Çivisi Çıkmış Dünya
- Tarih:
Diyelim ki arabanızın farı yanmıyor; kolay, yaptırırsınız.
Teker patladı; kolay, stepnenizi takın, olmadı bir lastikçi çağırın.
Şanzımanı bozuk, vites atıyor, frenleri zayıf, camı patladı, hatta Allah göstermesin karıştığınız bir kazada tamponunuz haşat oldu; hepsinin çaresi var ve zor değil. Ama şarampolden yuvarlanıp ezilen, karşıdan gelen tırla çarpışıp hurdahaş olan araba için aynı şeyi söyleyemeyiz. Artık orasını burasını tamir ettirmek, doğrultmak yerine o aracı hurdaya çıkarmanız, ulaşımınız için yeni çözümler düşünmeniz daha mantıklıdır. Verimli, kazançlı olan da budur.
Yaşadığımız dünyanın, toplumun hali budur. Amin Maalouf ‘Çivisi Çıkmış Dünya’ diyordu. Gerçi o kitap, Ortadoğu, özellikle de Mısır, Lübnan merkezli olarak siyasal, sosyal bunalımları konu ediniyordu ama ismin çağrışımı bile dünyanın yaşadığı bunalımın ana esprisini vurucu bir etkiyle yansıtıyor. Dünyanın çivisi çıktı! Yapı kağşıyor, düzen bozuluyor, medeniyet çöküyor. Aklı, izanı, irfanı, vicdanı hiç mi hiç hesaba katmayan, hakka, hukuka, özgürlüklere, adalete duyarsız modern dünya medeniyeti ne kadar temsil ediyor, medeniyet sorumluluğunu ne oranda taşıyordu bu ayrı konu. Kendi bakış açısına, ilkelerine göre şöyle ya da böyle bir yol tutturmuş olsa bile, o yol da tıkandı.
İnsanlığın geleceğine ilişkin bir kurtuluş, bir refah, huzur umudu bir aydınlık beliriyor değildir. Dünyanın çivisi esaslı bir şekilde koptu ve bizi insan varlığımıza, varlığımızın amacına, anlamına bağlı tutan rabıtalar çözüldü. Yaşanan görülmedik bir medeniyet krizidir. Bu kriz para ve emtia eksikliğinden, kaynak yetersizliğinden, pazar payının küçülmesinden, hâsılı ekonomik dengelerin bozulmasından değil, doğrudan insanlık krizinden kaynaklanıyor.
Materyalist tarih paradigması zamanı çağlara ayırırken bir ‘Karanlık Çağ’a gönderme yapar. O gerçeğini bilemedikleri, bilmeye de yanaşmadıkları çağın nesi ve niçin karanlıktır bilmem ama herhalde dünya bu dehşette ateşli, kanlı bir karanlığı hiçbir zaman yaşamamış olmalıdır.

Derin mi derin bir anlam ve amaç krizi yaşanıyor. Anlamsızlık ideal, sorumsuzluk özgürlük olarak telkin ediliyor. Ne ilginç, insan kendine yakışan şekilde yaşamamakla övünür oldu. Kendi idrakine daha içten varmak, bir anlamın sırrına vakıf olmak, bir muhtaca yardım etmek değil, akıl almaz kepazeliklerin çılgınlığıyla kendinden geçmekten zevk alan acayip mahlûklar özendiriliyor. Bütün bir insanlığı iliklerine kadar sömüren ultra küresel kapitalistler ve onların güdümünde politikalar üreten devletler bu oluşumların faaliyeti için devasa paralar ayırıyorlar. Evet, işte bu yüzden, asıl bu yüzden dünyanın çivisi koptu. İnsan ve toplum ilişkilerinde hemen hiçbir ahlaki ölçü kalmadı. Diğer yandan devletler ve devletleri arkalarına alan şeytanî güçler, kötülükte yarışıyor olmalarının bedelini sayıları milyonları bulan kitlelere korkunç acı ve ıstıraplarla ödetiyorlar. Hangi karanlık çağ bu kadar korku, yılgınlık, çığlık, ölüm, intihar, bunalım, dejenerasyon, anlamsızlık, ahlâksızlık yüklenmiştir?
İnsan ve değer kaygısı olmayanların bu sınır tanımazlığı, bu ahlâksızlığı, ilkesizliği hayat tarzı ve alışkanlık edinmelerinde bir beis olmayabilir. Ahlakî endişe ahlâksız için, vicdanî ölçü zorba için, adalet zalim için, zulüm merhametsiz için caydırıcı olmaz. Değer değersizler için anlam ifade etmeyebilir. Ama bu çarpılmışlık asla bizim aramıza, bünyemize sirayet etmedi, edemez, edememeli. Buna izin vermeyin, veremeyiz, verilmemeli. Gök devrilse, yer yansa duyarsızlığa, ihanete, yalana, ölçüsüzlüğe, ilkesizliğe, amaçsızlığa, ahlaksızlığa, bencilliğe ne tevessül ne tenezzül ederiz.
Şimdi söyleyin bu gidişatın, bu dünyanın neresini düzeltelim? Bana sorarsanız bu aracın işe yarar, elle tutulur, ayağa kaldırılır bir yanı kalmamıştır. Yeni Dünya Düzensizliği, bir yerini onarmakla düzelecek gözükmüyor. İnsanlık yeni baştan varoluş kodlarına dönmeli, hayatın ve varlığın yaradılışına uyumlu bir dünya inşa etmelidir.



