İran’ın Araf Hâli
- Tarih:
Dr. Mehmet Koç

Röportaj: Mehmet Biten
Ortadoğu’da tırmanan gerilimlerin merkezinde yer alan İran, bir yandan İsrail ve ABD kaynaklı dış tehditlerle, diğer yandan derinleşen ekonomik sorunlar ve siyasal meşruiyet krizleriyle karşı karşıya. Son dönemde yeniden görünür hâle gelen protestolar, yalnızca pahalılık ve yoksullukla sınırlı olmayan, rejimin dış politika tercihleri, yönetim kapasitesi ve toplumsal sözleşmesi üzerine yoğunlaşan daha kapsamlı bir sorgulamaya işaret ediyor. Bu röportajda, İsrail’in İran’a yönelik olası yeni saldırılarının iç siyasal dengelere etkisinden, İran kamuoyunda İsrail karşıtlığı ile rejim karşıtlığı arasındaki karmaşık ilişkiye; ABD müdahalesi beklentisinin protesto hareketleri üzerindeki rolünden, son protesto dalgalarının önceki yıllarla süreklilik ve kopuş noktalarına kadar uzanan geniş bir çerçevede İran’ın güncel “Araf hâli”ni, rejim–toplum ilişkilerinin seyrini İran uzmanı Dr. Mehmet Koç ile ele alıyoruz.
İsrail’in İran’a doğrudan ya da dolaylı yeni bir saldırı ihtimali, İran’daki iç siyasal dengeleri nasıl etkiler? Böyle bir saldırı, rejim açısından toplumsal meşruiyeti yeniden üretme fırsatı mı olur, yoksa mevcut kırılganlığı daha da mı derinleştirir?
İran içerisindeki kırılganlık dış güçlerin müdahalelerinden ziyade ülke içerisindeki kötü yönetimden kaynaklanmaktadır. Dış güçler ise bu zaafları değerlendirerek rejim ile hesaplaşmakta bir baskı unsuru olarak kullanmaktadır. İran halkının ezici çoğunluğu yüksek bir siyasi bilinci sahiptir. Belirli bir azınlık rejime karşı öfkesinden dolayı dış güçlerle iş birliğine yanaşsa da toplumun çoğunluğu bunu son derece riskli ve kabul edilebilir bir durum olarak değerlendirmemekte hatta yermektedir. İsrail’in İran’a ikinci bir saldırısı bu minvalde değerlendirilecek olursa içeride milli bir birlik ve beraberliği pekiştirme etkisi yaratacaktır. Ancak bununla birlikte ülkeyi ikide bir doğrudan düşman saldırısına maruz bırakacak politikalardan vazgeçilmesi için sistem içi elitlerin müesses nizama karşı seslerini yükseltmelerine neden olacaktır. Nitekim bu durum, 12 günlük savaştan sonra da yaşanmış ve halihazırda iç siyaset daha çok bu minvalde tartışmalara sahne olmuş durumdadır.
İran kamuoyunda İsrail karşıtlığı ile rejim karşıtlığı arasında nasıl bir ilişki var? Bu iki tutum birbirini besliyor mu, yoksa ayrışıyor mu?
İsrail karşıtlığı, özellikle müesses nizamın mevcut iç ve dış politikalarına destek veren kesimlerce daha belirgin bir şekilde ön plana çıkarken toplumun diğer kesimleri arasında değişiklikler göstermektedir. Bir kısmı rejimden hoşnut olmamakla beraber İsrail’in bölgede izlediği politikalar ve bilhassa Filistinlilere karşı uygulanan zulümlerden dolayı mesafeli durmaktadır. Diğer bir kesim ise rejime karşıtlığı üzerinden İsrail karşıtlığı bir yana İsrail’e sempati duymaktadır. Dolasıyla, birinci kesim hem rejimi sahiplenmekte hem İsrail karşıtlığı konusunda rejimin politikalarına destek vermektedir. İkinci kesim ise hem rejime hem İsrail’e karşı mesafeli bir duruş sergilemektedir. Üçüncü kesim ise İsrail yanlısı bir tutum sergileyip rejim karşıtlığı noktasında İsrail ile paydaş olmuş durumdadır. Bunların oranlarını net bir şekilde belirlemek mümkün değildir.

ABD kaynaklı açık ya da örtük “müdahale beklentisi”, İran’daki protesto hareketlerini nasıl etkiliyor? Bu beklenti, hareketleri güçlendiriyor mu yoksa meşruiyetini mi zayıflatıyor? İran rejimi, dış müdahale tehdidini iç muhalefeti bastırmak için bilinçli olarak mı kullanıyor?
İran halkının ezici çoğunluğu rejime karşı hoşnutsuz olmakla beraber dış müdahaleye karşı. Ülkelerinin yeni bir Libya, Suriye, Yemen veya Irak’a dönüşmesini istemiyorlar. ABD başkanının protestoculara karşı şiddet ve öldürme yoluyla bastırma yöntemine başvurması halinde Tahran’ı müdahale olacakları konusunda tehdit etmiş olsa da İranlı siyasi ve askeri/güvenlik elitleri tarafından karşı bir tehditle yanıtlanmıştır. İsrail’in MOSSAD eliyle ülke içerisinde kimi örgütleri ve özel hücreleri tesis ve organize ettiği bilinmektedir. İsrailli yetkililer bunu artık gizleme gereği duymadan sosyal medya üzerinden aleni bir şekilde paylaşmaktadır. MOSSAD’ın organize ettiği bu oluşumlar ve örgütler ABD başkanının tehdidinden cesaret alarak şiddetin boyutlarını ve dozunu artırdıkları sokaklardaki olaylardan anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte protestolar şimdiye kadar daha çok İlam ve çevresindeki birkaç yerleşim yerinde mezkûr minvalde gerçekleşmiştir. Bu da İran halkının ülkelerinin dış güçler tarafından bir kaos ve kargaşa ortamına sürüklenmelerini istemediklerini göstermektedir. Öte yandan iç güvenlik ve asayişten sorumlu makamlar ve merciler de devrim lideri Ali Hameney’in talimatı doğrultusunda hareket ederek göstericiler ile isyan çıkarmak isteyenler arasında ayrım gözetmeye azami çaba göstermektedirler. ABD’nin söz konusu tehdidi rejimin kargaşa peşinde olanlara karşı meşru müdahale imkânı yaratırken diğer taraftan mevcut durumdan hoşnut olmayan halkın da sokaklara çıkmasına dolaylı yoldan etki etmiştir.

Son dönemde İran’da yeniden görünür hâle gelen protestoları, 2019 ve 2022 dalgalarıyla karşılaştırdığımızda nasıl bir süreklilik ve farklılık görüyorsunuz? Bu gösteriler daha çok ekonomik yoksunluklardan mı, yoksa siyasal ve kültürel baskılardan mı besleniyor? Yoksa artık bu ayrımlar anlamını mı yitirdi?
İran’daki bahsi geçen protestolar genellikle pahalılık ve yoksulluk gibi ekonomik sebeplerle başlamış olsa da kısa bir süre içerisinde – aynı gün- rejim karşıtı gösterilere ve eylemlere dönüşmektedir. İran halkı ülkenin sahip olduğu zengin kaynakların nimetlerinden gerektiği gibi yararlanamamanın nedenini rejimin izlediği dış politika olarak bilmektedir. Dolayısıyla, ekonomik sebeplerle başlayan protestoların hemen dış politika ve bu politikanın baş mimarisi devrim lideri Ali Hameneyi hedefi haline dönüştürmesi normaldir.
Gerçek şu ki her protesto beraberinde birtakım değişiklikleri de getirmektedir. Rejim her defasında bir adım geri atmak zorunda kalmıştır. Ortaya çıkan manzara ülkenin artık ne devrimci ilkelerle yönetilebildiği ve ne de halkın muradına uygun bir yönetim ve atmosfer içerisinde yaşamadıklarını göstermektedir. Hem rejim hem halk için bir “Araf Hali” söz konusu. Bu protestolar daha şimdiden etkisini göstermeye başlamış ve ülkenin uzun yıllardan beri süre gelen rant düzeninde değişikliklere gidilmiştir. On milyarlarca doların tercihli kur sistemi doğrultusunda temel ihtiyaçları ithal etmek üzere büyük kuruluşlara tahsis edilmesine rağmen söz konu kalem malların piyasada serbest piyasa fiyatları üzerinden arz edilmesi sistem içi oligarşinin geçen yıllar içerisinde elde ettikleri milyarlarca serveti kaybetmeleri ile sonuçlanmıştır. Cumhurbaşkanı Pezişkiyan’ın bu hafta yürürlüğe koyduğu kararlar mezkûr oligarşilerinden direnci ile karşılaşmış olsa da geri adım atmamakta kararlıdır. Tercihli kuru kaldıran cumhurbaşkanı buradan elde edilen tasarrufları doğrudan halkın hesabına yatırmak suretiyle bir yandan halkın desteğini elde etmek diğer taraftan halkın protestolara geniş katılımının önüne geçmeyi amaçlamıştır.
Rejimin protestolara verdiği sert güvenlikçi tepkiler, kısa vadede kontrol sağlasa bile uzun vadede nasıl bir toplumsal kırılma üretiyor? İran toplumunda korku eşiğinin aşılmış olduğunu söylemek mümkün mü, yoksa hâlâ bastırılmış ama biriken bir öfke mi söz konusu?
Yukarıda da belirtildiği üzere esasen halk rejimin güvenlikçi veya sert politikalarından korktuğu için değil, ülkenin yarınından duydukları endişeden dolayı sokaklara çıkmamayı tercih etmiştir. Bu oldukça bilinçli kolektif bir tavırdır. Bu bakımdan protestolar bir süre daha devam ettikten sonra sona erseler bile bundan böyle halk istediğini siyaset kanalı ile elde edemediği sürece sokaklarda hak arayışına devam edecektir.
Dr. Mehmet Koç Kimdir?
Lisans eğitimini İran’ın Kazvin kentinde Uluslararası İmam Humeyni Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünde tamamladı. Yüksek lisans derecesini de Tahran Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi bölümünde “Devrim Sonrası İran’da Değişen Devlet ve Toplum İlişkisi” başlıklı tez çalışması ile aldı. Ankara ve Kırıkkale üniversitelerinin ortak doktora programında Fars Dili ve Edebiyatı alanında 2022 yılında doktorasını tamamlayan Koç; İngilizce, Arapça ve ileri düzeyde Farsça bilmektedir.



