Picture of Necmettin Evci
Necmettin Evci

Canlı Atılım Coşkusuyla Kendimizi Aşmak!

A+ A-

Varlığa aşkla, sevgiyle yönelişimiz, hakikati mucizevi işleyişiyle kendi varlık cevherimizde hissedip, hayranlıkla cezbeye kapılmamızdandır.

Hayranlığın ifade ve yansıtma biçimi duyum katlarına ve derecesine göre farklılık arz eder. Bu varoluşsal devinim Bergson’un ifadesiyle ‘canlı atılım gücü’dür.

Varlık ve hayat felsefesini ruh ve zekânın diyalektik bütünlüğüne dayandıran Bergson, hayatın atılımını sanatın kaynağı olarak görür. Sanat felsefesi müktesebatı içinde bu değerlendirme, sanat-hayat ilişkisini doğasına en uygun üslûp, kapsayıcılık ve içerikle ifade ediyor olmalıdır. Bergson’a göre “Bir sanatın teknik vasıtaları hayat hamlesinin temayülleri ile ne kadar kaynaşmış olursa, bizzat sanat da o kadar ruhlulaşmaya ve o nispette inkişafa mazhar olur.”(1) Bu mazhariyetle birlikte varoluşun yine Bergson’a göre ‘sezginin içselleştirilmiş gerçekliğiyle’ huzuru yaşanır.(2) Huzur bir idrak mertebesidir.

Evet huzur yüceyi, yüce bir idrak hâli ve mertebesidir.

Huzurda olunur ve huzur bulunur.

Orada önem, orada ayrıcalık, orada kıymet ve değer huzurda olmak, huzurda olduğunun bilinciyle kendinden geçmektir.

Her dem huzurda olduğunun idrakiyle hazır olanlara ne mutlu!

Huzur, insanı kendinden, yani şu gölge mesabesinde olan dünyanın hayhuyundan, gölge oyununda avunan boş benliğinden alıp götürür.

Belki ait olduğumuz âlem’e yükselmiyoruzdur ama hiç olmazsa ait olmadığımız âlemden sıyrılıyoruzdur. Bütün ağırlığını yüklenerek yeryüzünde dolaşan ruhumuz, uhrevi bir tül gibi sonsuzluğun göğünde salınan bulutlara tutunmuş da havalanmış gibidir.

Ruhu kamaştıran bir kendinden geçiştir yaşanan; çoğu zaman hayretler içinde aklın da akıl erdiremediği bir düşünce. Bu da bir aşkın bağlanışlarla düşünmedir. İnsan doğrudan içine doğanlarla da düşünebilir.(3) İnsan böyle mübarek, muhterem bir Âdemdir. Varlık yokluk arasında salınıp duruyoruz. Varlığımızda yokluğu, yoklukta varlığımızı duyuyoruz. Böyle bir salınım kendimizi aşma yeteneğimizin icabı olmalıdır. varoluşumuzun fıtrî işleyişiyle kendimizi aşarız, aşmalıyız da. Kendimiz üzerinden varlığı, varlık üzerinden kendimizi fark edip anlamaktan, başka söyleyişle kendi bilincimize, idrakimize varmaktan soylu, saygın bir zevk duyarız.

İnsan enfüsî, afakî bağlantılarıyla sır dolu varlıktır. Kendimizi aşmanın ilk evresi, kendimizle sınırlı, kendimizde tutuklu kalmamaktır. O koskocaman dünyalar, içimize nasıl sığar, oraya nasıl ilişir? Kendimizi aşmak benliğimize canlılık katan anlam dünyasının üst katına taşmaktır. İşte sanat o taşkın hâldedir. O hâlle, o hâlde ortaya çıkar, görünür, duyulur olur. Şimdilik bilinmesi gereken dolmayanın taşamayacak olmasıdır.

________________

1-Henri Lois Bergson, Yaratıcı Tekâmül’den Hayatın Tekâmülü, çev. Mustafa Şekip, s.  LIV, Maarif Vekâleti yay, İst. 1934. Bkz. Necmettin Evci, “Sanat Hayatın Coşkulu Atılımıdır” Ay Vakti, S. 216, Haziran 2025.

2- Afşar Timuçin, Estetik, s.78,İnsancıl yay,  3. bas. İst.1998.

3- (456, Osman Sarı, Aklın Kuşku Hali, s. 30, Efkârî yay, İst.2012.