınırlar içerisinde en hayırlı işi yapmaya çalışalım. Kimsenin gazına gelmeyelim. Mesela bende idarecilik vasfı yoksa bin kişi de teşvik etse bu işe kalkışmamalıyım. Sonra bizim hakkımızda birisi kalkıp “Yükseklerde duran alçaklardan korkmak lazım” diyebilir.
Vesselam.



