Doğru Refarans Noktası Neresi
- Tarih:
İnsan, yaradılışı gereği sürekli telkinlere, algı yönlendirmelerine maruz kalan bir varlık. Düşüncelerimiz, niyetlerimiz, eylemlerimiz… Hepsi bu görünmez ama etkili rüzgârların şekillendirdiği şeyler. Meşhur motivasyon konuşmacısı ve kişisel gelişim yazarı Jim Rohn’a atfedilen bir söz var: “Sen, en yakınındaki beş kişinin ortalamasısın.” Aslında bu sözün özünde de şu var: Biz, kimlerle ve nelerle hemhâl oluyorsak, onların izini taşıyoruz.
Ama artık “yakınımızdaki beş kişi” dediğimiz şey, yalnızca fiziksel yakınlık değil. Telefon ekranından, haberlerden, sosyal medyadan kimlerin zihnimize misafir olduğunu da düşünmek gerek. “Seni kimler yönlendiriyor?” diye sorunca rahatsız edici oluyor. Onun yerine, “Hayat felsefeni oluştururken nelerden faydalanıyorsun?” diye sorsak daha masumane gelir kulağa. Ama işin aslı şu: Hepimiz, farkında olsak da olmasak da, birilerinin algı operasyonlarına maruz kalarak yaşıyoruz.
Bir kitap okurken bile aslında “Ey yazar, beni yönlendir” demiyor muyuz?
Madem ki insan algılarının kölesi, madem ki bu durum kaçınılmaz; o hâlde ne yapalım ki doğru algılara tabi olalım?
Allah (CC), Kur’an’da Yahudi ve Hristiyanlara ehl-i kitap diye ifade ediyor. Yani bu insanlar kitabî idiler. Aslında Allah’ın bu isimlendirmesi, onlar için, diğer insanlara karşı bir üstünlük durumuydu. Yapmış oldukları yanlışlıklar ifade edilirken, “Kitap ehli oldukları hâlde bunu bunu yaptılar” denilmektedir. Yani kitaba uysalar doğru yapmış olacaklardı.
Günümüzde insanoğlu değil beş kişinin, sınırsız telkin sağanağının altında kalmaktadır. Böyle olunca biz inananlar, bu kadar algı operasyonlarına karşı kendimizi korumanın yolunu Kur’an’ın koruyucu, kapsayıcı ve engelleyici kalkanının altına girmekte bulmalıyız. Peygamber (as) ve sahabeler Kur’an’ı bir kez okuduklarında anlayabilmişlerdi. Peki neden durmadan Kur’an okudular? Genel olarak ayda bir, iki ayda bir Kur’an’ı hatmettiler. İşte bunun sebebi, kendilerini başka algılardan kurtarıp Kur’an’ın algısına teslim etmekti. Daima Kur’an’dan beslenip yaşamlarını onun telkinleriyle şekillendirmekti.
İslam uleması, “Vusûlsüzlük usûlsüzlüktendir” demiş.
Usul dediğimiz şey sadece bilgi ile değil; bilginin zihnimizde yoğrulmuş hâli olan algılar ile oluşan kararlar silsilesidir. Tıpkı bir fabrikanın kaliteli ürün çıkarmasının iki şeye bağlı olması gibi: Makinenin işleyişi ve hammadde kalitesi. Bizim düşünce, söz ve davranışlarımızın sağlam olması da ancak sağlıklı bir zihin yapısı ve doğru, sağlam bir algı birikimiyle olur.
İmam Nevevî (r.h.), Peygamberimizin karpuzu nasıl yediğini bulamadığı için ömrü boyunca karpuz yememiş. Bu bize aşırı gelebilir ama işin ruhu, kendini bütünüyle İslam’ın algısına teslim etme arzusudur.
Ehl-i kitap olmak ya da kitabî olmak derken kastettiğim bu. Yani referans noktalarının Allah’ın kitabı ve dini olması. Hayatı çözülmesi gereken bir matematik problemi gibi düşünürsek; doğru sonuca ulaşmak için önce matematiğin temel kurallarına bağlı kalmamız gerekir.
İşte bu devirde bizler, kendimizi günümüzün saptırıcı algı sağanağından kurtarmanın yolunu Kur’an ile hemhâl olmakta bulmalıyız.
Bugün hepimiz bir şekilde algıların içindeyiz. Mesela Gazze’de süren bunca zulme rağmen İslam ülkelerinin liderleri nasıl oluyor da geceleri rahat uyuyabiliyor? Hangi algılar onların vicdanlarını uyuşturuyor? Sosyal medyada kendi halkına “direniş yanlısı” mesajlar verip, perde arkasında zalimlerle iş tutan yönetimler bunun farkında mı, yoksa kendi kendilerine de algı mı üretiyorlar? Hani derler ya, kedi eniğini yiyeceği zaman küle belermiş.
Şundan eminim ki bu liderler kendilerini Kur’an’ın algısına değil, başka birilerinin algısına bırakmışlar.
Ne dersiniz?
Selametle.



