Emeğin Duası, Gayretin Karşılığı
- Tarih:
İnsan hayatını emek verdiği şeylerle oluşturur. Herkesin içinde büyüttüğü bir umut, ulaşmak istediği bir menzil ve aşmak zorunda olduğu bir yol vardır. Fakat hayallerle gerçekler arasındaki mesafeyi kapatan şey, yalnızca istemek değil; istemenin sorumluluğunu üstlenerek çalışmaktır.
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” (Necm Suresi, 39. Ayet) ayeti insanın hayat karşısındaki sorumluluğunu hatırlatan derin bir hakikati dile getirir. İnsan, yalnızca arzuladıklarıyla değil, o arzular uğruna gösterdiği gayretle de kendini inşa eder. Çünkü bir şeyi istemek, onun için ilk adımı atmaktır; ona ulaşmak ise sabırla yürümeyi, yorulunca dinlenip yeniden başlamayı ve engeller karşısında vazgeçmemeyi gerektirir.
Bazen hayatımızda bir şeylerin değişmesini isteriz. Daha iyi bir insan olmak, ilmimizi artırmak, başarılı olmak, ailemize fayda sağlamak ya da yıllardır kurduğumuz bir hayali gerçekleştirmek isteriz. Ancak çoğu zaman değişimin kapısını aralayacak anahtarın kendi elimizde olduğunu unuturuz. Bekleriz; şartların düzelmesini, önümüze fırsatların çıkmasını, birilerinin bizi fark etmesini bekleriz. Oysa bazı kapılar ancak biz onlara doğru yürüdüğümüzde açılır. Bazı yollar, ilk adımı atmaya cesaret ettiğimizde görünür hâle gelir.
Gayret, insanın hayalleriyle hayatı arasında kurduğu köprüdür.
Elbette çalışmak, yalnızca bedenen yorulmak ya da günleri yoğun geçirmek değildir. Çalışmak; bir amaca yönelmek, vaktini anlamlı kullanmak, sorumluluklarını yerine getirmek ve kendini geliştirmek için çaba göstermektir. Bazen bir kitabın başında geçirilen saatlerdir çalışmak, bazen bir mesleği hakkıyla yapmaktır. Bazen bir çocuğa sabırla bir şey öğretmek, bazen de insanın kendi nefsini terbiye etmek için verdiği mücadeledir. Çünkü emek, yalnızca görünen işlerde değil, insanın iç dünyasında gerçekleştirdiği değişimlerde de kendini gösterir.
Azimli olmak ise her şeyin kolay olduğu zamanlarda ilerlemekten daha fazlasıdır. Asıl azim, işler yolunda gitmediğinde ortaya çıkar. Bir sınavda başarısız olduğumuzda yeniden hazırlanabilmek, bir işte istediğimiz sonucu alamadığımızda eksiklerimizi görüp tekrar deneyebilmek, uzun bir yolun ortasında yorulduğumuzda neden yola çıktığımızı hatırlayabilmektir. Azim, hiç düşmemek değil; düştüğünde yeniden ayağa kalkabilecek bir iradeye sahip olmaktır.
Çünkü her emek, hemen meyvesini vermez. Tohum toprağa düştüğü gün ağaç olmaz. Köklerini karanlığın içinde, gözlerden uzak bir şekilde büyütür. Biz toprağın üzerinde henüz hiçbir değişiklik göremesek bile içeride bir hazırlık devam eder. İnsan emeği de böyledir. Öğrenmek için harcadığımız zaman, sabırla sürdürdüğümüz bir çalışma, vazgeçmeyerek attığımız küçük adımlar bazen uzun süre görünür bir sonuç doğurmaz. Fakat bu, hiçbir şeyin değişmediği anlamına gelmez. Belki de en büyük gelişim, henüz kimsenin fark etmediği zamanlarda gerçekleşiyordur.
Burada önemli olan, emeğimizin karşılığını ne zaman alacağımızdan önce, verdiğimiz emeğin niteliğine dikkat etmektir. Çünkü insan her zaman istediği sonuca ulaşamayabilir. Bazen çok çalışır ama beklediği başarıyı elde edemez; bazen bütün hazırlıklarını yapar ama şartlar onun istediği gibi gelişmez. Hayatın her zaman bizim planlarımıza uygun ilerlemediğini kabul etmek de olgunluğun bir parçasıdır. Ancak bu durum, gösterilen gayretin değersiz olduğu anlamına gelmez. Çalışmak, yalnızca bir sonuca ulaşmak için değil, o sonuca giden yolda kendimizi geliştirmek için de önemlidir. Nitekim emek, insanı yalnızca hedefine yaklaştırmaz; ona sabretmeyi, sorumluluk almayı, zamanını değerlendirmeyi ve zorluklar karşısında güçlü kalmayı da öğretir. Bazen ulaşmak istediğimiz şeyden daha kıymetli olan, o yolda dönüşmekte olduğumuz insandır.
İslam düşüncesinde tevekkül de bu noktada anlam kazanır. Tevekkül, hiçbir şey yapmadan sonucu beklemek değildir. İnsan elinden geleni yapar, imkânlarını değerlendirir, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirir ve ardından sonucu Allah’a bırakır. Gayret insana düşen sorumluluk, tevekkül ise bu sorumluluğu yerine getirdikten sonra kalbi Allah’a bağlayabilmektir. Dua etmekle çalışmak, umut etmekle çabalamak birbirinin alternatifi değildir; aksine birbirini tamamlayan iki tutumdur.
Bununla birlikte, çalışmanın değerini yalnızca elde edilen makam, kazanılan para, alınan not ya da başkalarının takdiriyle ölçmemek gerekir. Her insanın imkânları, sorumlulukları ve mücadele ettiği şartlar aynı değildir. Birinin kolayca yapabildiği şey, başka biri için büyük bir çabanın sonucu olabilir. Bu yüzden başkalarının başarılarıyla kendi yolumuzu kıyaslamak yerine, dün olduğumuz insanla bugün olduğumuz insan arasındaki mesafeye bakmalıyız. Asıl mesele, herkesin önüne geçmek değil; kendi imkânlarımız ölçüsünde daha iyisini yapabilmek, bize emanet edilen zamanı ve kabiliyetleri hakkıyla değerlendirebilmektir.
Belki bugün istediğimiz yerde değiliz. Belki hayallerimizle aramızda uzun bir mesafe var. Belki de verdiğimiz emeklerin karşılığını henüz göremiyoruz. Fakat bunların hiçbiri, bugün atacağımız küçük bir adımın değerini ortadan kaldırmaz. Bir sayfa okumak, bir işi tamamlamak, bir yanlışı düzeltmek, bir sorumluluğu ertelememek… Bazen büyük değişimler, kimsenin önemsemediği küçük ama istikrarlı adımların birikmesiyle meydana gelir.
Unutmayalım ki emek, insanın hayata bıraktığı sessiz bir izdir. Her samimi gayret, her sabırlı bekleyiş ve her yeniden başlama cesareti, bizi biraz daha olgunlaştırır. Bazen emek verdiğimiz şey büyür, bazen biz büyürüz; bazen hedefimize ulaşırız, bazen de yol bizi hiç düşünmediğimiz güzelliklere götürür.
Gayret bizden, netice Allah’tandır. Bize düşen, niyetimizi güzelleştirmek, yolumuzu emekle yürümek ve umudumuzu kaybetmeden çalışmaya devam etmektir.



