Cam Bilye
- Tarih:
Kitap istemiyorum
Cam bilye istiyorum
Güneşe bakacağım
Şükrü Erbaş
Güzel olanın doğasında bir şeffaflık vardır ancak bu şeffaflık zannedildiği gibi ele geçirilebilir bir açıklık değildir. Bilakis kendini koruyan, incinen ve incitildiğinde yok olan bir mahiyettedir. Cam bilyeye bakmak bu yüzden öğreticidir. İçinde bir dünya varmış gibi görünür cam bilyenin fakat o dünyanın varlığı, onu saran camın bütünlüğüne bağlıdır. Cam kırıldığında içindeki renkler anlamsızlaşmaz sadece o dingin güzelliğin bütünlüğü de dağılır.
Güzeli görmekle yetinmez onu sinemize basmak, içermek isteriz. Bu arzu o kadar ileri gider ki onu anlamanın, ona sahip olmanın ve hatta hükmetmenin yolu olarak çözümlemeyi, parçalamayı seçeriz. Bir şeyi çözmenin, onu dağıtmakla mümkün olduğunu sanırız. Bir çiçeği kopardığında onun kokusuna daha çok yaklaşacağını zanneden çocuk gibiyizdir. Onun gibi kırarak, bölerek, içini açarak hakikate ulaşacağımızı düşünürüz. Oysa bu düşüncenin kendisi sonu hüsrana varan en büyük yanılgılarımızdan biridir. Güzelliği onu var eden formdan bağımsız sanarak, kabzasından çıkarıp teşrih masasına yatırarak ruhunu kaçırırız. Nitekim form, sadece bir kabuk değildir. Zarf da sadece mazrufu kamufle etmez. Onu sarıp sarmalar, yüz görümlüğü olur. Form özü görünür kılar, onu idrake sunar. Misalen bir şiiri şiir yapan salt anlam değildir hatta ondan ziyade ritmi, sesi hatta susuşlarıdır. Bir insanı insan yapan da sadece söyledikleri, eylemleri değil söyleyemedikleri, sakındıkları, incinmemek için kurduğu mesafeleridir. Cam bilye de böyledir. Onun içindeki renkler ancak o şeffaf ve kırılgan sınır sayesinde bir bütünlük kazanır. Cam kırıldığında geriye sadece dağılmış parçalar kalır. Ne içerdekinin ne dıştakinin anlamı kalır ve ahenk bozulur.
Hoyratlık çoğu zaman güç sanılır. Esasında anlamı bütünüyle temellük etmeye dönük kompülsif bir sabırsızlık hâlidir. İnceliğin, dikkat gerektiren her şeyin karşısında duyulan tahammülsüzlüktür. Bir şeyi yavaşça kavramak yerine hızla tüketme arzusudur. İnsan, karşısındaki güzelliğe yaklaşırken onu korumayı değil onu inatla çözmeyi, çözümlemeyi seçtiğinde aslında kendi içindeki kabalığı ifşa eder. Çünkü gerçek bir temas, kırmadan da mümkündür hatta ancak kırmadan mümkündür. Ne var ki insan, kırarak ulaşabileceğini sandığı o “öz”ün aslında camın kendisiyle birlikte var olduğunu çoğu zaman fark etmez. Bu fark ediş genellikle bir kaybın ardından gelir. Kırılan bir ilişkinin, söylenmiş sert bir sözün ya da geri dönülemeyecek bir kararın ardından… İşte o zaman güzelliğin içerikte değil onu mümkün kılan o narin yapıda saklı olduğunu anlarız. Ama bu anlayış güzelliğin yitiminden sonra gelen can yakıcı bir tecrübedir.

Güzellik esasında kendini koruyan bir dengenin adıdır. Ne tamamen dışarıdadır ne de tamamen içeride. O, ikisinin arasında kurulan hassas bir ilişki zeminidir. Bu yüzden ona yaklaşmak, bir tür edep ister. Bir bakışın inceliğini, bir sözün ölçüsünü, bir susuşun değerini bilmeyi gerektirir. Çünkü bazı şeyler ancak dokunulmadığında varlığını sürdürebilir. Bazı hakikatler ancak bir mesafeden bakıldığında kendini gösterir. İnsan ekseriyetle bu mesafeyi ihlal eder. Yakın olmak ister, sahip olmak ister, emin olmak ister. Belirsizliğe tahammülü yoktur çünkü. Güzellik, biraz da belirsizlikte yaşar. Nitekim güzellik tam olarak çözülemeyen, tamamen sahip olunamayan, her bakışta kendine has naz perdesine bürünen, yeniden anlam kazanan bir gizdir. Cam bilyenin içindeki renklerin her açıdan farklı görünmesi gibi… Onu tek bir bakışta sabitlemeye çalıştığınızda aslında onun en canlı tarafını yok ederiz.
Esas mesele biraz da güzele hangi gözle ve nasıl baktığımızdadır. Onu çözülmesi gereken bir problem gibi mi görüyoruz yoksa seyredilmesi gereken bir tecelli olarak mı? İlkinde müdahale vardır, ikincisinde mütevekkil bir kabulleniş. Bazı şeyler vardır ki ancak sakınarak, korunarak yaşatılır. Bir kalbin güveni, bir dostluğun zarafeti, bir sözün ağırlığı cam bilye gibi şeffaf ve kırılgandır. İnsan, bu kırılganlığı fark ettiği ölçüde insanlaşır aksi hâlde elinde kalan yalnızca pişmanlığın kırık parçalarıdır.
Güzellik içini açtığında değil olduğu hâliyle kabul edildiğinde kendini gösterir. Ona ulaşmanın yolu, onu parçalamaktan değil ona eşlik etmekten geçer. Camı kırarak içindeki renklere sahip olamazsın. Ama camı koruyarak o renklerin daima ışığı farklı tonlarda sana yansıtmasına izin verebilirsin. Bir şeye dokunabilecekken dokunmamak, kırabilecekken korumak, anlayabileceğini/anlatabileceğini zannettiğin yerde susabilmek güzel sevmenin şiarıdır.



