Picture of Musa Özdemir
Musa Özdemir

Dersu Uzala: Ay Güzel Adam…

A+ A-

İnsanın kozmostaki konumu, onun Erde (toprak) ile girdiği varoluşsal alışverişle belirlenir. Lakin modern insan, bu ilişkiyi, Kartezyen cogito‘nun miras bıraktığı radikal bir yarılmışlık içinde yaşar: Özne (kendisi) ile Nesne (doğa) arasında aşılmaz bir uçurum olduğu vehameti. Bu, basitçe bir mesafe değil, bir epistemolojik şiddet halidir; insan, teknolojik gestell (dünyayı sadece kaynak olarak gören düzen) aracılığıyla tabiatı, anlamını ve içkin değerini yok sayarak, sadece işlenebilir, hesaplanabilir bir “sürem” (duration) olarak görür. Oysa tabiat, bu indirgemeci şemaya direnir. Kendi physis‘i, yani sürekli kendini açan, gizleyen ve yeniden var eden dinamik özü içinde, insanın enstrümantal aklını aşan bir kadim bilgelikle işler. İnsanın bu bilgeliği duyamayışı, onun ontolojik sürgününün temel nedenidir. Dersu Uzala ise, bu sürgünden çıkışın imkânıdır; o, varlığın kendini ifşa ettiği bir alan, unutulmuş bir bütünlük halinin somut tezahürüdür.

Dersu’nun dünyasında, “şeyler” yoktur, “varlıklar” vardır. Bir ağaç, sadece bir res extensa (uzamlı şey) değil, orada, kendine özgü bir dünyada var olan, bir tarihi ve maksadı olan bir öznedir. Bu, naif bir animizm değil, derin bir ontolojik saygının ifadesidir. Bu perspektif, Deus sive Natura (Tanrı ya da Doğa) ile kurulan panteist bir bağdan ziyade, her tekil varlığın conatus‘unu (var olma çabasını) tanıma eylemidir. Modern epistemoloji, dünyayı parçalayarak bilgi nesneleri yaratırken, onun canlı, nefes alan bütünlüğünü yok eder. Dersu ise, bu bütünlüğü, bir tin (nous) ve duyumsal katılım (aisthēsis) yoluyla doğrudan kavrar. Burada çarpışan, iki dünya görüşüdür: Biri, dünyayı hiyerarşik bir düzende hükmedilecek bir nesne olarak gören, Efendi-Köle diyalektiğindeki “Efendi” konumundaki insanın tavrı; diğeri ise, dünyayla karşılıklı bir tanınma (Anerkennung) ilişkisine giren, onunla diyalog kuran “kökensel insan”ın tavrı.

Bu radikal kopuş, moderniteyi tanımlayan yabancılaşmanın ta kendisidir. İnsan, doğadan ve nihayetinde kendi öz varlığından yabancılaşmıştır. Zaman, kronolojik bir çizgiye; hatıra, dijital bir enkaz yığınına; hayat ise anlamı sorgulanmayan bir rutinler bütününe indirgenmiştir. Dersu, bu otantik olmayan varoluşa açılan bir gedik, bir katharsis (arınma) imkânıdır. O, insana, varlığın aletheia‘sının (gizlenmiş olanın açığa çıkarılması) ancak hükmetmekten vazgeçip, dinlemeye ve duyumsamaya başladığımızda mümkün olduğunu gösterir. Tabiat, burada, modern insanın kendi içsel hiçliğini ve sahteliğini yansıtan bir ayna (speculum) işlevi görür. Bu aynaya cesaretle bakan, kendi Angst‘ının (varoluşsal kaygı) kaynağını ve aşma potansiyelini görür.

Dersu, kapitalist superstructure‘ın (üstyapı) tüm kodlarını reddeder. Mülkiyet, birikim ve tüketim üzerine kurulu bu düzende, onun varlığı minimal, paylaşıma dayalı ve döngüseldir. Bu bir yoksunluk değil, bir özgürleşme halidir; doğal olmayan ihtiyaçlardan arınarak gerçek huzura (ataraxia) ulaşma çabasıdır. Burada yaşam, biyolojinin ötesine geçer; estetik bir tavır ve etik bir pratik olarak, her anıyla anlamlı kılınan bir sanat eserine dönüşür. Bu varoluş biçimi, insanın ekolojik ayak izini onarır ve psişik yarasını da iyileştirir; onu parçalanmışlıktan bütünlüğe, yabancılaşmadan aidiyete taşır.

Bu yolculukta zaman ve bellek, insanın varlığı anlamlandırma çabasının temel unsurlarıdır. Dersu’nun doğayla kurduğu ilişkide bellek, geçmişi depolayan bir arşiv değil, durée‘ (saf süre) gibi, geçmişin şimdiki içinde sürekli olarak yeniden yaratıldığı ve anlamlandırıldığı canlı bir dokudur. Bu, insanın kendi sonluluğunu (finitude) ve ölümünü (Sein-zum-Tode) düşünmesine olanak tanıyan metafizik bir faaliyettir. Dersu, bu sorgulamada, akılcılığın (rationalism) sınırlarını işaret eden ve sezgisel anlayışın (intuitive understanding) kapısını aralayan bir kılavuzdur.

Dersu Uzala modern insana yöneltilmiş bir uyarıdır. Bu çağrı, insanın doğayla olan ilişkisini onarmasının, gezegeni kurtarmakla ilgili olmadığını, kendi varoluşsal intiharından dönmekle ilgili olduğunu ilan eder. Tabiat, bir kaynak deposu olmanın çok ötesinde, insanın kendi hakikatini keşfedeceği bir tür Ontolojik Arena‘dır. Bu arenaya girmek, nihilizm bataklığına saplanmış modern ruhun, anlamın kaynağına doğru çıkacağı en zorlu yolculuktur. Dersu’nun felsefesi, bu yolculuğun haritasıdır: Doğayı bir efendi ya da köle değil, bir Diyalog Ortağı olarak gördüğümüzde, dışsal dünyanın yanında içimizdeki uçsuz bucaksız ve çoğu zaman karanlık olan kıtayı da fark ederiz. Bu bilinçtir ki, insanı, nihai yalnızlığından kurtararak onu kozmik senfoninin duyarlı, sorumlu ve coşkulu notalarına dahil eder.

“Sordum sarı çiçeğe annen baban var mıdır?

Çiçek eydür derviş baba annem babam topraktır.”

Yunus Emre

Fotoğraf Kaynak: https://edebifikir.com/sinema/bir-yuzbasinin-hatirasi-bir-bilgenin-ogretisi-dersu-uzala.html