Picture of Turgay Ovalı
Turgay Ovalı

Ahde Vefa: Sözleşmenin Kutsallığı

A+ A-

İnsan toplulukları, en ilkel hâllerinden en karmaşık siyasal yapılara kadar, bir söz etrafında toplanarak var olur. Bu söz bazen yazılıdır, bazen söylenmiştir, kimi zaman bir yeminle, kimi zaman sessiz bir kabulle yürürlüğe girer. Ama her durumda, insanı insanla, yöneticiyi yönetilenle, bugünü gelecekle bağlayan görünmez bir bağ kurar. İslam düşüncesinde bu bağ “ahd” olarak adlandırılır ve ahde vefa ahlâkî bir erdem olmakla kalmaz, toplumsal ve siyasal düzenin taşıyıcı kolonu olarak kabul edilir. Çünkü sözün değersizleştiği bir yerde ne güven kalır ne düzen, ne otorite meşru olur ne de itaat anlamını korur.

Ahit, İslam düşüncesinde alelade bir mutabakat değildir. O, insanın varoluşsal sorumluluğunun siyasal hayata yansımış hâlidir. Kur’an’da sözün, yeminle pekiştirilmiş bir emanet olarak anılması boşuna değildir. Zira söz vermek, geleceği bugünden bağlamak anlamına gelir. Bu nedenle ahde vefanın, verilen sözün tutulması anlamı dar bir kullanımdır, geniş kullanımda ise sözün doğurduğu sonuçların da üstlenilmesi bulunmaktadır. Yönetim bağlamında düşünüldüğünde bu ilke, iktidarın kendisini sınırlayan, gücü keyfilikten ayıran ve otoriteyi ahlâkî bir zemine oturtan temel bir ölçü hâline gelir.

Bir yöneticinin meşruiyeti verdiği sözle kurduğu ilişkiyi sürdürmesinden doğar. Söz bozulduğunda, hukuki düzen varlığını sürdürüyor gibi görünse bile ahlâkî bağ kopar. Bu kopuş, çoğu zaman ani bir çöküşle gerçekleşmez; yavaş bir çözülmeyle kendini belli eder. İnsanlar hâlâ itaat ediyor olabilir fakat artık inanmıyorlardır. İşte bu noktada siyasal düzen, içten içe çürümeye başlar. Ahde vefa, bu çürümeyi engelleyen sessiz ama hayati bir dirençtir.

İslam siyaset düşüncesi, ahdi yalnızca yönetenin yönetilene verdiği bir söz olarak görmez. Toplum da yönetime karşı bir ahit altındadır. Bu çift yönlü bağ, siyasal hayatı tek taraflı bir tahakküm ilişkisi olmaktan çıkarır. İtaat, ancak bu karşılıklılık içinde anlam kazanır. Zira ahde dayanmayan itaat korkuya, ahde dayanmayan otorite ise zorbalığa dönüşür. Bu nedenle ahde vefa, itaat ile meşruiyet arasındaki hassas dengeyi ayakta tutan temel ilkedir.

Sözleşmenin kutsallığı, sanıldığının aksine onun değişmez olduğu anlamına gelmez. Aksine, ahdin kutsallığı, tarafların birbirini muhatap almasıyla ilgilidir. İslam düşüncesi, ahdi mutlaklaştırarak insanı donmuş bir yapının içine hapsetmez, bunun yanında ahdi keyfileştirerek anlamını da boşaltmaz. Şartlar değiştiğinde sözün yeniden konuşulabilmesi mümkündür ancak bu, sözün yok sayılmasıyla değil, yeniden müzakere edilmesiyle gerçekleşir. Ahde vefa, tam da burada kendini gösterir: Sözün arkasından dolaşmak değil, sözün yüzüne bakabilmektir.

Tarih boyunca ahde vefanın ihlali, çoğu zaman en büyük siyasal kırılmaların başlangıç noktası olmuştur. Yönetici, verdiği sözle kendisini bağladığını unuttuğunda, yani söz sadece yönetilenleri bağlayan tek taraflı bir yükümlülüğe dönüştüğünde, hukuk ahlâktan koptuğunda… İşte o anda sözleşme, bir güven metni olmaktan çıkar, bir baskı aracına dönüşür. İslam düşünürlerinin zulmü sadece adaletsizlik değil, aynı zamanda “ahdin bozulması” olarak görmeleri bu yüzdendir. Çünkü zulüm, çoğu zaman verilen sözlerin inkâr edilmesiyle başlar.

Ahde vefa, siyasal hayatta yalnızca büyük vaatlerle ilgili değildir. Günlük yönetim pratiklerinde, küçük sözlerde, ima edilen taahhütlerde, beklentilerde de kendini gösterir. Bir yöneticinin diliyle fiili arasındaki uyum, ahde vefanın en görünür hâlidir. Söylenenle yapılan arasındaki mesafe açıldıkça, siyasal güven de aynı oranda zayıflar. Bu nedenle ahde vefa, hukuk metinleriyle sınırlı kalmamalı, yönetim dilinde, üslupta ve tavırda süreklilik arz edecek şekilde gerçekleştirilmelidir.

İslam yönetim düşüncesinde ahdin bu denli merkezi bir yer tutmasının bir nedeni de insanın yaratılışına dair kabul edilen temel varsayımdır. İnsan, sözle bağlanan bir varlıktır. İlk ahdin metafizik düzlemde Allah ile yapılmış olması, dünyevi ahitlere de ahlâkî bir ağırlık kazandırır. Bu bağlamda siyasal sözleşmenin boyutu salt dünyevi bir düzenleme olmaktan çıkar; insanın sorumluluk bilincinin kamusal alandaki tezahürüne dönüşür. Bu nedenle ahde vefa insan tasavvuruyla doğrudan ilişkili bir ilkedir.

Sözleşmenin kutsallığı, muhalefet açısından da belirleyici bir ölçü sunar. Ahde dayalı bir düzen içinde muhalefet, sözleşmeyi yıkmak için değil, sözleşmeye sadakati hatırlatmak için konuşur. Eleştirinin meşruiyeti, tam da bu noktada ortaya çıkar. Muhalefet, yönetime verdiği sözü hatırlattığında yıkıcı olmayan, kurucu bir rol üstlenir. Buna karşılık ahdi tanımayan, sözleşmenin ruhunu değil yalnızca lafzını kullanan bir muhalefet, düzeni savunmak yerine onu anlamsızlaştırır.

Ahde vefa ilkesinin zayıfladığı toplumlarda, siyasal dil giderek sertleşir. Çünkü güvenin yerini şüphe, sözün yerini güç alır. Herkes, diğerinin sözünü tutmayacağını varsayarak hareket eder. Böyle bir ortamda ne hukuk yeterince işler ne de ahlâk etkili olur. İslam düşüncesinin ahde bu kadar güçlü bir vurgu yapması, tam da bu kırılganlığı görmesindendir. Sözün korunması, aslında toplumun kendisini korumasıdır.

Son kertede ahde vefa, İslam siyaset felsefesinde bir ideal değil, bir zorunluluktur. İdeal olan adaletin gerçekleşmesi olabilir fakat adaletin yolu, çoğu zaman ahde sadakatten geçer. Çünkü adalet, ancak güvenin olduğu yerde kök salabilir. Güven ise sözle başlar, sözle sürer ve sözle sınanır. Sözün kutsallığı kaybolduğunda geriye kalan yalnızca çıplak güç olur. İslam yönetim düşüncesi, gücü değil sözü merkeze alarak işte bu nedenle farklı bir siyasal ufuk açar.

Ahde vefa, siyasal düzenin gürültülü iddialarından değil, sessiz sürekliliğinden anlaşılır. Ne büyük nutuklar ne de sert tedbirler, bozulan bir sözün yerini tutabilir. Çünkü söz, tutulduğu sürece iktidarı meşru, itaati anlamlı, muhalefeti mümkün kılar. Söz bozulduğunda ise geriye yalnızca gücün çıplak dili kalır; o dil ne güven üretir ne de gelecek. İslam yönetim düşüncesinin ahde bu denli ısrarla tutunması, siyaseti kutsallaştırmak için değildir. Asıl amaç siyaseti ahlâkın sınırları içinde tutmaktır. Bu yüzden ahde vefa, bir erdem olmanın ötesinde, yönetimin vicdanıdır; unutulduğunda düzen ayakta kalabilse de artık anlamını kaybetmiştir.