Büyüyoruz Ama Kalkınmıyoruz
- Tarih:
Bir ülke ekonomik olarak büyürken, neden kalkınmaz, kalkınamaz. Bu yazıda büyüme ile kalkınma arasındaki farkı karşılaştırmalı olarak analiz edeceğiz.
Konunun anlaşılması için analize kavramları açıklayarak girelim. Ekonomik büyüme, belirli bir dönem içinde üretim kapasitesinin artması, gayri safi yurt içi hasılanın genişlemesi, kısaca milli gelirdeki artış demek.
Kalkınmayı ise milli gelirin bölgelere-illere göre dengeli dağılması, toplum kesimleri arasında adil bölüştürülmesi, eğitim, sağlık, çalışma, çevre ve kültürel alanlarda sosyal gelişmişliğin sağlanması olarak yorumlayabiliriz.
Ekonomik büyüme milli gelirdeki niceliksel bir artışı ifade ederken kalkınma ekonomik büyümeyle birlikte sosyal gelişmeyi kapsar, insanların refahındaki ve yaşam kalitesindeki iyileşmeyi gösterir.
Başlıkta büyüyoruz dedik. O zaman büyüyor muyuz, büyümüyor muyuz, istatistiklere göz atalım.
Türkiye ekonomisi 2025 yılı ilk çeyreğinde yüzde 2, ikinci çeyreğinde 4.8 ve üçüncü çeyrekte 3.7 büyüdü. Bu 2025 yılının ilk 9 aylık döneminde milli gelirde ortalama yüzde 3.3’ün üzerinde bir büyümeyi ifade ediyor.
Bu büyüme rakamı ilk bakışta yetersiz görünüyor ancak Hindistan, Arjantin, Endonezya, Çin, Suudi Arabistan ve Singapur gibi ülkelerin ardından en hızlı büyüyen ülkeler listesinin başında geliyoruz. Bir başka veriye göre Türkiye, OECD’nin en hızı büyüyen 4’üncü ekonomisi. Ayrıca kalitesiz de olsa, Türkiye ekonomisinin büyüme trendinin 21 çeyrektir devam ettiğini de not düşelim.
Peki, bu büyümeyi yeterli görebilir miyiz? Cevap, elbette hayır. Türkiye’nin çok gelişmiş ülkelerle arasındaki farkı kapatması için yıllık istikrarlı yüzde 5’in üzerinde büyümesi elzem.
Şimdi tartışmanın ikinci bölümüne geçebiliriz. Büyüyoruz ancak kalkınıyor muyuz, kalkınmada hangi düzeydeyiz? Kalkınmanın en önemli göstergelerinden birisi, milli gelirin, ekonomik büyümenin toplum kesimleri arasında adil bölüşülmesi, dağıtılmasıdır. Bunu nasıl ölçeceğiz?
Milli gelirin adil dağılıp dağılmadığını GİNİ katsayısı ile ölçüyoruz. GİNİ katsayısı nedir derseniz, kısaca açıklayalım. GİNİ katsayısı 0 ile 1 arasındaki değerlerden oluşuyor. Değer sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımının iyileştiğini, bire yaklaştığında kötüleştiğini anlıyoruz. Bunu çok çarpıcı bir şekilde şöyle izah edebiliriz. GİNİ katsayısı “sıfır” ise bir ülkenin milli geliri herkese eşit dağıtılmış, “bir” ise milli gelir tek bir kişinin elinde toplanmış demektir.
Türkiye’nin gelir dağılımı performansını görmek için GİNİ katsayımıza göz atalım. Türkiye’nin GİNİ katsayısı 0.42.6. AB ülkeleri ortalaması, 0.34.4 düzeyinde. AB’nin en iyileri arasında ise 0.21.2, Slovakya 0.23.1 Slovenya 0.24.8, Çekya ve 0.24.9 ile Belçika yer alıyor. AB ülkeleri içinde bize en yakın 0.38.4 ile Bulgaristan bulunuyor. Birçok ekonomik rapora göre, Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik grup, en yoksul yüzde 20’lik gruptan yaklaşık 8 katı daha çok gelire sahip. Bu fark kalkınmış ülkelerde 5 katın altındadır.
İstatistik bile vermeye gerek yok, Türkiye’de bölgelerin, illerin ve bireylerin milli gelirden, büyümeden adil ve eşit düzeyde yararlandığını söylenemez. Marmara Bölgesi’nin diğer bölgelerden, İstanbul, Kocaeli ve Ankara’nın diğer illerden milli gelirden daha çok pay aldığı açık bir gerçek.
Birey bazında baktığımızda yıllara göre küçük değişiklikler olsa da en zengin yüzde 20 milli gelirin yüzde 48’den fazlasını alırken, en fakir yüzde 20 ise yüzde 6’larda kalıyor. Bu rakamlar ekonomik eşitsizlikleri ortaya koyuyor. Rakamlar eşitsizliği ortaya koyduğu gibi toplumsal yaşamda da bunu rahatlıkla görebiliyoruz. 22 bin 104 lira ücretle bir ay geçinmek zorunda kalan milyonlarca asgari ücretlilerle, 16 bin 881 lira aylıkla yaşam mücadelesi veren milyonlarca emeklinin milli gelirden adil bir pay aldığını söylemek mümkün mü? Dul ve yetim aylığı ile yaşlılık aylığı alanları, çocuk yoksulluğunu ise konuşmaya gerek yok. Vahim…
ABD 30 trilyon dolar milli geliriyle dünyanın en büyüğü, Çin 19 trilyon dolarla dünyanın ikinci dev ekonomisi. Ancak Çin devleti zengin halkı fakir, dünyanın en büyük 500 zengini dünyanın en zenginleri saymakla bitiremiyoruz, sokaklarında ise dilenciden geçilmiyor, kenar mahallelerde barakalarda kalan insan sayısı on milyonları buluyor. Görüldüğü gibi milli geliri büyük olması halkının zengin olduğunu, sosyal fırsatlardan herkesin eşit yararlandığını göstermiyor.
Sonuç olarak, temel hedefimiz zayıf ve düşük büyümeden kaliteli ve güçlü bir büyümeye ulaşmak için yatırımları artırmak, daha çok çalışmak; sosyal bir kalkınma içinde milli geliri adil paylaştırmak, çalışan ve emeklilerine insana yakışır ücret ve aylık vermek, tam istihdamı yakalayıp işsizliği azaltmak önceliğimiz olmalıdır. Bir başka yazıda buluşmak dileğiyle…



