Picture of Salih Akyüz
Salih Akyüz

ERİYEN EŞİK

A+ A-

Bir mekânın ilk uğrak yeridir eşik. O kadar ki, eşiğe varmadan mekâna girmek dahi mümkün değildir! Sadece mekânın havasını teneffüs etmek için bile olsa, önce eşiğe uğramalıyız. Yanında bir miktar durmalı ve içerideki havayı tahmin etmeliyiz. Bu sırada nasibimiz varsa eşikle de yüz yüze gelmiş oluruz. Eşik, mekânın bütün hikayesine de tanıktır! O, sessiz bir şekilde sadece misafir ayakların dokunuşunu bekler. Dokunuşların da şefkatli veya sert olması, onun için önemli değildir. Her geleni içtenlikle karşılar. Mekânda karşılanmadan önce misafirlerinin hazır olması, onun temin etmesi gereken bir görev gibidir.

Bu arada hava durumuna da aldırış etmez! Sinesini kaç yağmur damlasının ıslattığına, üzerinde kaç kar tanesinin üşüdüğüne, Güneşin ne kadar yakıcı olduğuna aldırış etmez… Mekânda gelişebilecek hikâyeye sadık bir şahit olabilmek, daha anlamlı görünmektedir onun için. Mekânın bütün misafirlerini bu duyguyla karşılar. Yerlilerin ve yabancıların kabul saatini bile birbirinden ayırmak, onun tabiatına aykırıdır. Ayırt etmez ayakları ve onların sahiplerini. “Hoş geldiniz” der geçer. Bekletmez kapıda, hemen içeri alır onları. Ayrılanlara ise “yine bekleriz” demeyi ihmal etmez. “Hoşça bakın zatınıza” diye de ekler.

Gelişi de gidişi de kolaylaştırır, zorlaştırmaz.

Onun konusu şimdiye kadar;

-Kaç misafirin geldiği,

-Kaç tanesinin içeride kaldığı,

-Kaçının uğurlandığı olmamıştır.

Dahası da var; Misafirlerinin milliyetlerini ve meşreplerini sormayı aklına bile getirmez. Onları önceleyecek veya erteleyecek bir protokol uygulamaz. Gelene yardım ettiği gibi gidene de yardım edebilmek, tabiatını oluşturur çünkü! Gidebilmeyi de kolay kılmalıdır bu sebeple. Böylesinin tabiatına daha uygun olduğunu düşünür. Onun mücadelesi sadece varlıktır. Konulduğu yerde olmak, yerinde durmaktır. Emrolunduğu gibi dosdoğru durabilmektir.

Eşik, bir mekâna dair bakışların kapı ile birlikte ilk muhatabıdır. Önce onlar görünür. Kapıdan bir adım önde olması sebebiyle ilk de denilebilir. Mekânın büyüsü onunla başlar çünkü önce eşik karşılar ayakları, sonra kapı buyur eder misafirlerini. Kelimelerin tarafına bakmaz! Kelime, halini davranışlarıyla ifadeden yoksun insanların işi gibidir.

Ne kadar az söz, o kadar çok öz!

Sahi, Bebekle annesini hayal etsenize! Aralarındaki en anlamlı iletişim, sadece bakışlarla yapılanı değil midir? Kelimeler yerine sadece göz kapaklarının dahil olduğu iletişim şekli… Bebek de hemen anlar annesini ve onun sevgisini. Duruşuyla anlatır bütün hikayesini eşik… Kelimeye bel bağlamaz bu sebeple! Kaç zamandır var olduğunu! Hangi badireleri atlattığını! Ne kadar ezildiğini! Ne kadar eridiğini! Sessiz ve sakin anlatır hikayesini! Sadece de merak edene açar sırrını. Yani hemen yanında oturana ve yanı başındaki duvara başını koyana.

Eşik, çok güzel bir ayıraçtır. Dışarısı adındaki atmosferle bağlı bulunduğu mekânı birbirinden titizlikle ayırır. Hem kendi mekânına hem de gayrısına duyduğu büyük saygı sebebiyle yapar bunu. Dışarısı mekâna dahil olmamalıdır ama mekân da yerini bilmelidir. Eşik, ustaca yapar bu görevini.

Misafirine de varlığından kaynaklı bu duruşunu hissettirir doğrusu! Bu vazifesini de sessiz ve seri bir şekilde başarır. Misafirin yüzündeki hayret, mutluluk ve takdir ifadelerinin mimari, biraz da eşiktir! Şaşırtmayı başarır onu! Yaşattığı bu duygular karşısında da ne kadar mutlu olsa yeridir. Bu arada eşik, her zaman ve sadece ayakların varlığıyla erimez! Bazen de ayakların yokluğu eritir onu. Gün olur, tercih sebebi olmaz. Kendi varlığının ağırlığıyla kala kalır.

Eriyen zamanı yalnız bırakmak istemez. Ona yarenlik etmek daha anlamlı gelir. İnsanlardan uzakta, zamanla yan yana! Bu durum onun motivasyonunu düşürmez. Yegâne hikayesinin, sadece olduğu gibi durabilmek olduğunu söylemiştik! Zaman olur insanların büyük bir akınla geldiğini görür ve ayni mutlulukla onları buyur eder. Akın halinde gelenlere bilet kesmek, onları sıraya sokmak, kabul etmek veya etmemek aklına bile gelmez!

Gelişleri birbirinden ayırmaz, onları kategorilere bölmez. Ziyaretçi onayı derdine de düşmez. -“Sen şimdi gelme” demez yani. Bir kenarda varlığın mutluluğunu yaşar. Yüksekliği azalıyor eşiğin ama etkisi büyüyor. Ters orantıyla ilerliyor adeta! “Beni mutlaka dikkate almalısın” diye bağırıyor adeta. Fiziksel özelliklerle açıklanamayacak bu garip durum, diğer duyu organlarına da etki etmeye başlıyor. Gözde oluşan bu ters orantı etkisi, kulak yolunda sese dönüşüyor adeta ve ilerliyor. Sesin şiddeti de gittikçe artıyor!

Bu erimiş eşiğin oluşturduğu etki, yeni ve pürüzsüz eşiklerde yaşanamıyor ama! Fiziksel olarak çok düzgün görünüyor onlar. Albenisi daha yüksek olmalı… Öyle ki, parlaklığı gözleri kamaştırıyor. Ama öyle olmuyor… Bereketin hesap makinesi ile hesaplanamadığı gibi, Eriyen eşiğin oluşturduğu etki de yeni ve pürüzsüz bir esikte vücuda gelemiyor… İşin sırrı, sadece gerekeni yapmakta gizli gibi. Gereken de havanın sıcaklığına, gelene, gidene, söylenene ve söylenemeyene aldırış etmeden emrolunduğu gibi yerinde durabilmektir. Eşiklere selam olsun.