Deniz, kum ve güneşin ötesinde: Türkiye ekonomisinin turizm sektörüne bağımlılığı
- Tarih:
Doç. Dr. Mustafa Kırca ile Röportajı Yapan: Murat Kılıç
- Türkiye’de turizm gelirlerinin makroekonomik değişkenler üzerindeki etkilerini araştırdınız. Bugün turizmin ekonomi üzerindeki ağırlığını nasıl yorumluyorsunuz?
Turizm sektörünün ekonomik etkilerini araştıran çalışmalarım bulunmaktadır. Bu çalışmalarda turizm sektörünün istihdama, işsizliğe, ekonomik büyümeye, diğer sektör gelirlerine, enflasyona, mal ihracatına, mal ithalatına ve döviz kuru üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Görünmez bir ihracat kalemi olan turizm sektörünün ekonomilere birçok etkisi bulunmaktadır. Bu etkilerinin başında gelir ve istihdam üzerindeki etkileridir. Birçok bilimsel çalışmada sektörün ülkelerin toplam gelirini ve istihdamını artırdığına dair kanıtlar bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nde yer alan istatistikler incelendiğinde 2024 yılında, 60,6 milyon yabancı ziyaretçiden elde edilen turizm geliri 56,3 milyar dolardır. Bu değer 2024 yılı Türkiye’nin nominal gayri safi yurt içi hasılasının (1,32 trilyon dolar) yaklaşık %4.27’si gibi önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Hem ziyaretçi sayısının hem de turizm gelirinin yıllar itibariye artış eğiliminde olduğu gözlemlenmektedir. Her ne kadar bazı dönemlerde farklı nedenlerden gelen ziyaretçi sayısı ve gelirde bir daralma meydana gelse de uzun dönemde artış eğilimi açıkça görülmektedir. Sektörün gelişmesi hem de gelir üzerindeki etkisiyle birlikte sektör, birçok insana da iş kapısı olmaktadır. Yine Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü Türkiye’de yaklaşık 2,5 milyon kişinin doğrudan istihdam olduğunu göstermektedir. Türkiye İstatistik Kurumu’nda yer alan veriler araştırıldığında da görüleceği üzere Türkiye’de doğrudan sektörde çalışanların toplam istihdam içindeki payı 2023 yılında %3,2 olarak gerçekleşmiştir. Belki bu değerlere doğrudan bakıldığında küçük gibi görünmüş olsa da sektörde oluşan gelirin ve istihdamın çarpan etkisi göz ardı edilmemelidir. Bu bahsettiğim istatistiki değerler doğrudan etkilerdir. Bununla birlikte çarpan etkisi oluşturacak dolaylı ve uyarılmış gelir ile istihdam etkileri hesaba katıldığında sektörün Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisi çok daha fazla artmaktadır. Şöyle ki, turizm işletmelerine mal ve hizmet sağlayan işletmelerinde meydana gelen artışları ve bu işletmelerde çalışan kişi sayılarındaki artışlar sektörün dolaylı etkisini ortaya çıkarmaktadır. Uyarılmış gelir ve istihdam etkisi ise hem doğrudan hem de dolaylı istihdamla birlikte turizm sektörü paydaşlarının sektörden elde ettikleri gelirleri kullanarak, çeşitli ihtiyaçlarını gidermek amacıyla yaptıkları harcamalarla ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda sektörün Türkiye ekonomisi açısından ağırlığı azımsanacak kadar küçük olmadığı değerlendirilebilir.

- Sürdürülebilir turizm kavramı ekonomik açıdan sizce ne kadar uygulanabilir?
Sürdürülebilirlik kavramı son 50 yılda ön plana çıkan kavramlar arasındadır. Özellikle 1700’lü yılların sonlarında ortaya çıkan “Sanayi Devrimi” ile birlikte dünya ekonomisi hızlı bir büyüme ivmesi kazanmıştır. Sanayileşme, emek yoğun üretimden sermaye (teknoloji) yoğun üretime geçiş sürecini hızlandırarak, sanayileşen ülkelerde kentleşme hızı, kentlerde yaşayan insanların boş zamanları ve gelirleri ciddi oranda artmıştır. Tek neden kentleşme, boş zamanın ve gelirin artışı olmasa da bu üç neden turizm hareketlerinin dünya genelinde hızlı bir şekilde artmasına neden olmuştur. Sanayi sektöründeki yükselişe benzer bir şekilde turizm sektörünün de gelişmesi çevre sorunlarını ortaya çıkarmıştır. Genel bir perspektiften bakıldığında ekonomik büyümeyle birlikte ortaya çıkan sektörel canlanmalar, çevreyi tahrip etmiş ve bu tahribat sonrasında sürdürülebilir kavramının önemini ortaya koymuştur. Su kirliliği, hava kirliliği, atık sorunları, gürültü kirliliği, görüntü kirliliği, ormanların tahrip edilmesi, tatil yörelerindeki aşırı yapılaşma gibi çevre sorunları turizm sektörü kaynaklı olarak ortaya çıkabilmektedir. Özellikle daha fazla gelir elde etmek için kitle turizm hareketlerinin teşvik edilmesi, sektörün çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin daha da artmasına neden olmuştur. Bu olumsuz etkileri ekonomik, sosyal ve birçok açıdan ülke vatandaşlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu etkilerin azaltabilmek için özellikle doğayı, kültürü, tarihi dokuyu koruyan ve yerel halkın haklarını ihlal etmeyen turizm türlerinin geliştirilmesi sürdürülebilir turizm anlayışına katkı yaparak, özellikle turizm bölgelerindeki vatandaşların refah düzeyi artırılabilir. Kitle turizm hareketleriyle ciddi gelirler elde edilse de sektörün çevreye yönelik olumsuz etkilerinin uzun dönemdeki fırsat maliyeti düşünüldüğünde, sürdürülebilir turizm faaliyetlerinin geliştirilmesinin ne kadar önemli olduğu ve uygulanmasının gerekli olduğu açıkça görülmektedir.
Bunlarla birlikte bir yöredeki turizmdeki sürdürülebilirlik birazda yörenin kendi kaynakları ile yapılmış turistik tesis yatırımlarını artırarak, bölgeden dışarıya doğru kar transferlerinin azaltılması mümkün olabilir. Bir politika önerisi olarak da bu yörelerde kullanılan vergilerin, yine bu bölgeler için harcanması sürdürülebilir bir turizm açısından dikkate alınabilir.
- Turizmde çeşitlenmenin (kültür, sağlık, ekoturizm vb.) Türkiye ekonomisine sağlayacağı katkılar nelerdir?
Bir önceki sorunuzu cevaplarken özellikle kitle turizm hareketlerine vurgu yaptım. Türkiye’ye yönelik kitle turizm hareketleri daha çok “deniz-kum-güneş” odaklı kıyı bölgelerinde yoğunlaşmaktadır. Turizm hareketliliğinin diğer bölgelere de yayılabilmesi ve diğer bölgelerinde turizm gelirlerinden pay alabilmesinde turizm türlerinin çeşitlendirilmesi önem arz etmektedir. Türkiye’nin her bölgesi kendine özgü doğal, tarihi ve kültürel çeşitli turizm arz kaynaklarına sahiptir. İşte bu kaynakların çeşitliliği turizm faaliyetlerinin çeşitlendirilmesi için bir fırsattır. Böylece diğer bölgelerinde turizm gelirleri artarak o bölgelerde de olumlu ekonomik etkiler ortaya çıkabilir. Türkiye’ye yönelik kitle turizm hareketliliğinin kendine özgü bir diğer özelliği ise mevsimsel özellik göstermesidir. Bu sektörün mevsimsellik özellik göstermesi turizm işletmelerinin ortalama yıllık doluluk oranlarını aşağı çekmekte ve böylece yıllık potansiyel kapasitelerinin çok altında gelir elde etmektedirler. Ayrıca bu mevsimsellik özelliğinin işgücü piyasasına etkisi de bulunmaktadır. Turizm talebinin yaz mevsiminde artması ve sonrasında bu talebin gerilemesiyle, birçok turizm işletmesi sezon dışında işçi çıkarmaktadır. Bu durum mevsimsel işsizliğe neden olarak, ülkedeki toplam işsizliği de artırabilmektedir. Yine bunun önüne geçilmesinde yılın her ayına hitap edecek turizm çeşitliliğinin artırılmasından geçmektedir. Son olarak, daha üst gelirli yabancı turistlere hitap edecek turizm türlerinin geliştirilmesiyle, turist başına düşen harcama miktarları artırılarak, sektörün ülke gelirindeki payı artırılabilir.
Birde madalyonun öteki yüzü var. Turizm sektörünün gelir ve istihdam gibi ekonomik değişkenlere önemli etkileri bulunsa da sektörün olumsuz etkileri de bulunmaktadır. Burada aklımıza gelmesi gereken ilk soru, Her yörede turizm sektörünün canlandırılması katma değeri daha yüksek olan sektörlerin dışlanmasına neden olacak mıdır? Diğer sektörlerden daha fazla gelir elde edilme ihtimali, bu sektörlerin fırsat maliyetini artırmaktadır. Bu fırsat maliyetini göz ardı etmeyecek turizm çeşitlendirilmesine yönelik politikaların geliştirilmesi ülkenin hayrına olacaktır. Son olarak, bir yörede ortaya çıkan turizm talebindeki artış o yöredeki ortalama fiyatları sürekli artırarak enflasyona neden olabilmektedir. Enflasyon sonucunda yerel halkın refahın ciddi bir şekilde gerileme meydana gelmektedir. Bütün bunları düşünerek turizm çeşitlendirilmesine yönelik politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. Daha fazla turist çekmek için yapılan politikaların vatandaşlar üzerindeki olumlu ve olumsuz ekonomik etkileri iyi bir şekilde hesaplanmalıdır.

- Türkiye’nin ekonomik kırılganlıkları küresel krizlere karşı ne ölçüde direnç gösterebilir? Küresel ekonomide yaşanan dalgalanmalar Türkiye’de turizm sektörünü nasıl etkiliyor?
Küresel düzeyde bir kriz meydana gelmesi durumunda ülkelerin bu krizden etkilenmemesi mümkün değildir. Küreselleşen dünyada ülkeler arası ekonomik ilişkilerin yoğunluğu nedeniyle, bir ülkedeki kendine özgü bir krizin bile ilişkili olduğu diğer ülkeleri etkilemesi beklenen bir durumdur. Krizlerin yayılma etkisi ve gücü ülkelerin mevcut iktisadi yapılarıyla yüksek derecede ilişkilidir. Türkiye ekonomisi açısından değerlendirildiğinde; yüksek cari açık, dış sermayeye bağımlılık, ihracatın ithalata bağımlılığı yüksek ve komşu ülkelerindeki istikrarsızlıkların yoğun olması küresel çapta bir kriz yaşanması durumunda, gelişmiş ülkelere göre çok daha fazla etkilenebilmektedir. Özellikle yüksek cari açık, dış sermayeye bağımlılık ve ihracatın ithalata bağımlılığı yüksek olması gibi nedenler herhangi bir küresel çapta bir şok gelmesi durumunda ilk olarak Türk Lirasının reel değerini azaltarak, vatandaşların satın alma güçlerini ciddi oranda azaltmaktadır. Bu örnekleri artırmak mümkündür. Sonuç olarak bu kırılganlıkların önüne geçebilmek için yapısal politikalara ihtiyaç olduğu açıktır. Sadece para ve maliye politikası araçları ile Türkiye ekonomisinin yapısal sorunlarının çözülmesi ve kırılganlığının azaltılması yeterli olmayacaktır.
Turizm hareketliliği açısından değerlendirildiğinde, herhangi bir kriz durumunda insanların ilk vazgeçtiği harcamaların başında turistik seyahatler gelmektedir. Bu bağlamda turizm talebinin yaşanan gelişmelere karşı aşırı duyarlı, daha iktisadi bir şekilde söylemek gerekirse esnekliği yüksek olan bir yapısı olduğunu vurgulamalıyım. Nitekim, sadece ekonomik etkenler değil sağlık, uluslararası ilişkilerdeki gelişmeler turizm hareketlerini ciddi oranda etkilemektedir. Örneğin Kovid-19 salgın hastalık döneminde Türkiye’ye gelen turist sayısı ciddi oranda gerilemiştir. Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nde yer alan verilere göre 2020 yılında Türkiye gelen yabancı ziyaretçi sayısı 2019 yılına göre yaklaşık %69 oranında gerilemiştir. Biraz daha geriye gittiğimiz de 2016 yılında da gelen yabancı ziyaretçi sayısının ciddi oranda azaldığı görülmektedir. 24 Kasım 2015’de yaşanan Türkiye-Rusya arasında uçak düşürme kriziyle birlikte, 2016 yılında gelen yabancı turist sayısı 2015 yılına göre yaklaşık %25 oranında gerilediği görülmektedir. Bu tablo incelendiğinde ister küresel bir kriz olsun ister bölgesel bir kriz olsun turizm sektörünün ciddi bir şekilde etkilendiği açıkça görülmektedir.
- Türkiye’nin küresel turizm piyasasında rekabet gücünü, Akdeniz çanağında İspanya, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerle kıyaslandığınızda, ülkemizin güçlü ve zayıf yönleri nelerdir?
2024 yılında en fazla yabancı turist çeken ilk 5 ülke; Fransa (102 milyon), İspanya (94 milyon), ABD (72,5 milyon), Türkiye (60,6 milyon) ve İtalya’dır (58 milyon). Komşumuz Yunanistan (36 milyon) ise en fazla yabancı turist çeken 10. ülke konumundadır. Gelen yabancı turist açısından bakıldığında Türkiye dünyadaki en güçlü destinasyonlar arasında yer almaktadır. Türkiye’nin sahip olduğu doğal, tarihi, kültürel ve birçok alternatif turizm çeşitlerini geliştirecek (sağlık turizmi, inanç turizmi gibi) turizm arz kaynaklarına sahip olması, Türkiye’nin turizmdeki rekabet gücünü artırmaktadır. Bunlarla birlikte sahip olmuş olduğu çeşitli kalitelerdeki turizm tesisleri (işletmeleri) de Türkiye’nin rekabet gücünü artırmaktadır. Ülkemizin coğrafi konumu ve uluslararası yüksek ulaşım ağlarına sahip olması da ülkemizin rekabet gücünü artıran önemli faktörler arasındadır. Ayrıca, Türkiye’nin nispeten ucuz ülke imajı da gelen turist sayısını artırarak, rekabet gücüne katkı sağlamaktadır. Ancak, ucuz ülke imajı, yabancı turist başına düşen ortalama harcama miktarını azaltarak, turizm gelirimizdeki artış hızını yavaşlatmaktadır. Bunlarla beraber rekabet gücümüzü azaltan birçok faktör bulunmaktadır. Türkiye’nin komşu ülkelerinde yaşanan her türlü çatışma ortamı, Türkiye’ye gelecek turist sayısını azaltacaktır. Türkiye’nin coğrafi konumunun bu yönü maalesef, turizmdeki rekabet gücümüzü azaltmaktadır. Rekabet gücünü azaltan bir diğer faktörde, Türkiye’ye gelen turistlerin daha çok Rusya ve Almanya’dan geliyor olması. Rusya ile yaşana uçak krizinde de görüleceği üzere, bu ülkelerle herhangi bir siyasi kriz yaşandığında yabancı turist talebi ciddi oranda düşmekte ve bu durum sektöre olumsuz yansımaktadır. Rekabet gücümüzü azaltan bir diğer önemli faktör ise sektörün sezonluk olmasıdır.
- Turizm ve cari denge ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle enerji ithalatı (döviz kurunun da etkisiyle) yüksek bir ekonomi olan Türkiye’de, turizm gelirlerinin dış ticaret açığını kapatma gücü sizce ne kadar etkili?
İster Türkiye olsun ister turizm sektörünün geliştiği diğer ülkelerde olsun sektörün ilk önemli etkisi ödemeler dengesi açığını giderici etkisidir. Görünmez ihracatı kalemi olarak değerlendirilen, turizm sektörün cari işlemler dengesini azaltıcı etkileri vardır. Türkiye özelinde 2024 yılı rakamlarını ele alırsak bunu net bir şekilde görebiliriz. TCMB’de de yer alan ödemeler dengesi istatistikleri incelendiğinde Türkiye’nin 2024 yılında cari işlemler hesabının 10,457 milyar dolarlık açık verdiği görülmektedir. Cari işlemler hesabının içinde yer alan dış ticaret hesabının 56,022 milyar dolarlık açık verdiği görülürken, hizmetler hesabının ise 61,369 milyar dolar fazla verdiği görülmektedir. Hizmetler hesabının içinde yer alan seyahat (turizm) gelirlerine bakıldığında bu değerin 56,278 milyar dolar seviyesinde olduğu, buna karşın seyahat giderlerinin ise 7,358 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği görülmektedir. Net turizm gelirinin 48,92 milyar dolar olduğu dikkate alındığında, dış ticaret açığının (56,022 milyar dolar) yaklaşık %87’sini kapattığı görülmektedir. Bu değerler, turizm sektöründen elde edilen gelirin, ülkenin cari işlemler hesabını dengelemede ne kadar kritik bir rol oynadığını net bir şekilde göstermektedir.
- Turizm gelirleri istihdam üzerinde nasıl bir etki yaratıyor? Özellikle genç işsizlik ve bölgesel işsizlik açısından turizmin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Birinci soruda da cevapladığım üzere turizm sektörü üç farklı şekilde bir ülkenin/bölgenin/yörenin istihdamını etkilemektedir. Doğrudan, dolaylı ve uyarılmış istihdam etkisi. Bu etkileri örnek vererek açıklamaya çalışayım. Bir aşçının otel, lokanta gibi bir işletmede çalışması turizmden kaynaklanan doğrudan istihdama örnektir. Yine bu otele kırmızı et sağlayan firmalarda çalışan kasapların, bu et taşınırken kamyoneti süren şoförün istihdam olması dolaylı istihdama örnektir. Doğrudan ve dolaylı istihdam olmuş kişilerin elde ettikleri gelirleri, kendi ihtiyaçlarını gidermek için bölgedeki marketten alışveriş yapmalarıyla market sayısının artması ve buna bağlı olarak burada çalışan kişi sayısının artması uyarılmış istihdama örnek olarak gösterilebilir. Konaklama, yeme-içme ve seyahat işletmeleri birçok vasıfsız ve işgücü piyasasına yeni çıkmış bireyleri/gençleri istihdam ederek bir nebze olsun işsizliği azaltabilir. Sektörün emek yoğun özelliğinin işsizliği azalttığı yapılan birçok bilimsel çalışmada da kanıtlanmaktadır. Aynı zamanda, bölgesel olarak sektörün geliştiği yörelerde işsizlikte azalmalar görülebilir. Ancak sektörün karakteristik özellikleri işsizlik üzerindeki etkisini azaltabilmektedir. Önceki sorularda da ifade ettiğim üzere sektörün mevsimsel özelliği, mevsimsel işsizliği artırabilmektedir. Mevsimsel özelliği ile birlikte sektörün aşırı kırılgan olması sektördeki işgücü devir hızının yüksek olmasına, buna bağlı olarak çalışan ücretlerinin düşük olmasına neden olup, sektör kaynaklı işsizliği de artırabilmektedir. Benzer şekilde turizm talebindeki aşırı esneklikte sektördeki istihdamı azaltabilmektedir. Son olarak, teknolojide yaşanan gelişmeler (otomasyon sistemlerinin gelişmesi, yapay zeka gibi) turizm sektörünün istihdam üzerindeki etkisinin de azalabileceği günümüzdeki bazı bilimsel çalışmalarla ortaya konulmaktadır.
- Alt gelir gruplarının tatile erişememesi ‘erişim dışlanması’ olarak tanımlanıyor. Sizce bu tablo toplumda nasıl bir adaletsizlik yaratıyor ve devlet politikaları bu konuda nasıl bir rol oynayabilir?
Cevap: Gelir dağılımın adil olmadığı toplumlarda, gelirden en az pay alan alt grup ile en çok pay alan üst grup arasında harcama kalemleri ciddi oranda farklılaşmaktadır. Türkiye’deki hane halklarının, TÜİK tarafından açıklanan harcama kalıpları incelendiğinde bu farklılık iyice görülmektedir. 2024 yılında Türkiye’de en düşük gelir grubuna sahip %20’lik hane halkının gelirlerinden ulaştırmaya ayırdıkları pay %10,1 iken en yüksek gelir grubuna sahip %20’lik hane halkının ayırdıkları pay %26,6 olarak gerçeklemiştir. En düşük gelir grubuna sahip %20’lik hane halkının eğlence, spor ve kültürel harcamalar için gelirlerinin %0,9’unun ayırırken en yüksek gelir grubuna sahip %20’lik hane halkı ise gelirinin %2,9’unu ayırmaktadır. Yine, en düşük gelir grubuna sahip %20’lik hane halkının lokanta ve konaklama hizmetleri için gelirlerinin %3,3’ünü ayırırken en yüksek gelir grubuna sahip %20’lik hane halkı ise gelirinin %8’ini ayırmaktadır. Yine Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü’nde yurt dışına çıkan vatandaş sayısı istatistikleri yer almaktadır. Kovid-19 salgını öncesi (2019 yılında) yurt dışına çıkan vatandaş sayısı zirveye ulaşarak maksimum 9,651 milyon kişi sayısına ulaşmıştır. Türkiye’nin toplam nüfusuna oranlandığında vatandaşların yaklaşık %12’sinin yurt dışına seyahat edebildiği gözlemlenmektedir. Görüleceği üzere gelir dağılımında uçurum, turizm hizmetlerine erişimde ciddi farklılık doğurmaktadır. Makro açıdan ve uzun vadede sürdürülebilir iktisadi büyümeyi ve adil gelir dağılımını sağlayacak çok yönlü iktisadi ve sosyal politikalar ile ülke vatandaşlarının daha fazla turizm hizmetlerine erişimi sağlanabilir. Kısa vadede ise “sosyal turizm” politikaları ile farklı gelir gruplarında yer alan vatandaşların turizm faaliyetlerine katılımı sağlanabilir. Sosyal turizm politikaları dar gelirli, öğrenci, emekli ve engelli vatandaşlar gibi turizm faaliyetlerine ulaşmada kısıtlı imkanları olan kişilerin tatil yapmasını sağlamak amacıyla resmî kurumların sosyal tesislerinde indirimli veya ücretsiz konaklama imkanların sunulması ve düşük sezonda uygun fiyatlı turistik geziler gibi uygulamaların ortaya konulması şeklindeki uygulamalardır. Bunlarla birlikte dar gelirlere sıfır faizli finansmanlar sağlanarak, turizm faaliyetlerinden yararlanmak imkanlarının da sunulması sosyal turizm politikaları içinde değerlendirilebilir.
- Üst gelir grubunun tatilden beklentisi ‘benzersizlik’ ve ‘ayrışma’ üzerine kurulu. Sizce bu yaklaşım turizm sektöründe nasıl bir yönelim doğuruyor?
Üst grubunun farklı tatil beklentileri farklı turizm çeşitleri özelinde yatırımların artmasına neden olmaktadır. Bu grubun özellikle “gösteriş” tüketimi diye adlandıracağımız turizm faaliyetlerini tercih etmeleri çok daha fazla para harcamalarına neden olmaktadır. Bu grubun beklentileri ve ayrışma istekleri kitle turizm hareketinden bir kopuş doğurmaktadır. İnsanların farklı özel deneyimlere sahip olmak istemeleri; daha özel ve bireysel turizm faaliyetlerinin ve bu faaliyetlere hizmet edecek turizm yatırımlarının artmasına neden olmaktadır. Örneğin kişilere/gruplara özel villalar, kişiselleştirilmiş sağlık hizmetleri (wellness gibi), ultra-lüks keşif gezileri, etkinlik turizmi gibi alanlardaki artışların sebebi üst gelir gruplarının “beklentileri” ve “ayrışma” istekleri üzerine kuruludur. Son dönemlerde duymaya başladığımız “uzay turizmi” kavramı da bu kapsamda değerlendirilebilir. Toplumun sadece çok ama çok az bir kısmının ulaşabileceği bu turizm faaliyetlerine katılan turistler, kitle turizmine göre çok daha fazla harcama yapmaktadırlar. Bu durum dikkate alındığında, Türkiye’deki turist başına düşen ortalama harcama miktarını artırabilmek için üst gruba hizmet edecek “niş” turizm türlerinin geliştirilmesi önem arz etmektedir. Turizm gelirlerini artırmak isteyen bölgelerde bu alanlarda yatırımların arttığı görülmektedir.
- Eğitim düzeyi ve kültürel birikimin tatil tercihlerini etkilediği söyleniyor. Bu ilişkiyi Türkiye bağlamında nasıl okuyorsunuz? Turizm bölgeleri ve işletmeleri buna nasıl cevap veriyor?
Cevap: İnsanları seyahate çıkmalarını motive eden bir diğer önemli faktörde “merak” faktörüdür. Merak duygusunu artıran faktörlerin başında da eğitim düzeyi ve kültürel birikimin artması gelmektedir. Eğitim düzeyi arttıkça insanlar daha çok kültürel seyahatleri tercih etmektedirler. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan ülkemiz topraklarında çeşitli medeniyetlere ait olan tarihi miraslar/kalıntılar; yüksek eğitim düzeyine ve kültürel birikime sahip olan turistleri ülkemize çekebilmektedir. “Nitelikli” turist akımının artırılabilmesi için bu tarihi mirasın/kalıntıların korunması, bu varlıkların aslına uygun bir şekilde restore edilmesi önem arz etmektedir. Türkiye’de maalesef bu konuyla ilgili bazen üzücü haberler gündeme gelmektedir. Birçok tarihi miras aslına uygun bir şekilde restore edilmemekte, restore çalışmalarında maalesef zarar görebilmektedir. Bu mirasların gelecek nesillere aktırılması için yapılacak olan çalışmalar da dikkatli adımların atılması önem arz etmektedir. Kültürümüzün de doğru bir şekilde gelen turistlere aktarılması bu turist tipini çekerken, kültürün ticarileşmemesinin, böylelikle yozlaşmasının önüne de geçilmelidir. Bunların korunmasında politika yapıcılarına ve yerel paydaşlara önemli görevler düşmektedir.

Eğitim ve kültür düzeyi yüksek olan bireylerin tatil tercihleri, turizm işletmeleri yatırımlarını ve politikalarını değiştirmektedir. Bu bireyler, kitle turizmine hizmet eden standart oteller, lokantalar, yeme-içme yerleri yerine, özgün (otantik) ve yüksek katma değerli eğlence, eğitim, kültür, yeme-içme (gastronomik) gibi deneyimler elde edebileceği tesisleri tercih etmektedirler. Bu turistlere hizmet vermek isteyen işletmeler hem fiyat hem de kalite bakımından diğer kite turizmine hizmet eden işletmelerden ayrışmaktadırlar.
Son dönemlerde de eğitim seviyesi yüksek turistlerde farklı özelliklerde görülmektedir. Öncelikle bu turistlerin daha çok çevreci oldukları göze çarpmaktadır. Bunlarla birlikte bu turistlerin geleneksel turistik tesislerden de ziyade çevrimiçi programları kullanarak, kendi evlerini turistlerle paylaşan, insanların evlerinde konakladıkları da görülmektedir. Örneğin bu durum geleneksel seyahat acentalarının işlerliğinin kaybettiğini, insanların evlerini bir turistik tesis gibi paylaşarak “paylaşım ekonomisinde” gelişme olduğunu göstermektedir. Ayrıca farklı topluluklar üzerinde çeşitli etkinleri kendileri organize etmekte ve kültürler arası etkileşimleri artırmaktadırlar. Bu gelişmeler turistik faaliyetlerin kitlesel değil kişiselleştirilmiş şekillerde gerçekleştiğini göstermektedir.
Doç. Dr. Mustafa KIRCA kimdir?
Mustafa Kırca, 2008 yılında Sakarya Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Turizm İşletmeciliği Bölümü’nden mezun oldu. 2011 yılında Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden İktisat alanında yüksek lisans derecesini, 2017 yılında ise Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nden Turizm İşletmeciliği alanında doktora derecesini aldı. Makroekonomi (büyüme, istihdam, enflasyon), turizm ekonomisi ve ekonometri gibi alanlarda araştırmalar yapan Kırca, 2021 yılında Makro İktisat alanında Doçent unvanını almıştır. 2011-2022 yılları arasında Anadolu Üniversitesi (2011-2017), Sinop Üniversitesi (2017-2018) ve Düzce Üniversitesi’nde (2018-2022) çalışan Kırca, 2022 yılından itibaren Ordu Üniversitesi Ünye İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü İktisat Politikası Anabilim Dalı’nda Doç. Dr. ünvanıyla görev yapmaktadır.



