Doğru Soruyla Yön Bulan Hayat
- Tarih:
Hayatın kapımıza kadar getirdiği karmaşa rüzgârı, bazen çok yoğun esiyor. Kendimizi bu rüzgarın içinde, hangi yöne savrulduğumuzu fark edemeden bulabiliyoruz. Gündemin hızına yetişmeye çalışırken, bir süre sonra kendi yönümüzü kaybediyoruz. Bu garip halimizin izleri, davranışlarımızdaki baş dönmelerinden kolaylıkla okunabiliyor. Bazen de sorduğumuz sorularla dışarıya nefes veriyor, içimizdeki karmaşayı cümlelerimizin öznesiyle yüklemi arasındaki uyumsuzluktan dışarı taşıyoruz.
İçinde bulunduğumuz toplumsal gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmak istiyoruz. Etrafımızda gelişen gündemlerin yabancısı olmamaya gayret ediyoruz. Günlük gelişmelerle ilgili fikir sahibi olmak, çoğu zaman bize onlar üzerinde yaptırım hakkı vermiyor. Bunu iyi biliyoruz. Ama yine de çoğu zaman, merakımıza yenik düşüyoruz. Ekrandaki akışı parmağımızla ne kadar bilinçsizce ilerletiyorsak, hayatın akışı içinde sorduğumuz sorular da bazen o kadar bilinçsizleşiyor.
Merakımızla Sürüklendiğimiz Liman
Hayata bazen sadece merak sebebiyle sorduğumuz sorularla dahil oluyoruz. Gündem sürekli akıyor, bizse oradan birkaç nefes alıyoruz. Merak sebebiyle sorulan soru insanı değiştirmiyorsa bilgiyle sınırlı kalıyor. Sağladığı hayat kısa sürüyor, uzun soluklu bir değişime dönüşmüyor.
Bazı cevaplar, insanı sadece bilgi limanına taşıyor ve orada öylece yapayalnız bir şekilde bırakıyor. İrademizin ulaşamayacağı sulara kulaç atmak, bize bir yön kazandırmıyor. Yapılan iş, rotasız bir seyahat sonunda ulaşılan amaçsız bir durak oluyor. Oradan ötesi ise soruyu soran kişinin yeni bir çaba göstermesini gerektiriyor.
Hedefe Giden Yolculuk
Öğrenmek için sorulan soru ise, büyük bir cesaret gerektirmektedir. Çünkü böyle bir sorunun cevabında, insanın karşısına yine kendisi çıkacaktır. İnsan, sorusunu sormadan önceki haliyle ulaştığı yeni limanda karşılaşacak ve bütün yolculuk boyunca kendi değişimine tanıklık edecektir. Öğrenme bu şekilde tam olarak gerçekleştikten sonraki adım da kendisini değiştirmek olacaktır.
İnsan; bu doğru sorusuyla birlikte sıradan bir merak ikliminden çıkmış, dikkat gerektiren ve dönüşümle sonuçlanan sorumluluk iklimine taşınmış olacaktır. Artık insanın gündemi bir yöne doğru akmaya başlamıştır. Gündeminin yön kazanmasıyla birlikte daha önce edilgen olduğu ilgilerden kurtulmuş, bundan sonra etken olabileceği adrese taşınmıştır. Bundan sonra bulduğu cevaplar, biraz da olsa kendisi kokacaktır. İnsan artık kendisini, bilincin yol gösterdiği bir istikamete yöneltmiştir. Kazandığı bilinçle birlikte insan, engin bir ufuk da elde etmiştir. Kazanılan bu yeni ufkun faydası, çok uzun soluklu olacaktır. Sonunda da yeni bir yaşam sunmayı vaat etmektedir.
Sorunun Yönünde Değişim
Kendi davranışlarını ameliyat masasına yatırmak ve uzunca bir süredir ezbere geliştirdiği yaklaşımlara veda etmek, büyük cesaret gerektiren bir adımdır. Herkes, bu maceraya cesaret edemeyebilir. Çünkü bu cesaret, sonuçla ilgili cümleler kurmak modayken bütün ağırlığıyla birlikte süreci masaya yatırmayı gerektirecektir. Bu ise zahmetli olabilir. Sonuç merak edilirken ihmal edilen sürecin faturası, çoğu zaman ağır görünecektir.
Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) sorulan, “Kıyamet ne zamandır?” sorusuna: “Onun için ne hazırladın?” yanıtını vermiştir. Verilen böylesi bir cevabı bu kapsamda değerlendirmek ve üzerinde vurgu yapılmak istenen esas noktayı biraz düşünmek gerekmektedir. Cevap, kıyametin vaktini açıklamıyor; soruyu soranın hayatındaki kıyamete dikkat çekiyor. Soruyu reddetmek kolaydır. Sorunun arkasındaki ihtiyacı fark edip yönünü değiştirmek ise hikmet ister.
Soruyu Aynaya Tutmak
“Gelecekte bizi ne bekliyor?” sorusu, “Ben geleceğim için bugün ne hazırlıyorum?” sorusuna dönüşebilmelidir. Bir süre sonra hayatın bize uzun zamandır cevap verdiğini fark etmiş oluruz. Bu farkındalığımız, bizim doğru soru şeklini bulmamıza yardımcı olacaktır. Aldığımız cevapları değiştirmek elimizde değildir ama yönelttiğimiz sorulara anlam katmak, bizimle alakalı bir meseledir.
Nihayetinde hayat; sorularımıza aldığımız cevaplardan ziyade, sorduğumuz soruların niteliğiyle şekillenir. Bizi hiçbir şekilde dönüştürmeyen, üzerimize herhangi bir sorumluluk bırakmayan sorular ise zihnimizde uzun süre yankılanan bir gürültüye dönüşebilir. ‘Zaman, ne zaman dolacak?’ kaygısını bırakıp ‘Ben bu zamana ne sığdırdım?’ idrakine vardığımızda, kıyametin tarihindeki belirsizlikten çıkıp kendi hakikatimizin aydınlığına adım atmış oluruz.
Çünkü doğru soru, sadece bir cevabı değil, yeni ve şahsiyetli bir yaşamı doğurur.



