Bana İçimdeki Denizi Hissettiren Anlam
- Tarih:
Genelde resim özelde Modern resim ve hususen de Atalay’ın resimleriyle bir izleyici (veya okuyucu) olarak doğru ilişki kurmak için öne çıkarılması gereken iki hususu bilmek gerekmektedir. Bunlardan birincisi sanat eserlerinin hissettirme öncelikli olsa bile mesajının belli anlam sınırları içinde anlaşılma mecburiyetinin olmayışıdır. Doğal olarak anlaşılmayı sanatçının eserini yaparkenki ruh hali ve niyetinin, izleyenin ruh hali ve niyetiyle örtüşmesi şeklinde anlamak doğru da olmaz, mümkün de olmaz. Anlam dünyası, sezmeye ve sezdirmeye dayalı olarak her an yenilenen, başkalaşan bir yorum ve çağrışıma açık olduğu ölçüde başarılı hatta değerli sayılmıştır. Ondan açık önermeler veya mesajlar beklemek, İlhami Atalay’ın eserindeki anlamı daraltır. Hem sonra burada sözü edilen ‘anlam’ bir deneme veya makaledekine veya gündelik konuşmamızda yer aldığı şekliyle bir anlam değildir. Hatta bir sanat eserinin, gündelik hayatın reel diline, mantığına ayarlı olması, estetik niteliğin azalmasına sebep olur. Bu gündelik olandan uzak durulması anlamına gelmez. Bilakis birçok sanat ve sanatçı doğallıkla motif ve malzemelerini Atalay’ın ‘Simit’ ve ‘İftarlık Pide’ veya ‘Mısır’ resimlerindeki gibi gündelik olandan toplar. Ancak Atalay bu ve benzer veya diğer tablolarında gördüğümüzün dışında ne anlatmış olabilir? Bu sorunun cevabı evvela ne gördüğümüzle alakalıdır. Her resimde her birimizin gördüğü, duyduğu farklı olur, olacaktır. Çünkü her birimizin dünyası da hikâyesi de farklıdır. Kaldı ki sanat eserinin anlamı, anlaşılma ile sınırlansa bile bu anlamın, anlaşılmanın hangi beğeni düzeyine göre belirleneceği belki de asıl meseledir.


‘Sanat eserinin anlamı’ bağlamında, bir eserin ressamı veya izleyicisi üzerinde oluşturduğu duyguyu, doğada bir eseri sözgelimi bir ırmağı seyrederkenki duygu oluşumuna benzetmek yanlış olmaz. Bu eserden ne anladım? Serin bir ilkyaz günü Akdeniz’in sessiz, sonsuz maviliğini izlerken anladığıma benzer bir şeyler anladım. Burada anlam kendinden geçtiğin ölçüde genişler ve seni darlıktan, daralmadan kurtarır. Anlaşılmaz bir aşk, aşkınlık, eşsiz bir salınım, metafizik bir kamaşma, her şeyden, kendimden bile soyunuş, sıyrılış. Bunlara benzer şeyler anladım. Burada ‘anlamak’ farkında olarak veya olmayarak varoluşun saf hissiyle dolup taşmaktır. Üstelik bu seviyede bir anlam için sanat bilgisine ihtiyaç da olmaz; kendi varlığı üzerinden hayata hürmet eden bir benlik sahibi olmak yeterlidir. Veya varlığın coşku veren, hayrete düşüren güzelliğini kendi içinde hisseden bir fıtrî hâle sahip olmak. Atalay bir söyleşisinde güzelliği görme arzusunun da güzelliği fark etme becerisinin de ‘kalbin iman hali’ ile mümkün olduğunu söyler. Ama daha da önemlisi anladığım bir şey var ki, bu eseri izledikten sonraki ben, kesinlikle izlemeden önceki ben değilimdir. Dünyamda bir şeyle birlikte çok şey değişti sanki. İşte Atalay’ın resimleri sizde bu duyguları uyandırır, bu duygulara akış kazandırır. O akış içinizden başlayan, tekrar içinize dönen, size içinizdeki denizi haber veren bir yansımadır.
Bu kadar mı? Atalay’ın resimleri ile okurları arasındaki ilişkinin boyut ve mahiyeti bu kadar mı? Hayır bu kadar değil. Hem böyle yaparsak evvela özgün ve kendine has duyma, düşünme faaliyeti olarak sanat adına onca birikime haksızlık yapmış oluruz. Sanatın bir duyma ve düşünme tarzı veya türü olması önemlidir. Bu okurda (veya izleyicide) evvela hangi ve nasıl bir gerçeklikle karşı karşıya olduğunun bilincini oluşturur. Bu bilinç oluşmazsa yani sanatın bilim gibi, felsefe gibi dünya ve varlıkla kendine has dili, tarzı ve mantığıyla ilişki kuran doğası ve dünyası kavranamazsa, sanatsal hakikatler sıradanlaştırılır. Bu sıradanlaştırma hem sanatçıya zulüm hem okura eziyettir. Bu açı ve duyarlıkla baktığınızda Atalay’ın resimleriyle bir izleyici (veya okuyucu) olarak doğru ilişki kurmak için ihtiyaç duyulan diğer unsur bilgidir. Burada sözünü ettiğimiz bilgiyi modern resmin evrim ve açılımı içinde bir zemine bağlı olarak spesifik tartışmalarla içerik kazanan bilgi ve sanatçının öznel yönelişleri, yoğunlaşmaları ile kategorize edebiliriz. Bir eserin hususiyetle de modern soyut eserlerin anlamı, o eserin sanatçısından, izleyenine, okur veya eleştirmenine kadar ilgili çevrelerin değerlendirmesinden ayrı olmaz, olmamıştır. O eser sizin nezdinizde ve görünüşte sizin için bir içeriğe sahip olmayabilir. İlk bakışta ‘bu kadar da olmaz’ dedirtecek tarzda haklı da olabilirsiniz. Mesela Barnett Newman’in ‘Ferumuar’ tablolarında olduğu gibi tek renk bir satıh üzerine bir çizgiden de ibaret olabilir. Tamam meseleyi abartmayalım ama hoşunuza gitsin veya gitmesin, beğenin veya beğenmeyin bugün Newman’in en meşhuru New York Modern Sanat Müzesinin girişinde sergilenen eser(ler)i üzerine sayısız söyleşi, yorum yapılmıştır. İşte o eserin anlamı bütün bu literatürden bağımsız ele alınamaz. Aynı yaklaşımla Guernika’yı, Munch’un ‘Çığlık’ını veya Klee’nin ‘Before The Town’unu anlamsız bulabilir. Niçin Öyledir? Öyledir; çünkü ressamlarının resimlerini yaparkenki ruh hallerini, amaçlarını, o resim için söylenenleri, hakkındaki eleştiri ve tartışmaları bilmiyoruz. Sanat da diğer bilgi alanları gibi duygu yoğunluklu bilgi alanıdır ve bilmek için ilgi, bilgi, araştırma gerekir. Bu böyledir, böyle olmuştur.
Bir kez daha tekrar etmekte yarar var; sanat eserleri açık anlamlı değildir. Sanat, hususen modern soyut resim, renk, şekil, ritim, uyum ve kompozisyonlarla oluşturulan imgeler üzerinden izleyende bir duygu çağrışımı oluşturur. Çoğu zaman izleyicide oluşan çağrışımın sanatçının niyet ve amacıyla örtüşmediği soyut eserlerde, duyuştan ziyade zihnî açıklamayla ifade edilmek istenen anlam, eser için söylenip yazılanlardan bağımsız olamaz. Bütün bunlardan yola çıkarak modern ve soyut sanatla ilgilenenlerde bir bilgi, bir bakış disiplini, bakış açısı oluşur. Sanat Eleştirisi, Sanat Tarihi ve Sanat Felsefesi esasen bu çerçevede var olurlar. Onlar için Artık bir Klee’nin, Kandinsky’nin resimleri farklı bir niteliğe sahip olacaktır. Bütün bunlar sanatla olabildiğince geniş açılım ve derinliği ile ilgilenmekle mümkün oluyor. Atalay’ın ilk kez geometrik karakteri ile öne çıkan ‘Alemler’ (Yıldızlar veya evrenler de denebilir) serisi eserlerini gördüğümde zihnimde kendiliğinden bir mukayeseye, az önce andığım ressamlarla bir mukayeseye girdiğimi ancak sonrasında bu mukayesenin yanlışlığını fark ettim.
NOT: Bu yazı Klasik Türk Sanatları Vakfı’nın 2023 yılında düzenlediği İlhami Atalay Sergisi için hazırlanan tanıtım kitapçığında yayınlanmıştır.



