Picture of Fethullah Hallaç
Fethullah Hallaç

Gazi Öğretmen ve Öğrenciler

A+ A-

Son zamanlarda gündemimize kor gibi düşen okul saldırıları haberleri hiç şüphesiz hepimizi derinden etkiliyor. Bir yandan yaşanan saldırılarda hayatını kaybeden veya yaralanan öğretmen ve öğrenciler için üzüntü duyarken diğer yandan geleceğimiz ve nesillerimiz için ciddi endişeler taşıyoruz. Tabi ki bu tür durumlarda herkes birbirini suçlamaya başlıyor ve bu hadiselerin müsebbibi tek bir kişiymiş ya da kurummuş gibi söylemlere başvuruluyor. Pek tabi ki ihmaller, bozulmalar, çürümeler var. Bunlar yadsınamaz, ancak sürekli tekrar ettiği görülen bu vakıa ile ilgili geleceğe yönelik de katı, keskin, net söylemlere ve eylemlere neden yönelemiyoruz?

Bir de bunun bireysel olarak psikolojik boyutu olduğunu düşünüyorum. Kendi çocukluğumu ve okul yıllarımı hatırlayınca, elbette ben de kendi eğitim öğretim dönemlerimde bu tür magandalıklara, okula kesici delici aletlerle gelen serserilere, hadsiz, edepsiz bir sürü şeye şahitlik ediyordum. Ancak bunlar kimse tarafından normal karşılanan şeyler değildi. Şuan okullarımızda neler yaşanıyor inanın hayal bile edemiyorum. Ve bırakın böyle canice olayları, bir arkadaşımız ufak bir kaza bile geçirse bizler günlerce o olayın olumsuz etkisinde kalabiliyorduk. Şimdiyse okullarımızda can pazarı yaşanıyor. Bu olaylara şahitlik eden öğrencilerin, yaralananların ve hayatını kaybedenlerin ailelerinin bundan sonrası için nasıl bir ruh halinde hayatlarına devam edeceklerini, mağdur olan öğrenci ve öğretmenlerin bu durumda eğitim hayatlarına nasıl devam edeceklerini karamsarlık içerisinde düşünüyorum doğrusu.

Yaraları Saran Dersler

Geçtiğimiz haftalarda Cansuyu Derneği olarak insani yardım maksadıyla Mısır’ın başkenti Kahire’ye gittik. Burada yaşayan Gazzelilerle bir araya geldik. Tamamı Gazzeli öğretmen ve öğrencilerden oluşan bir okuldaydık. Dernek, bu okulun eğitim masraflarına sponsor olduğu için bu projeyi inceleyerek buradaki mültecilerin sorunlarını gözlemledik. Karşılaştığımız manzara yürekler acısıydı.

Burada gördüklerim üzerine ben bu öğretmenlere ve öğrencilere ‘gazi’ sıfatıyla hitap ettim. Çünkü; vahşi, cani, soykırımcı kafir siyonist alçakların kalleş saldırıları nedeniyle yaralanan ve bir şekilde canlarını kurtarıp hala hayatlarına devam etmeye çalışan öğretmen ve öğrencilerdi bu insanlar. Kimisinin yüzünde yanık izleri, kimisinde şarapnel izleri, kimileri uzuvlarını kaybetmiş, kimisi ailesini yitirmiş yetimler… İstisnasız tüm kadın öğretmenlerin kanserle amansız mücadeleleri, yaşadığı yaralanmalara rağmen ameliyatlı haliyle eğitim vermeye devam eden öğretmenler…

Tüm bu acı dolu olaylara rağmen buradaki çocukların mutlulukla ve umutla derslere girdiğini, teneffüs vakitlerinde neşeyle oynayabildiklerini gördüm. Öğretmenlerinse, gözlerinin içine bakıldığında çaresizliğin, umutsuzluğun ve yaşanan acıların izlerini taşımalarına rağmen; inanç, azim ve kararlılıkla yaşamlarına devam ederek ve severek mesleklerini icra ettiklerine şahit oldum. Bunları gördükten sonra buradaki öğretmen ve öğrencilere gazi demenin yerinde olacağını düşündüm.

İlim Yuvalarındaki Gaziler

Peki bu kısa günceyi neden anlattım? Çünkü bizim tarafımızda da durum pek farklı değil. Gazzeliler, kendilerini yok etmek isteyen katil bir çete tarafından görmedikleri silah ve mühimmatlarla vahşice, topluca katledilirken ve oradaki çocuklar yaşam hakkından mahrum bırakılırken benzer biçimde daha asgari çerçevede de olsa, yurdumuzun dört bir yanındaki okullarda, mahallelerde benzer şekillerde, nesillerimizi yok etmek isteyen hadiselerle sık sık karşılaşmaya başladık. Kendi evlatlarımızı kendi evlerimizin kapısının önüne çıkarmaya korkar hale geldik. Peki düşman kim? Canileri, silahları görebiliyoruz. Peki bu vahşete azmettiren kim? Sistemin kendisi mi? Yoksa görülmeyen gizli düşmanlar mı? Bu soruların net cevabını bulabileceğimi sanmıyorum ama bu hadiselerle ilgili bir tablo çizebileceğimi düşünerek birkaç rakamsal veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Neler Yaşadık?

Malum korona salgını sonrası geçen 6 yıl içerisinde Türkiye’de, kesici delici veya ateşli silahlarla gerçekleşen okul saldırıları ve benzer olayları içeren yüzeysel bir açık kaynak araştırması yaptım. Milli Eğitim, Adalet ve İçişleri Bakanlıkları bu konuyla ilgili olay bazlı, kamuya açık net bir istatistik yayımlamadığı için derli toplu bir belge bulunmuyor. Ancak her olay için ayrı ayrı, valilik, savcılık, bakanlık açıklamaları ve haber kaynaklarından paylaşılan bilgileri bir araya getirerek bir derleme oluşturmak mümkün.

            Yukarıda bahsi geçen süre zarfında okul saldırısı olarak nitelenen toplamda 8 olayla karşılaşmışız: 2023 yılında 1, 2024 yılında 3, 2025 yılında 1 ve 2026 yılında 3 hadise yaşanmış.

            Olayın failleri hariç toplamda 12 vatandaşımız hayatını kaybetmiş. Bunlardan 10’u öğrenci ve 2’si eğitimci (1 müdür, 1 öğretmen). 37’si öğrenci, 6’sı öğretmen\idareci, 2’si okul çalışanı ve 1 polis olmak üzere 46 insanımız yaralanmış. Sadece 2 olayın failleri ölü olarak ele geçirilmiş.

            Yaşanan olayların 6’sı lise düzeyinde, 2’si ortaokul düzeyindeki okullarda gerçekleşmiş. İstanbul, Mardin, Karaman, Mersin, Kahramanmaraş, Manisa illerimizde bu hadiseler bir kez yaşanırken yalnızca Şanlıurfa’da iki kez tekrar etmiş. 

            Fail profiline baktığımızda bunlardan 5’i mevcut, 3’ü eski\atılmış öğrencilerden oluşmuş. 7’si erkek 1’i kız olan bu öğrencilerin yaşları ise 12-19 aralığındaymış. Ve bu olaylarda kullanılan silah türlerine bakınca; 4 tabanca, 4 tüfek kullanılmış. En az 3 olayda silahın aile bireyine ait olduğu tespit edilmiş.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Nisan 2026 değerlendirme notu, tüm fail ve silah türlerini kapsayan daha geniş bir çalışma hazırlamış. Bu çalışmaya göre 2024 ve 2025’te yılda 8 okul saldırısı yaşanırken; 2026’nın ilk 3 olayında 10 ölü ve 32 yaralı var. Olayların %56’sı ateşli silah, %33’ünde kesici alet kullanılmış.

2000-2026 arasında saldırıların 34’ü mevcut öğrenciler, 11’i dışarıdan gelenler, 5’i eski öğrenciler tarafından gerçekleştirilmiş. Silahlı saldırılarda intiharla biten olayların oranı %66 olarak gerçekleşmiş. Saldırganların %75’i bu habis niyetlerini önceden dışa vurmuş.

İçişleri Bakanlığı 1 Ocak – 16 Nisan 2026 tarihleri arasında ülke genelinde 32 bin 523 silah ele geçirildiğini, bunların 14 bin 226’sının tabanca, 11 bin 554’ünün av tüfeği olduğunu açıkladı. Sadece Şanlıurfa ve Kahramanmaraş olayları sonrası operasyonlarda 150 tüfek, 46 tabanca, 77 kurusıkı tabanca ve 221 kesici-delici alet ele geçirildiği de aktarılan bilgiler arasında.

Daha sonra bildiğiniz gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Okul Saldırılarının Nedenlerini Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyon son toplantısının ardından rapor aşamasına geçti. Yani resmî rapor henüz kamuoyuyla paylaşılmadı. Manisa sonrası verilen bir soru önergesinde ise Nisan 2026’dan bu yana kaç okulda denetim yapıldığı, kaç ateşli silah ele geçirildiği ve bunların kaçının 18 yaş altındakilerde bulunduğu soruldu. Bu soruya cevap verildiğinde ilk kez okul odaklı resmî bir veri ortaya çıkacaktır. Alınan önlemler arasında 31 bin okul bahçe görevlisi ve öncelikli okullar için 2.804 el dedektörü yer alıyor.

Tüm bunlarla birlikte öğrenci failli bıçaklı saldırılar da bu dönemin önemli bir parçası. En ağırı Çekmeköy‘de yaşandı: Mart 2026’da bir öğrencinin saldırısında iki öğretmen ve bir öğrenci yaralandı, bir öğretmen hayatını kaybetti. Fail 17 yaşındaki 11. sınıf öğrencisiydi. Bir diğer örnek, Sultanbeyli‘de bir lise bahçesinde 11. sınıf öğrencisinin teneffüste başka bir öğrenciyi bıçaklamasıydı. Kasım 2022’de Kastamonu’da bir müdür yardımcısı bıçaklandı, aynı ay içerisinde Mersin’de 12 yaşındaki bir kız, sınıf arkadaşınca öldürüldü, Nisan 2024 Ankara, Kasım 2024 Bolu ve İzmir‘de 5 kişinin yaralandığı bıçaklı kavga da bültenlere yansıyan olaylar arasındaydı.

Bağlam dışı ama konumuzu ilgilendiren başka olaylar da var:

Edirne’de Ağustos 2024’te bir ortaokul bahçesinde gece saatlerinde 17 yaşındaki bir lise öğrencisinin tabancasından çıkan kurşunla 15 yaşındaki bir kız hayatını kaybetti. Okula yönelik ve ders saatleri olmadığı için bu kategoride yer almasa da konumuza dahil bir hadise. Şubat 2025’te Selçuk Üniversitesi’nde bir öğrenci dekan yardımcısını yaraladıktan sonra intihar etti.

Henüz eyleme geçmeden tespit edilip müdahale edilen vakalar da var. Mesela Tarsus’ta 12.sınıf öğrencisi okula tabancayla gelirken yakalandı. Van Tuşba’da bir ilkokula pompalı tüfekle gelindi. İzmir Bayraklı’da da bir ortaokul öğrencisinin çantasında bıçak ve silah bulunduğunu öne süren haberler vardı.

Ne Yapmalı?

İnanın ne yapılmalı ben bilmiyorum. Bilen kimselerin ve yetki sahiplerinin bu soruyu kendilerine daha sık sormaları ve çözüm için hızlı hareket etmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Tarihin her döneminde kalleşlikler, ölümler, zulümler olmuştur. Hala da oluyor ve olacaktır muhtemelen. Bireyden topluma ve devlete kadar tüm kademelerde alınması gereken tedbirler elbette olmalıdır. Bunlarla birlikte tüm bu olumsuzluklara rağmen eğitim-öğretim tüm dünyada ve ülkemizde devam ediyor. Bu olaylardan etkilenen öğrencilerin ve öğretmenlerin travmaları ayrıca ilgilenilmesi gereken bir durum olmakla birlikte gazilik, ilim yuvalarında değil cenk meydanlarında kazanılmalıydı.

Kaderin cilvesidir, zor zamanlar güçlü insanlar yetiştirir. Güçlü insanlar güzel günler kurar ve o güzel rahat günler sorumsuz insanlar yetiştirir. Çark böyle döner gider. Zorluklara göğüs gererek, kendilerini ve ülkelerini geleceğe taşıyacak yurdum nesli ve Gazzeli yetimler İnşallah bu zor zamanları ve günleri atlatarak güzel günler inşa edecektir.

Tekrar görüşünceye dek esen kalın.