Büyük Yüzleşme
- Tarih:
2027 yılı merkezi bütçe hedefleri açıklandı. Ana teması “dayanıklılık, refah, dönüşüm” olarak açıklanan 2027 bütçesi, önce TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda sonra TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek yasalaşacak.
İddialı temalar, çarpıcı sloganlar kullanmayı seviyoruz. 2026 ekonomik istatistikleri analiz ettiğimizde, 2027 bütçesi hedeflerine genel hatlarıyla göz attığımızda “refah bütçesi” kavramı gerçekten çok çok iddialı bir hedef. 2027 yılında başta fon krizi ve körfez savaşının hasar ve tahribatını onarabilecek miyiz? Şüphelerim var doğrusu.
Refah hedefinin iddialı olduğunu söylemek için 2027 yılı bütçesi içindeki faiz giderine bakmak bile yeterli. 2027 yılı merkezi bütçesinin 3 trilyon 975 milyar lirası faize ayrılmış. Daha iyi anlaşılması için oranı vereyim: Yüzde 14.6. Bütçe açığı ise 3 trilyon 868 milyar lira. Faiz gideri olmasa denk bütçe ortaya çıkacak. Bütçe hedeflerinde genellikle sapma olduğunu düşünürsek faiz giderinin 4 trilyon lirayı aşacağı da tahmin edilebilir.
Hükümetin faiz politikasından bir yanlış olduğu açık. Hükümetin bu yanlışlığı görmezlikten gelmesi sorunu çözmez. Çözüme giden yol gerçeklerle yüzleşmek. Hem de büyük bir yüzleşme.
Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu 243 milyar dolar. Bu borcun büyük bir bölümü bankaların, bir bölümü şirketlerin, geri kalanı kamunun. İster bankalar, ister şirketler isterse de kamu bu borcu ödemek için yeni borçlanmalara gidecek. Bu faiz giderlerinin daha da yükselmesi demek. Borç, döviz cinsinden olduğu için de kurları tutmakta zorlanacağız. Bu durumda hem yüksek kur hem de yüksek faiz riskiyle karşı karşıya kalacağız.
Dolayısıyla faizleri nasıl düşüreceğiz, döviz kurlarını nasıl sabit tutacağız veya aşağı çekeriz, bu sorularla da yüzleşmemiz gerekir.
Dış borçlardan kaynaklanan faiz ve kur baskısını ancak yüksek ihracat gelirleriyle bastırabiliriz. Maalesef bu konuda da çok iyimser olamıyor insan. Ocak-Eylül 2026 (9 aylık) verilere göre ihracat 201 milyar 973 milyon dolar, ithalat 281 milyar 998 milyon dolar. Dış ticaret açığı 71 milyar 25 milyon dolar. Bu cari açığında yüksek çıkmasına zemin hazırlıyor. Hal böyleyken döviz kurlarını sadece turizm gelirleriyle frenleyebilir miyiz? Zor. Halen enerji ithalatçısı bir ülkeyiz. Demem o ki; yüksek borç, yüksek faiz, yüksek dış ticaret ve cari açıkla büyük bir yüzleşme gerçekleştirmeliyiz. Tabi ki pahalı enerji fiyatlarıyla da.
2027 bütçesini mercek altına aldığımızda yatırama büyük kaynakların ayrıldığını görmüyoruz, göremiyoruz. Ancak bütçe teklifinde; ekonomik istikrar, yatırım, üretim, istihdam, ihracat konularında iddialı cümleler var. Kabul, iddialı olmak iyidir. Bütçeye yeterli kaynak koymadan nasıl olacak bu? Üstelik doğrudan yabancı sermaye yatırımı azalmış, hatta yerli sermaye ufaktan ufaktan yurt dışına çıkarken bu iddialı hedeflerin altı nasıl doldurulacak? Var mı sihirli bir yöntem. Ekonomi yönetimi, gösteriş yatırımları ve israf ekonomisiyle de yüzleşmeli; fabrikalaşma, yüksek katma değerli ileri teknoloji ürünleri üretecek fabrika seferberliği başlatmalı.
Tüm bu sorular ve daha fazlası 2027 bütçesi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ve TBMM Genel Kurulu’nda tartışılırken sorulacak. Ekonomi yönetimi bu sorulara hazırlıklı olmalı. En çok sorulacak sorulardan birisini ben sorayım mesela: Tarımsal desteklemeye ayrılan az bir parayla gıda enflasyonunu nasıl önleyeceksiniz? Öyle ki, muhalefet partilerinin yanı sıra az da olsa Cumhur İttifakı milletvekillerinden bile benzer soruların geleceğini tahmin edebiliyorum.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının azalması, özellikle tekstil olmak üzere yerli sermayenin çıkışıyla da ekonomi yönetimi derin bir yüzleşmeye girmeli. Sadece ekonomi yönetimi değil tabi ki. Dış politika yapıcıları da yüzleşmeli bu sorunla. Çünkü küresel ve bölgesel krizler ekonomimizi olumsuz etkiliyor. Türkiye’nin milli çıkarlarını korumak kaydıyla bölgesel ve küresel krizlerden uzak durmakta fayda var. Her krizin ortasına balıklamasına atlamanın gereği de yok, yararı da yok. Türkiye’nin küresel ve bölgesel krizlerde barış yapıcı ve hakem rolünü üstlenmesi ekonominin üstündeki stresi azaltır, yerli ve yabancı sermayenin geri dönüşünü başlatır.
Ekonomi yönetiminin yüzleşmesi gereken bir başka nokta, kayyum uygulamaları. Kayyum atanan şirketlerin toplam varlıklarının Türkiye’nin en büyük holdinglerinin düzeyine ulaştığı bilinen bir gerçek. Sermayeyi sopayla korkutmak ekonomiyi dibe doğru sürükler. 28 Şubat sürecinde (yeşil sermaye ayrımcılığıyla) sopayla korkutulan sermayenin sonuçlarını hep birlikte gördük. Ekonomi yönetimi, kayyum politikalarıyla yüzleşmeli, ekonomi üzerindeki olumlu, olumsuz etkilerinin analizini yapmalıdır.
Elbette kötümser değiliz. Ancak tozpembe iyimserliğinde çözüm olmadığını biliyoruz. Genç işsizlik yüzde 13, atıl işgücü yüzde 31. Ağustos 2026 verisine göre sanayi üretimi yıllık yüzde 1.9 azalmış. Bu istatistikler ‘ekonominin gerçekleriyle yüzleşin, 2027 yılına yüzleşmiş, rasyonel çözümler üreterek girin’ diyor.
Fon krizinin ekonomiye olumsuz etkilerine girmiyorum bile. Sözün özü, büyük bir yüzleşme ve yeni bir yol haritası belirleme zamanı. Hem de geç kalmadan.



