Çocuk Nerede Dövülür?
- Tarih:
Başlığı okuyan okuyucular! Çocuk deyince hassas olanlar, hala bir tarafı çocuk kalanlar, hemen çocuk hiç dövülür mü? diyecekler. Evet, çocuk dövülür mü? Nerde, nasıl, ne zaman olursa olsun çocuk asla dövülmez. Ama küçükken; bazen annemizin bir beş kardeşini, süpürgesini ve terliğini yemişsinizdir mutlaka. Bunlar da artık yeni yasada suç unsuru sayılıyor. Buna da şimdilerde dikkatli olmak gerekiyor.
Ben hiç yemedim diyenler varsa aranızda onlar çok şanslılar. Evet, onlar çok şanslılar hele bu dünyada şiddetin her geçen gün tırmandığı, herkesin patlayacak bir bomba haline dönüştüğü bu yüz yılda. İllaki bir televizyonda, haberlerde, internette, sosyal medya platformunda veya gazetede çocuklara yapılanları görmüş, duymuş veya şahit olmuşsunuzdur. Ağzı dili olmayan, olanların da kendini savunamadığı bir bebek, çocuk, nasıl olur da ölesiye dövülebilir. O koca koca ağır eller, ayaklar çocuğa vurulabilir ve hatta öldürülebilir?
Ebeveynler, çocuklarına sokakta, parkta, markette bağırıyor, dövüyor; iki tokat, bir tekme, hadi olmadı saçını çek, azarla, bir de güzelce ağız dolusu bas küfrü. Size bu hareketler arkadaşlarınızın yanında, kalabalık bir ortamda yapılsaydı bunu ister miydiniz? Kendinizi nasıl hisseder, hangi psikolojiye dönüşürdünüz? İnsanlık ne zaman bu hale geldi diye sormadan edemiyoruz? İnsanlığın vicdanına, merhametine, ahlakına ne oldu acaba? Kimler aldı götürdü güzel hasletlerimizi.
Nasıl? Ne zaman? Nerede? Nefsimize ve şeytana yenildik. Üstüne üstlük yapılanları kendimizce haklı bulup, bunu savunuyor, kendimizi temize çıkarmaya çalışıyor(uz), çocukları suçluyoruz. Oysa gülüşlerinden öpsek, masumiyetleri bize de bulaşacak!

Çocukta Güven
Çocukları döverek, korkutarak, sindirerek onların özgüvenlerine balta indiriyoruz. İleri ki yaşlarında bir şeyler başaramadıkları zaman çocukları benim çocuk biraz içine kapanık pek bir şey beceremez; pısırık, beceriksiz diyerek şikâyet ediyoruz.
Özgüveni bastırılan çocuklar da eninde sonunda bir gün yeter artık deyip, patlayan, içinden canavar çıkan bireylere dönüşüyor. Hele de bu günlerde okullarda patlayan canavarlara dönüşüyor çocuklar. Gözlerini kırpmadan okul tarayabiliyor, rahatça öldürüp ölebiliyorlar. Çocuklarda Özgüven: Bireyin kendi yeteneklerine, değerine ve potansiyeline inanması, kendisiyle barışık olması ve zorluklar karşısında cesaret gösterilmesi halidir. Çocuğun kendi özelliklerine yönelik pozitif değerlendirmesi, kararlarının arkasında durabilmesi ve içsel yeterlilik hissinin olmasıdır.
Çocuklardaki özgüven doğuştan gelen sabit bir özellik değildir, onların tecrübeleri, çevresindeki faktörler ve bireysel çabalarıyla geliştirilir ya da tam tersi azaltılabilir. Çocuktaki düşük özgüven, kişinin yeteneklerine inanması ve karar vermede zorluk yaşamasıyla karakterize edilir.
Sevgi; çocukların çevreye karşı güven veya güvensizlik geliştirmesinin temelini bebeklik yıllarında anne-babasının bebeği sevmesinden başlar. O yüzden önce ve daima sevgi diyoruz. Çocuklarımızdan sevgiyi esirgemeden onlarla nitelikli zaman geçirmek onları güçlendirir.
Özgüven-Öz değer-Özsaygı-Öz sevgi hayattaki en temel sorunların ve mutlulukların kaynağıdır. Çocuklarımızı sevgiyle kanatlarımızın altına alalım ki onlar da saygı ile yol alsınlar.
Eğitim Kime Verilmeli?
Eğitim çocuklara mı yoksa büyüklere mi verilmeli? Eğitim nerede başlamalı? Öncelikle bu sorulara cevap aranmalı. En bilindik cevaplar:
- Eğitim evde başlar
- Eğitim okulda başlar.
Eğitim evde başlıyorsa; çocuk neden dövülüyor, sövülüyor, şiddet görüyor. Eğitim okulda başlıyorsa; çocuklar neden okulda akran zorbalığına uğruyor, taciz görüyor; bunların üstüne bir de okul cinayetleri, katliamlar oluyor.
- Pazartesi okullar açılıyor… İçimden koş oyna gül demek geliyor ama dilimden sadece dikkatli ol demek geliyor. Oysa okul korkunun değil çocuk seslerinin yeri olmalı.
Eskiden evlerimiz ve okullarımız en güvendiğimiz yerlerdi bizler için. Ebeveynler evlenmeden önce çocuk eğitimi, yetiştirilmesi hakkında çok ciddi eğitim görmeliler. Bir okulu, kursu olmalı. Ehliyet nasıl başarınca alınıyorsa, anne-baba adayları da iyice öğrendikten sonra belge almaya hak kazanmalılar. Çocuklar; ebeveynlerinin davranışlarını, duygusal tepkilerini ve iletişim tarzlarını modelleyerek yansıtan birer aynadırlar.
Çocuk, anne-babasının dünyayı algılayışını ve birbirleriyle ilişkilerini doğrudan kendisinde kopyalar. Bu nedenle, çocuktaki davranış sorunlarının temelinde genellikle ebeveyn tutumları yatar. Çocuk, evdeki huzuru ve stresi dışa yansıtır. O yüzden çocuğumuzdaki bir davranışı değiştirmek istediğimiz bir özellik olursa, önce kendi davranışlarımızı gözden geçirmek çok daha etkili bir yoldur. Ve sevgi her şeyi mümkün kılar, sorunları çözer. Öyleyse neymiş; eğitim aileden, anne-babadan başlamalıymış.
Nereden Nereye?
İnsanlığın Başladığı Nokta: Hani ‘İNSAN’, Ahsen-i Takvim (Tin Sur-4. Ayet) olan; fiziksel ve manevi açıdan “En güzel kıvamda, en mükemmel biçimde” yaratılan insan.
İnsan ki akıl, ruh, beden sağlığı ve ahlaki potansiyel olarak varlıklar arasında en üstün seviyede olan, temsil edilen varlık.
İnsanlığın Geldiği Nokta:
İşte insanın geldiği ‘Esfeli Safilin’ (Tin Sur-5. Ayet) yeri. Aşağıların aşağısı sefillerin en sefili veya cehennemin en derin yeri. İnsanın manevi olarak düşebileceği en düşük seviyesi, hayvandan daha aşağı bir konumu ve ahiretteki en şiddetli azap mahalli olan yere düşen varlık. Bu kadar mı düştü insan?
Bundan aşağısı yok düşecek. Bakmaya kıyamadıklarımıza kıymayalım. Çocuklara kalkan eller insin. Artık çocuklar ölmesin! Erdem ölmesin, Masumiyet ölmesin, Analar, babalar, insanlık ölmesin, Merhamet ölmesin, ÇOCUKLAR ÖLMESİN ANNE, ÖLMESİN ANNE.
Nazım Hikmet ne güzel anlatmış şu dizlerinde; “Çalıyorum kapınızı, /Teyze, amca, bir imza ver. / Çocuklar öldürülmesin/ Şekerde yiyebilsinler…”



