Varoluş Ve Sosyal Medya
- Tarih:
Dünya ve insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarından birinin sosyal medya olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Sosyal medya öncesi dünyadan kalan, insanların geleneksel yöntemlerle kendini ifade etme çabaları artık neredeyse demode ve etkisiz bir hâle geldi.
Şöyle düşünelim: Kameralar en başta büyük, herkesin ulaşamayacağı, kişisel olarak kullanılamayan ve bir profesyonele ihtiyaç duyan aletlerdi; genellikle stüdyo veya set ortamında kullanıyorlardı. Haliyle stüdyo ve setlerde kayda alınan program, film veya dizileri televizyon ya da sinema ekranlarında izliyorduk. Teknoloji ilerledi ve kameralar avuç içine sığacak büyüklüğe geldi; bu sayede kamera kullanımı, yapımcı veya yönetmen olmayan insanlar arasında da yayılmaya başladı. Tanınmamış insanlar da artık kendi hikâyelerini ve anılarını kayda almaya başlamışlardı. Fakat burada şöyle bir sorun vardı: Mesela, kendi yazdığı senaryoyu sinemaya uyarlayan biri bunu diğer insanlara nasıl ulaştıracaktı? Birçok zorlu yoldan geçerek yaptığı şeyi pazarlaması, bir yapımcıyla veya stüdyo ile anlaşması ve bir TV yayını ya da sinema salonu aracılığıyla diğer insanlara ulaştırması gerekiyordu. Tabii sadece yaratıcı işler açısından bakmamak lazım bütün bunlara; insanlar kendi anılarını da kayda aldılar ve bunları «bir gün izleriz» diye bir yerlere kaydettiler. Dolayısıyla bir anı kaydetme geleneği de başlamıştı.
Peki sonra ne oldu? Akıllı telefonların (bir başka kırılma noktası) icadı ile birlikte kameralar herkesin cebinde kendine yer buldu; üstelik kullanımı da ortalama bir insanın kısa sürede kavrayabileceği seviyedeydi. Tam da akıllı telefonların meydana çıkışıyla paralel olarak sosyal medya platformları kendini göstermeye başladı. Kameraların cebimize girmesiyle birlikte artık istediğimiz an fotoğraf ve video çekebiliyorduk, fakat bu sefer önceki zamanlara göre farklı bir durum vardı: Artık yakaladığımız hareketli veya hareketsiz görüntüleri herkesle paylaşabiliyor, tanıdığımız tanımadığımız birçok insanla etkileşime girebiliyorduk. İnsanların kendilerini ifade etmeleri hiç olmadığı kadar kolaylaşmıştı.
Sosyal medya platformlarının gün geçtikçe gelişmesi ve yeni özellikler kazanmasıyla beraber günümüzün vazgeçilmez bir fenomeni hâline geldi. Öyle bir fenomen ki bugün sosyal medyada olmak ya da olmamak bir varoluş meselesi oldu diyebiliriz; artık sanki var olmanın yegâne şartı sosyal medyada bir şeyler paylaşmak ve etkileşime girmekmiş gibi bir hâl aldı. Hatta var olabilmek için fotoğraf bile yeterli değil—video çağında olduğumuzu söylemeyi unuttum—kendinizi video ile ifade edemiyorsanız kimseyle iletişime girmiyor ve kimse sizi dinlemiyormuş gibi bir durumun içine düştük sanki.
Tabii bu durum; insan ilişkileri, kimlik, kültür gibi başlıklar altında sosyolojinin de derinlemesine incelemesi gereken karmaşık bir mesele. Herkesin dilediği an milyonlara ulaşabildiği daha demokratik bir sanal kamusal alan yaratılmış gibi görünse de, günün sonunda karşılaştığımız şey yeni bir görünürlük esareti: Video çekiyor ve paylaşıyorsan varsın, yoksa yok hükmündesin. Sosyal medyada görünür olmak gerçek hayatta görünür olmanın önüne geçti.



