Picture of Necmettin Evci
Necmettin Evci

Gördüğüyle Kör, İşittiğiyle Sağır Olmak

A+ A-

Kitleler, hakikati dışlayan gündelik hayatın, değirmeninde her şeyi öğütüp un ufak eden çevrintisine kapılmıştır. Çevrinti, kendine özgü hususiyetleri ile insanı ufalamakta, bize şeref bahşeden değerleri de melekeleri de tuz buz etmektedir. Bu yaşanan, anlamını, önemini yitiren insanın sefil trajedisidir. Yaşanan akıl tutulması, kopması veya tıkanması, tutarlı çıkışlar arayışını şimdilik mümkün kılmamaktadır. Bu yönde soylu arayışlar varsa da çağa ve dünyaya egemen paradigmaların gerisine itilmekte, itibarsızlaştırılmaktadır. Hakim paradigma veya ideoloji, egemenliğini, insanın gafleti yani kendisinden başlayarak varlığı ve hakikati fark edemeyişi üzerine kurmaktadır.

Günümüzde hakikati, bırakın hakikati gündelik hayatta bile olup bitenlerden insanı haberdar etmemek, gerçeği onlardan gizlemek, saklamak üzerine kurulmuş bir işleyiş mevcuttur. Realite veya aktüalite anlamında gerçekler önce sanal düzlemde medyanın ve çeşitli kitle iletişim araçlarının güdüm ve denetimine tabi kılınmıştır. Sonra da tıpkı Orwell’in 1984’ündeki gibi sanal ve sınırlı bilgiye mahkûm edilmiş insanlar kendini tanrı sanan güçler veya güç odakları tarafından biçimlendirilmektedir. Sadece algı dünyamız değil, zihin yapımız, düş gücümüz, muhayyilemiz, isteklerimiz, nefretlerimiz bu odaklar tarafından biçimlendirilmektedir. İnsanların özgür haber ve bilgi alma aracı olması gereken medya araç ve içeriklerinden, gerçeğin haberini almak imkânsızlaşmakta veya çok zor olmaktadır. Hız ve hazza koşullandırılmış insan kendi isteği arzusu sandığı her yönelişinde egemen güçlerin istediği gibi düşünmekte, istemekte, tepki vermekte veya vermemektedir.

Kitle iletişim araçları, devletlerin sosyal, kültür ve eğitim politikaları insanların dimağını açmak üzerine değil kapatmak veya belli doktrinlere koşullandırmak üzere kurgulanıyor, programlanıyor. Sonuçta hayalleriniz, emelleriniz, tasarılarınız, eylem ve söylemlerinizle istenilen bir adam oluyorsunuz ama istediğiniz adam olamıyorsunuz. Geldiğiniz noktada kendinize ait isteğiniz de kalmıyor. Bu koyu bir yabancılaşma, içinize kadar sirayet eden koyu bir karanlıktır. Gerçekliğinizi bu realitenin verileriyle sınırlı tutarak iletişim araçlarını çok kullanmanız veya mevcut hiyerarşi içinde çok okumanız, bilginizi, bilincinizi değil gafletinizi artırıyor olabilir. Ne tuhaf bir durum; belki de anlamanız için okumamanız gerekiyor. Belki de özgün düşüncelerle veya o düşünceye sahip olanlarla gerektiği gibi anlaşamıyor, iletişim kuramıyor olmanızın asıl sebebi iletişim yöntem ve imkânlarıdır. İletişim düzeni sebebiyle sağlıklı iletişim kuramamak! İmkânlarımızın bizi imkânsızlaştıran yönleri her geçen gün artmaktadır.

Sözüm ona bilgi ve iletişim çağında her türlü zihin ve ruh özgürlüğünü kaybetmiş insan gerçeğin bilgisinden ve gerçek iletişimden iletişim ağına düşerek esir olmakta veya düşürülerek esir edilmektedir. Eşi görülmedik bir esaret yaşamaktadır. Üstelik kendi hakikatine kör ve sağır olmakla koyulaşan ama o ölçüde zevk veren bu esaret içselleştirilmiş, kimilerince de çağdaşlığın gereğine, çağdaş yaşama biçimine dönüştürülmüştür. Gizlenen her bir doğru ve gerçeğe karşı binlerce yanlış ve yalan gözlerimizin içine sokulmaktadır. ‘Söz ve Sessizlik’ adlı eserimizde insanları göstere göstere kör ettiklerinden, insanlardan göstere göstere gizlediklerinden söz etmiştik. Çok ilgi çekmişti. Olur ya bir şekilde denetim filtre ve bariyerlerini aşıp ekranlara sızan gerçeklerden ne kadar uzak kalınırsa o kadar mutlu olunmaktadır. Kısılan bir çığlığı duymak gibi bir göreviniz olmamalı ama mutluluk sizin de hakkınız olmalıdır. Mutlu olmak için gerçeklerden uzak kalmalıdır. Böyle söylüyor, böyle demeye getiriyorlar. Oysa uzak kaldığın aslında kendi insan varlığındır, vicdan diye ifade ettiğimiz varlığındaki tanrısal ruh veya iradenin sesidir. Kendinle aranı o kadar açtın ki, şimdi o uzaklığı kat etmeyi göze almaktansa, gönlünü dışındaki neşe kaynaklarıyla bir süre daha hoş tutmayı seçiyorsun. Çevrintisine seni de alan siyaset, sanat, sermaye döngüsü kendini ne kadar hatırlarsan o kadar huzursuz, kendini ne kadar unutursan o kadar mutlu olacağını telkin etmektedir. Sense kendini unutacak ölçüde çılgın bir mutluluğun büyüsünde kaybolmayı seçiyorsun. Bu bir büyü değil de nedir?

Kısacası…

Fark edemeyişin boşluğunda bir hoşluk yaşamaktayız.

Ve her şey fark etmekle başlayacak.

Fark etme yeteneği, bilincin diri kalmasıyla mümkün olur. Algı organları, algı mekanizmaları işlevsiz olanların herhangi bir bilinç sahibi olmaları, ileri aşamalarda yüksek bilinç inşa etmeleri mümkün değildir. Yüce Kur’an ‘gafil olanlar’dan söz ederken onların algı yeteneklerinin dumura uğradığına dikkat çeker. ‘Onların gözleri vardır görmezler, kulakları vardır işitmezler, kalpleri vardır idrak etmezler.’ İşte mes’ele bu, vahamet burada!.. Kör değiller, gözleri var; işitmiyor değiller kulakları var, duymuyor değiller kalpleri var. ama gördükleri ile kör olmuşlar, işittikleri ile sağır