Deep Loma
- Tarih:
S. Ümit ÇETİNKAYA DELİKANLICA yazdı.
İlkokul ve Ortaokul diplomalarımı saymazsak ilk aldığım sertifikam 1993 yılında Karabük Bilgisayar’dan aldığım Bilgisayar İşletmenliği sertifikasıydı. Fatih Ağabey’in başında olduğu Kar-Bil’de edindiğim o beceriler sayesinde o zaman Endüstri Meslek Lisesi son sınıftayken PTT’de yaptığım stajımın süreç belgelerini ve raporlarını hocalarıma bilgisayar çıktısı olarak hazırlayıp vermiştim.
Nereden nereye! Şimdi ise 5. Ve 6. Sınıf öğrencilerimle Bilişim dersinde Yapay Zekânın insanlığa sağladığı faydaları ve zararlarını konuşuyoruz. Cin gibiler maşallah! Şimdiden 2050’de (25 yıl kadar sonra) teknolojide yaşanabilecek ilerlemeler konusundaki çıkarımlarını dinlemek insana farklı bakış açıları kazandırıyor.
Safranbolu Ticaret Meslek Lisesi’nde ücretli öğretmenlik yaparken, yine Safranbolu’da ziyaret ettiğim bir internet kafede, bir liselinin özel bir alanı olduğunu ve burada bilgisayar oyun karakterleri ve oyun ortamları tasarladığını da bizzat ziyaret edip yerinde görmüştüm.
Halk Eğitimi Merkezleri’nde uzun süre çalışmış bir Bilişimci olarak 70’li yaşlarında bilgisayar kurslarıma katılıp her yerde geçerli sertifikalar alan öğrencilerim de oldu. Aralarında ev hanımı olanlar da vardı, öğrenci olanlar da. Anlayacağınız her moddan ve her profilden insanlar, sertifika değil öğrenme derdindeydi. Ve tabii onları motive etmekte iş biz öğretmenlere düşüyordu.
Şimdi üç kitap sahibi ve bir kitaba da katkı vermiş, düzenli olmasa da yazın hayatında biri olarak şu gerçekleri âcizane belirtmek istiyorum: Kitap çıkarmanın diploması yok. Radyoda konuşmanın diploması yok. Youtube’a şiir okuyup atmanın diploması yok. Artık değişen bazı şeylerin diploması ya da sertifikası yok ama yetkinlik ya da liyakat dediğimiz şey hiç tahmin etmediğiniz ya da edemeyeceğiniz kimselerde ve platformlarda olabiliyor. Kimin ya da neyin etkili ya da yetkili olduğunu bazen duyamayabiliyoruz.
Ülkemizdeki sertifikasyon işlemlerinin nasıl çeşitlendiğini görmek için Halk Eğitimi Merkezlerimizin kullandığı HEMBA isimli internet adresine bakmamız yeterli. Oradan şimdi edindiğim bazı istatistikleri aktarıyorum: Şu ana kadar bitirilen kurs sayısı: 1.755.518; kurslara katılım sağlayanların sayısı: 5.765.373. Sadece Bilişim Teknolojileri alanında katılım sağlanabilecek 26 farklı kurs var.
Bunların arasında benim katılım sağladığım kursları zikredeyim: 2 kur Osmanlıca, Güzel Konuşma ve Diksiyon eğitimi, 1 kur Almanca, Çağrı Merkezi Elemanı kursu, Gıda ve Su Sektöründe Çalışanlar İçin Hijyen Eğitimi. Saz kursuna kayıt oldum ama pek yeteneğim olmadığı için devam edemedim. Yani Halk Eğitimi Merkezleri’nde hem kurs veren hem de kurs alan bir durumun içerisindeydim.
Öğretmenlerimizin de çeşitli kurslara katılabileceği platformlar da çoğunlukta. Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA), buna ek olarak Eğitim Bilişim Ağı (EBA)’ndaki kurslar çok dikkat çekici. Bu platformlarda yeteneğinize, istidadınıza, merakınıza, mizacınıza, vaktinize, hobilerinize uygun kurslar ve eğitimler bulmak mümkün.
Öte yandan, biz ODTÜlülerin eğitimini aldığımız meslekleri yapmama gibi bir gerçeği de yok sayılamaz. Çok şükür eğitimini aldığım mesleği yapıyorum. Mesela mühendis olup tekstil işi yapan arkadaşlarım var. Kimyacı olup üst düzey yöneticilik yapanları tanıyorum. Biyolojici olup yazılım ve programlama anlatan hocalarım oldu mesela. Hepsi de çok zeki insanlar. Hepsi de yetkin isimler. İşlerinin hakkını veriyorlar.
İşte bu noktada, işin hakkını vermek kavramı beynimizi zorlamalı. Artık şu yapay zekâ çağı denilen ve korkulası bir hızla büyüyen, çoluk çocuğun elinde dört döndüğü teknoloji ve ‘deep web’in karanlık yüzü, bizim yerimizi alabilecek mi acaba diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Ondan korkmalı mıyız, bunu zaman gösterecek.
Bitirirken sormak istiyorum ki: Yapay Zekâ; işinin hakkını verebilir, hatta işini biz insanlardan daha hızlı, yaratıcı, daha doğru ve verimli de yapabilir.
Lâkin Yapay Zekânın “Deep-loması” var mı bunu hiç kimse sormuyor. Bir kişi hariç…



