Picture of Ferzan Şükran Bozkurt
Ferzan Şükran Bozkurt

Arılar Ülkesi

A+ A-

ALİ NAR

Edebiyat zevkini Necip Fazıl Kısakürek’ten almış, ülkemizin çeşitli şehirlerinde öğretmenlik yapmış, Türkiye’deki “İslami Edebiyat’ın temsilcisi, şair, romancı yazar eğitimci,

 Birçok Müslümanda olmayan “Fikir Öfkesi “ve “İman Öfkesi” hasletleri olan bir Müslüman.

Ali Nar eserlerinde Ehli Sünnet hassasiyeti, dinde reform ve dinler arası diyalog faaliyetleriyle mücadeleyi, edebi eserlerinde ise “İslami Edebiyat” çizgisini ön planda tutmuş, eli sıkı kalem tutan edebiyatçı.

İslam Dünyasının ilk Bilim-Kurgu Romanı “Uzay Çiftçileri” ve ilk Ütopik Romanı “Arılar ülkesi” fabl yazarı.

Arılar Ülkesi 1980 yılında “Sosyal-Siyasal İçerikli” bir Ütopik Roman. Ütopik yönüyle Türkiye’de ve İslam Ülkelerinin ilk örneği.

Arılar-Fabl sembolüyle Türk Milletinin ve Özgürlük Savaşı veren toplumların son asırdaki varoluş mücadelesini anlatıyor.

Çocuklar da dahil herkesin rahatlıkla, zevkle ve ibretle okuyacağı bir roman olarak; isterseniz çocuklar için bir masal kitabı, dilerseniz bir edebiyat eseri, dilerseniz de bir siyaset analizi olarak değerlendirin. Hepsini de karşılayabilecek birçok yönlülüğe sahip güçlü bir yapıt.

Arılar Ülkesi – Fabl – Ütopik

Çalışkan ve dürüst bir arı cemaatinin yaşadığı bir küçük ülkeyi, civar ülkelerden birinde yaşayan yılanlar istila eder. Nice ızdıraplardan ve maceralardan sonra arılar akıllarını başlarına toplar ve ülkelerini kurtarır.

Burada en çok dikkat çeken özellik, yapılan istilanın kuvvet yoluyla değil, hileyle gerçekleştirilmesidir. Yılanlar hile yapmakla kalmıyor, aynı zamanda arılar arasında kendilerini tasvip eden ve kendilerine yardım edenleri de bulmayı başarıyorlar.

Arılar bir düzen ve nizam içinde, huzur hayatlarını sürdürüyor. Ama gel gelelim zamanla bidatlar ortaya çıkıyor ve bozulmalar baş gösteriyor. Bu bozulmalar, arı topluluğunu zayıflatır, surlarda gedikler açılır ve o zayıf noktalardan düşman içeri sızar. Civarda bir iblis Adası vardır. Yılanların ülkesi olan. Ve arıların zayıf taraflarından yararlanarak arılar ülkesine sızarak istila ederler. Fakat bu  istila kuvvet yoluyla değil, hile yoluyla olur. Yılanlar başlarına arı başlıkları takarak orayı egemenlikleri altına alır. Niyetleri, yan gelip yatmak ve onların ürettikleri balları bol bol yemektir.

Fakat arıların yaşlılarından alınan bilgileri değerlendiren bazı genç arılar sık sık durum muhasebesi yapar ve durumu anlarlar. Bu arada yılanlar da bazı açıklar verir. Ama yılanlar arıların çoğuna da sevimli görünmeyi başarmışlardır. Bu nedenle yılanları sevimli görenlerin bu gafletten uyanıp kendilerine gelmeleri gerekmektedir. Fakat bunda başarılı olmaları son derece zordur. Neticede yılanların bütün arıları yok etmek konusundaki planları ortaya çıkar, gafil olan arılar ancak o zaman ayılırlar. Ve arılar günün birinde kesin hesaplaşma noktasına geliverir.  Arılar hep beraber kahramanca birlik olup savaşarak yılanlara saldırır. Yılanları sokarlar ve davul gibi şişirerek denize dökerler. İğnesini bir kere kullanan arı da yaşamadığı için arılar da telef olur. En nihayet sonuçta ülke kurtulur ve her türlü mutlu yaşayış ile birlikte arılar düzeni yeniden kurulur.

İşte; tüm yabancı rejim ve kültür baskısındaki milletlerin kurtuluşuna ışık tutacak bir gerçek.

 Aslında kitabın Allah Kelamıyla Nahl-Arı Ayeti ile başlaması konuyu net bir şekilde anlatıyor.

“Rabbin bal arısına: “Dağlardan, ağaçlardan ve çardaklardan evler edin, sonra meyvelerin her birinden ye de Rabbinin kolaylıkla gösterdiği yaylım yollarına git.” diye ilham etti. Onların karınlarından renkli çeşitli şerbet çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. İşte bunda tefekkür edecek bir zümre için bir ayet var.” (Nahl: 68,69)

Anladılar ki, ölürken koynunda bir gül tohumu saklamıştı yaşlı arı. Ve gülün yapraklarını inceleyince ifadeyi yazılı gördüler. Ve hep bir ağızdan  “Bu,

 Yaradan’ın kudret izi. Bir arıya vahiydir. Uyarır bizi.” dediler.

Her arı yazamaz ve her arı beste söyleyemez. Arı nizamı uyarınca, her işin bir ehli vardır. Bu işleri dişi arıların en cansızları yapar. Uzaklara uçup, bal taşıyamayın arılar yazıcı olur. İri kafalı arılar ise marş söylemekle görevlidir, sesleri gür çıkar. Hayatın en yorucu olayı beklemektir…

Noktayı da yine Ali Nar’ın kendi şiiriyle noktalayalım.

“Ben İslam destanını yazmak dilerim,

Sende söyleyecek dil olur musun?

Ve bir gün vurulup, şerefle ölsem,

Sen beni örtecek tül olur musun?

Beni yıkayamaz büyük denizler,

Örtüp saklayacak göl olur musun?”                                                                                                                                                              

                                                            (“Sığamadığım Dünya” kitabından.)

                                                                                                                                                                                               (Sığamadığım Dünya Kitabından)