Farklılıkta Beslenen Birlik Nefesi
- Tarih:
Anadolu; binlerce yıldır karılan medeniyet hamuruna ev sahibi olmanın, birçok alanda haklı gururunu yaşamıştır ve yaşamaktadır. Bu coğrafyada insan, can bulmuştur. Gözlerini açtığında rengarenk bir kâinat görmüş ve bin bir emekle deneyimler oluşturmuştur. Tarih boyunca birçok topluluk oluşturulmuştur. Kurulan topluluklar, daha çok büyümüş ve devletlere dönüşmüştür. Kimi zaman kurulan devletler arasında birlikler ihdas edilmiştir. Bazen de birlikler yerine savaşlara şahit olunmuş ve kuruluş sırasında ortaya konulan bütün emekler, anlamsızlığa bürünmüştür.
Savaşlar bazen çok verimli barışlara dönüşürken, bazen de barış dolu bir yaşam için geri dönüşü çok zor limanlara yelken açan rotaları takip etmiştir. Ama ne olursa olsun; medeniyetleri oluşturan diller ve kültürler, her zaman karşılıklı bir paylaşım durağında nefes almıştır.
Bu paylaşım süreci bazen kısa sürede meyveye durmuş, bazı zamanlarda ise gerçek fotoğrafın ortaya çıkması için üzerinden uzunca süre geçmesi gerekmiştir. Zamanlar geçince ve zeminler değişince, yaşanan süreçlerin geride önemli tecrübeler bıraktığına şahit olunmuştur. Bu denklem; genel olarak toplumsal bağlamda pazar oluşturan ve karşılıklı alışverişi temin eden bir yaklaşım ile vücut bulmuştur.
Oluşturulan paylaşım kültürü; varlıkla, nefesle, tebessümle, kadirşinaslıkla, yardımlaşmayla, komşuluk farkındalığıyla, siftah bilinciyle, az olana kanaat etmeyle ve güveni esas alan paylaşım tokluğuyla, toplum içinde kendine esaslı bir yer oluşturmanın gayretini göstermiştir. Genel olarak bir arada bulunma ile kendine nefes bulan bu değerler, toplum oluşturma gayretine tarifi imkânsız bir lezzet katmıştır. Böylelikle; varlıkta ve nefeste gözlemlenen farklılıkları sorun olarak ele almaya yanaşmadığınızda, ortaya tahmin bile edilemeyecek bir güzelliğin çıkacağı tespit edilecektir.
Toplum oluşturma kültürü zenginleşmiş; ilimden sanata, şehirlerden gündelik yaşama kadar uzanan topyekûn kalkınmanın zemini oluşmuştur. Bu kalkınma, yalnızca şehirlerde değil sofralarda da hissedilmiştir.
Mutfakta Biriken Hafıza
Bu coğrafyada yaşanan zenginlikten, mutfak kültürü de nasibini almıştır. Çünkü Anadolu’nun her köşesinde mükellef sofralar kurulduğuna her zaman kolaylıkla şahit olunmuştur. Birbirinden lezzetli yemekler, adeta aralarında yarışa tutuşmuş gibi iddialı durmaktadır.
Her biri de hâkim olduğu coğrafyayı özel kılmak hususunu bir diğer yemeğe kaptırmamaya çalışmaktadır. Hele baharatlar; bazı yörelerde o kadar önemsenir ki yemek için yapılan hazırlıkta, neredeyse aslî unsur gibi değerlendirilir. Bazı mutfaklarda sebzelerin varlığı ağırlık kazanır. Oralarda sebzesiz olmaz. Sebzesiz yapılacak yemeğin, rüyası bile görülemez.
Bazı yörelerde ise etli yemekler favoridir. Kimisine yeşil ton hakimdir. Kimi yörelerde renklerin karışımı, göz kadar mideyi de açmaktadır. Böylelikle aslında coğrafyanın toplumlara sunmuş olduğu ikramı, toplumlar da mutfaklarında yaşatmanın mutluluğunu tadarlar.
Toplumlar arası değişen bu ahenk; sıcak günlerde farklı bir ahenk yakaladığı gibi havanın soğuduğu zamanlarda da başkaca bir çehreye bürünmektedir.
Çorba Tenceresi
Çok iyi bir mercimek çorbası, sadece mercimekten ibaret değildir. İçinde yağ bulundurduğu gibi, uygun miktarlarda suya, tuza ve çeşitli baharatlara da ev sahipliği yapmaktadır. Çorba hazırlığına niyet edildiğinde bu farklı tatlar, uygun oranlarda bir araya getirilir. Bunca farklı lezzetin bir olabilmesini kolaylaştırmak için, sürece ateş de eklenir. Karışım, sıcak ile buluşturulur.
Böylelikle bütün farklılıkların, kendi varlıklarından uzaklaşması ve birliğin onlara sağladığı lezzete kavuşması temin edilir. Tencerenin içindeki bütün farklı unsurların tanışmasını ve aynı mana etrafında erimesini sağlamak için, kepçe marifetiyle belli aralıklarla tekrar tekrar karıştırılır.
Çorbayı oluşturan malzemeler; market raflarındayken ve kendi paketlerinin içindeyken zaten bir aradaydılar. Birbirlerine çok da yabancı sayılmazlardı. Ama ateşin onlara sağladığı hararet karşısında hizalanmaları, bir arada bulunabilmeleri ve yeni durumlarının onlara getirdiği yüke omuz vermeleri, onlara farklı bir lezzet kazandıracaktır. Konforun olduğu ve zorluklardanbahsedilmediği bir ortamda bir aradabulunmak, son derece keyifli olabilir.
İnsanlardan kaynaklı bir zorluk olmadığı gibi hava koşullarından da soyutlanmak, görece bir rahatlama unsuru haline gelebilir. Çünkü o zaman başkaca bir varlık, mevcudiyetinize yük olamayacaktır. Siz de başka bir unsura zahmet vermemiş olursunuz. İşte böylesi bir durumda tam olarak birlikten bahsetmek, abesle iştigal olacaktır.
Önemli olan; hararetin getirdiği zahmetin altında kaynaşabilmeyi temin etmek ve tencerenin sebep olduğunu sıkışıklığa rağmen bütün kalabilmek olmalıdır. Sırtınız yük altındayken adımlarınızın dirençli olması, birliğinize gerçek bir anlam kazandıracaktır. Fakat bazı lezzetler de vardır ki yalnızcabirlikteliği değil, farklılıkların korunarakbirlikte kalabilmesini temsil eder.İşte aşure, tam olarak böyle bir yerdedurmaktadır.
Aşure Bilmecesi
Aşure ise çok katmanlı bir yiyecektir. Tam bir bilmecedir. Bir mutfak üretimi olarak, yemek ve tatlı olmanın çok ötesinde nefes alır. Yalnız başına; hafıza, paylaşım, bereket, yas, azlık, komşuluk, diğerkâmlık, farklılık, zaman ve medeniyet fikirleriyle ilişkili olmak gibi esaslı bir iş başarır. Aşure bu yönüyle modern dünyanın hemen hemen bütün esaslı kabullerine, sessiz bir isyan gibidir.
* Aşure yalnız başına, birlikte ve sorunsuz bir şekilde var olabilmeyi simgeler. Çünkü aşurenin içinde, çok sayıda birbirine benzemeyen gıda ürünü bulunur. Tek başlarına çok iyi bir çorba, pilav ve yemek olabilecekken, tek başına kalmanın konforunu terk etmişlerdir. Bunca benzemezliğin, harika bir lezzete dönüşebileceği fikrini biraz daha görünür kılmıştır.
* Diğer bütün yemeklerde, farklılıkların bir anlam etrafında eridiğine şahit oluruz. Çünkü aşurede, işin değişmesi gerekecektir. O tencerede farklılıkların birbirini yok etmediğini, bilakis bütün varlıkları muhafaza ederek sürdürdüğünü görürüz. Pirinç; tek başına çok iyi bir pilav olabilecekken, birlikte olduğunda yeni bir anlam üretimine katkı sağlamıştır. Nohut; yalnız başına ulaşamayacağı bir kıvama ermenin iç huzurunu yaşamıştır.
* Aşure; dağıtmak için yapılır, sadece tüketmek için değil. Nimetin, paylaşıldığında başkaca bir anlam kazandığını gözler önüne serer. Kendisine ikram edilen kişileri çok tanımıyor oluşun; kapısını çalmaya ve komşuluk bağı oluşturmaya engel olmadığını fısıldar. Bu yönüyle; günümüzde aynı apartmanda oturanların birbirini tanıyamıyor oluşuna reddiye gibidir. Bunu da; sadece pişirilmekle kalmayıp dolaşıma sokulan bir lezzet olmaya borçlu olduğunu ima eder.
* Aşure; modern yaşam hızının, hayatı tatsızlaştırdığı fikrinin bayrağına rüzgâr olur. Çünkü lezzete ulaşmak, zannedildiği kadar kolay olmayacaktır. Nitelikli anlama ulaşabilmek için, birlikteliğin demlenmesi gerekmektedir. Olgunlaşmak için beklemeye, dönüşüm için sabra ihtiyaç duyulacaktır.
* Aşure, insana benzemektedir. İçinde bir miktar acı, biraz sevinç, biraz da üzüntü bulunur. Kayıplar umuda engel olmadığı gibi, korkular da merhametin varlığını düşman olarak görmez. Çocukluk biraz eriyebilir; ama gözden fazla uzaklaşmamalıdır.
Hayata sağladığı rayihaya, yaşamın bütün sokaklarında ihtiyaç duyulacaktır. İnsan hikayesinin, anlamlı bir karışıma ihtiyacı olacaktır. Belki de aşureyi değerli kılan şey, yalnızca damakta bıraktığı tat değildir. Onu esaslı bir yere taşıyan husus; birbirine benzemeyen unsurların, aynı anlam etrafında varlıklarını kaybetmeden birlikte kalabilmesidir.
Çünkü hayat yalnızca benzerlerin yan yana durduğu steril bir alan değil, farklılıkların birbirine yük olmadan nefes alabildiği büyük bir imtihan sahasıdır. İnsan da toplum da medeniyet de biraz böyle oluşmaktadır. Kimi zaman ateşin hararetiyle, kimi zaman zamanın sabrıyla, kimi zaman da paylaşmanın bereketiyle…
Aşure bu yönüyle; aynı tencerede kaynamanın, aynı göğe bakmanın ve aynı sofrada çoğalabilmenin mümkün olduğunu sessizce hatırlatan kadim bir hakikattir.



