Picture of Nuh Muaz Kapan
Nuh Muaz Kapan

Değişen Dönüşen Çağda Eğitim

A+ A-

Toplumların yaşadığı her çağda kendisine sorun haline getirdiği belirli konuları mevcuttur. Bunlar hem sosyal anlamda yaşamı ilgilendiren mevzular olabileceği gibi hem de bireysel anlamda aşılması gereken konular da olabilir. Mesela bunlar nedir? Sözgelimi eşitlik, adalet, mutluluk, ahlak vb. konuları burada zikredebiliriz. Bunlar insanlığın tarih sahnesine çıkmasından bugüne değin tartışılagelmiş ve süregiden dönemlerde de aynı şekilde tartışılacağa benziyor. Klasik sorunlarımız diyebileceğimiz bu konularda her dönemde birçok düşünür, filozof ve mütefekkir fikirler serdetmiş ve sorunu kendi perspektifleri ile bizlere sunarak çağları içerisinde konuya belirli yaklaşımlar getirmişlerdir.

Yaşadığımız çağ değişim ve dönüşümleri de kendi içerisinde barındırır. Çünkü biliyoruz ki her çağ bir sonraki çağın potansiyelini kendi içerisinde taşır. Aynı şekilde öncesini de taşıdığı gibi. Bir akış içerisinde süregiden yaşamın sorunlarını çözmekte bazı vakitler tek bir dönemin içerisinden bakarak mümkün olmayabiliyor. Ne demek istiyoruz? Sorunlarımız bir çağın içerisinde anlaşılmaktan öte bir akışın parçası olarak geçmişten bugüne gelirken aynı şekilde sorunlarını da taşımaktadır. Bu sorunlara her ne kadar bugünden baksak da ardına ve önüne de bakmak soruna ulaşmada bize daha çok imkân sağlayacaktır.

Çağımıza baktığımızda elbette yukarıda tanımladığımız duruma uyan birçok sorunla karşılaşıyoruz. Ancak bizim için burada mühim mesele eğitim konusudur. Temel ahlaki duygular, bilişsel süreçler ve toplumsal yaşama dair her türlü sorunun merkezindeki konulardan birinin de eğitim olduğunu düşünüyoruz. Ve eğitim mevzusu bugünün bir başlığı değil Antik çağlardan bugüne değin tartışılmıştır. Hem Batı’da hem Doğu’da üzerine birçok fikir sunulmuş bir konu olmasına rağmen ne yazık ki her geçen gün daha da kötüye giden bir durumla karşı karşıyayız.

Yakın dönem düşünsel geçmişimize baktığımızda eğitim konusunda gelenekselci bir bakışla yoğun çalışmalar ile karşılaşmaktayız. Eğitimin köklerden koparak veya uzaklaşarak olmasının imkânsız olduğu şiddetli bir şekilde tartışılmaktadır. Buna ilaveten tek tip bir eğitimin de karşılığının olmadığını da ayrıca görmekteyiz. Bir de Batılı paradigma ile konuya yaklaşıp bilimin rehberliğinde aydınlanmaya doğru bir eğitim perspektifi sunan düşünceyi de anmak lazım. Sahip olduğumuz ontolojik duruşun sokaklarından seslenerek yaklaştığımız eğitim konusunda daha atıfta bulunmadığımız pek çok yaklaşım vardır. Ancak burada temel bir soru sormak isteriz. Eğitim; ne için, ne kadar?

Eğitim dediğimiz bu uğraş, içerisinde eğitime dair çok az şey barındırır hale gelmiştir. Sınav ve bolca soru pratiği ile özünden tamamen kopmuş bu yapı bizlere bir düstur göstermekten çok uzaktır. Eğitimin bir düsturunun olmaması da yetişen gençlerde bir tavır oluşmasına kaynaklık etmemekte ve onları hayata hazırlamanın yerini sınava hazırlama ile doldurmaktadır. Fakat eğitimin düştüğü bu durum üzerine düşündüğümüz vakit karşımızda çokça parametreler çıkmaktadır. Bunlar ekonomik, sosyal ve kültürel başlıklar altında toplanabilir. Yaşam kaygısı, toplumda saygınlık ve meslek itibarı mevzularını da anlaşılması için zikredebiliriz.

Eğitimin bu formata geçmesi ile elbette öğrenci profili de değişime uğramıştır. Merak duygusu, öğrenme becerisi ve keşif heyecanı artık tozlu rafların kavramları haline gelmeye başlamıştır. Burada şunu demek de istemeyiz: Tüm eğitim odakları bu şekilde olduğuna dair bir indirgemeci yaklaşıma sahip değiliz sadece zihinlerdeki imajın bu şekilde dönüştüğünü ifade ediyoruz. Eğitimin bu çıtadaki hali asıl sorunumuza doğru yol alacak olursak, ilk sorumuz şu olacaktır: Bilim, teknik eğitimde yeni imkânlar açmadı mı?

Eğitim sektöründeki bilimsel ve teknik gelişmeler sosyal konforu arttırması açısından büyük imkânlar önümüze koymuştur. Ancak bizim burada bakmamız gerekenin bunun düstur haline gelip gelmediğidir. Yani bilim ve teknik hayatımızı kolaylaştırıyor. Bu kolaylık ile biz daha çok tembelliğe alışıp sadece tüketme üzerine mi hareket ediyoruz yoksa daha ulaşılabilir olması bizde onunla ilişki kurmada daha kullanışlı bir ortam mı oluşturdu? Çoğumuz ilkinden yana tercihte bulunacağız büyük ihtimalle. Yani bizler eğitimde teknolojik ve bilimsel olarak ne kadar fazla imkân oluştursak da bu bizim bilimsel zihin veya bilimsel ahlakımıza bir katkı sunmamaktadır.

Sorunsallaştırdığımız noktaya biraz daha yakından bakmaya ne dersiniz? Bilimsel gelişmelerin arttığı ve hayatın teknolojik anlamda çok hızlı dönüşüm geçirdiği bir zaman diliminden geçiyoruz. Bu geçiş ya bundan sonrasında hep böyle bir hayatı bize göstermekte ya da bir geçiş sürecinde olduğumuzu anlatmaktadır. Ancak hangi durumda olursa olsun bir dalga misali bugüne değin kurulu olan her şeyi değiştirmekte ve dönüştürmektedir. Kaçınılmaz bir değişim çizgisine çıktığımız bu dönemin en önemli unsuru bilim ve teknolojidir. Yani bizler yaşadığımız dönemi ifade etmek için bu ikisinin iş birliğindeki ürünlerden bahsediyoruz. Ülkemizin teknolojik ve bilimsel anlamda yaptığı atılımlar da hız kesmeden devam etmektedir. Büyük emeklerle gerçekleştirilen atılımların devam etmesi ve ülkemizin her anlamda güçlenmesi için bilim ve teknoloji konusunda kendi şahsına münhasır bir hale gelmemiz zaruridir.

Eğitimin ve dönemin teknolojik vurgusu ile zihinlerimizdeki karşılığı arasından derin yarıklar vardır. Bizler teknolojik gelişmelere sadece kolaylık sağlaması nazarıyla bakarak hayatımızı idame ettiriyoruz. Hâlbuki olması gereken zihinsel yapımızı inşa etmektir. Bilimsel zihnin gelişiminin neticesinde ortaya çıkan teknolojiyi yani tekniği ilerletmek istiyorsak bunun özünde bilimsel ahlaka sahip olmak yatmaktadır.

Değişen ve dönüşen dünyanın sesine kulak vermek için öncelikle notaları bilmeliyiz. Mırıldanarak sesi yaşatamayız. Sadece içimizde hissini yaşatır ve onunla tatmin oluruz. Çağımız ve sonraki çağlarda da aynı sorunlarla karşılaşılsın istemiyorsak bilgiden önce düstura odaklanmalıyız. Eğitimi ilerletmenin asıl merkezi konusu bilimle olan ilişkisini taklitten öteye taşıyabilmektir. İşleyişini teknolojik hale getirmek özüne sirayet etmediği müddetçe sadece kendimizi aldattığımız bir arayüzden öteye geçemez.