Ekonominin Düzelme İhtimalini Seviyoruz
- Tarih:
Ekonomide “olumlu döngüler” hiç bitmez. Bu açıdan düzelme ihtimali hep vardır. Önemli olan bu düzelmenin tatlı reçeteler içeren bir zihniyetle ve çözüm üreten bir yönetimle gerçekleştirilmesidir. Gerçeklere dayalı bir yaklaşımla ve kimseyi geride bırakmadan sonuçlanmasıdır. Bu açıdan ülkemizde “iş”lerin nasıl gittiğine yöneticiler, girişimciler ve uzmanlar gözüyle bir bakalım
Yöneticiler: Hedeflerle beklentiler uyumlu!
Yöneticiler rakamların gözüyle bakıyor: “2025 yılı ikinci çeyreğe ilişkin büyüme rakamı %4,8 gibi oldukça güçlü bir büyüme. İşsizlik oranları tek hanede, rezervlerimiz rekor düzeyde, enflasyonda düşüş devam ediyor. Tabii ki enflasyondaki düşüşle birlikte finansal koşullarda da iyileşme devam edecek. Kişi başı milli gelirde muhtemelen bu sene Dünya Bankası tanımına göre üst gelirli ülkeler grubuna girmemiz oldukça muhtemel.
Piyasada bu gelişmelerle birlikte yöneticileri reel sektördeki gelişmeleri de yakından takip ediyor: “Reel sektörün de rahatlaması, özellikle ihracatın, yatırımların artması için yoğun bir çaba içerisindeyiz. Enflasyonda yılı hedeflerimize uygun bir rakamla tamamlayacağımızı düşünüyoruz. Hayat pahalılığıyla olan samimi mücadelemiz gerçekten sonuç veriyor. Hem hazinenin borçlanma faizleri iniyor hem risk primimiz düşüyor hem rezervlerimiz gerçekten rekor düzeyde: En kötüsü geride kaldı!”
Girişimciler: Uykusuzuz Her Gece!
Girişimciler “ama” penceresinden bakıyor: “MB’nin rezerv artışı önemli ama bu artış sıcak paradan değil ihracat ve katma değerli üretimden olmalı! Enflasyonla mücadelede kararlılık var ama sonuç alabilmek için para politikasının tek başına yeterli değil. Sıkı maliye politikası ve bütçe disiplini ile desteklenmesi gerekiyor. Aksi taktirde sanayideki iki çeyrektir yaşanan daralma, enflasyonla mücadelenin maliyetinin reel sektöre yüklendiğini ispatlar.
Cari enflasyonun %33, MB yılsonu hedefinin %24 olduğu ortamda girişimciler, %55 ticari kredi faizle nasıl ayakta kalacağını düşünüyor: “ISO 500 içindeki firmaların finansman giderlerinin, faaliyet kârı içindeki payının %35,8’den %80,9’a yükselmesi sanayinin neredeyse hiç kâr etmediğinin göstergesi. En yüksek vergi beyan eden 100 mükellef içine giren sanayi kuruluşu sayısı %42 azaldı, finans sektörü sayısı ise %90 arttı. Finans sektörü büyürken sanayimizin küçülüyor, parasını faize yatıran rahat uyurken biz uykusuz geceler geçiriyoruz!”
Uzmanlar: Yatırım Ortamı Desteklenmeli!
Hem yöneticileri hem de girişimcileri izleyen uzmanlar ise yine aynı telden: “Türkiye’de yüksek teknolojili ihracat, yeni teknolojilerle dönüşüm ve inovasyona doğru üç temel problem ve ihtiyaç alanı izlenmektedir: a) Sanayinin yeni teknolojilerle dönüşümü ve teknoloji ekosisteminin yüksek teknolojili ihracata doğru işlevselleştirilmesi. b) Firmalar arasındaki verimlilik farkları. c) Tek mekana sıkışmışlık: Türkiye’nin GSYH’sinin yarısını sadece Marmara Bölgesi sağlıyor!”
Uzmanlara göre önümüzde önemli bir yol ayrımı var: “Ya her şeye rağmen üretime devam eden, istihdam yaratan, teknolojiyi ve katma değeri önceleyen firmalarımızın yolunu açacağız. Ya da krediye ulaşamadığı için kapısına kilit vuran, üretimden çekilen, binlerce kişiyi işsiz bırakan işletmelerin çoğaldığı bir geleceğe sürükleneceğiz!”
Doğruları Söyleyerek Gerçekleri Gizlemek
Ülkemizde işler böyle gittiği için ekonominin düzelme ihtimali zayıflıyor. Çünkü temel mesele şu; 12. Kalkınma Planı’na sahibiz ama Orta Vadeli Plan (OVP) ile günlük yaşıyoruz. Ülke ekonomisinden kaynaklı sorunları “dış şoklara” bağlıyoruz. Dış ticaret ve cari açığın kontrol altına alınmasına yönelik somut ve etkili bir strateji sunulmuyor ama ihracat rekorları açıklanarak bu örtülüyor.
Somut ve kalıcı sonuçlara kafa yormak yerine sadece hedef ve beklenti açıklıyoruz. İşsizlik oranı tekli rakamlarda ama ne eğitimde ne çalışma hayatında olan genç (neet) sayısı 5 milyonu geçti. Ekonomimiz 15 yıldır kesintisiz büyüyor ama yaşam standardı yaşam maliyetine hep yeniliyor. Kısacası doğrular söylenerek gerçekler gizleniyor.
Kriz Mi Yaşıyoruz Çürüme Mi!
Toplumun her kesiminden ekonomi programına yönelik şikayetler arttığı halde çözüm üretilememesi krizi derinleştiriyor. Son dönemde yaşanan siyasi gelişmelerin artırdığı belirsizlik ve riskler ise açıklanan hedeflerin uygulanabilirliğine dair şüpheleri artırıyor. Hem içeride hem de dışarıda belirsizliklerin yüksek seyrettiği bir dönemde, “ülkede önemli değişiklikler oluyor” heyecanını uyandıracak yeni bir kalkınma stratejisine ihtiyaç var.
Bu açıdan kalkınma modelinin yeniden tanımlanması, sadece büyüme değil, aynı zamanda bu büyümenin niteliği, kapsayıcılığı ve toplumsal adalete dönüşümü esas alınması gerekiyor. Sosyal uyumu güçlendirecek ve gelir-servet eşitsizliğini azaltacak istihdam odaklı programlar öncelikli olmalıdır. Toplumsal sorumluluk temelli iş modelleri ile sadece kazanç odaklı değil, erdem odaklı bir ekonomik kültürün inşası teşvik edilmelidir. Ancak her sabah uyandığımızda görüyoruz böyle bir kalkınma modeli yerine, “Borç Refahı Rejimi” ile yönetilen ve “yüksek faiz ve maliyet” içeren bir çürümenin ese(i)ri oluyoruz.
Derin Olan Kuyu Değil Kısa Olan İptir
Düzelme; bir makas değişikliğidir ve yüzeysel çözümlere bel bağlamak yerine, köklü çözümlere yönelmekle gerçekleşebilir. Düzelme ihtimalini artırmak istiyorsak “iş yapış biçimlerinin yeniden tasarımı” hız kazanmalıdır! Bu ülkeyi seviyorsak “rol ve sorumlulukların yeniden tanımlayan ve yetkinlikleri kurumsal kapasite ile uyumlandıran” bir gelecek perspektifi oluşturulmalıdır! Bunun için gerekli “imkan setleri” coğrafyamızda mevcuttur.
Esas mesele, iş dünyası ile halkın çıkarlarını yeniden dengelemek ve bunu ekonomiyi krize sürüklemeden yapmak! Kurumların bağımsızlığına saldırmak yerine, kurumların önceliklerini doğru belirlemek! Çünkü sadece bireylerin değil, ülkelerin hatta sistemlerin de “kural temelli” olması kaçınılmaz bir gerçektir. Milletimiz kendini kurtarmanın bir yolunu bulacaksa bu; “paylaşmayı yeniden tasarlayan bir ekosistem” ile ipi uzatmaktan geçiyor. İpin sağlamlığı ise iş birliği ahlakı, karşılıklı güven ve bilgi paylaşımında yatıyor.



