Picture of Rukiye Balçın
Rukiye Balçın

İnsibağ

A+ A-

Beyaz bir kâğıt, üzerine atılan boyanın rengini itiraz etmeden kabul eder. Bu öyle bir kabulleniş olur ki bir müddet sonra kâğıt üzerindeki renkle bütünleşir ve artık görünmez olur. İnsibağ; benzemek, boyalanmak, maddi ve manevi rengiyle renklenmekte bu halin insandaki adıdır.

İnsan, doğumundan itibaren ruhu yazılmaya açık bir sayfa gibidir. Başta anne ve babası sonra çevresindekilerin silik ama kalıcı dokunuşlarıyla kendi şeklini oluşturur. Bu şekil öncelerde belli belirsizdir. Mutluluğu, hüznü, korkuyu ve birçok duyguyu görerek öğrenir. Karakterinin kalıcı rengini bu taklit edişlerle bulmaya çalışır. Sonralarda bu taklit ediş kendini arayışa bırakır. İşte tam da bu arayışın nerede ve kimler içinde olduğu bütün yaşamımızı, ahlaki tanımımızı ve ahiretimizi etkiler. Nereden ve kimlerden boyalanıyorsak o yöne doğru akmaya başlarız.

Eskiler “sohbette insibağ vardır” demiş. Bu yüzden “birinin kendisi iyi ama çevresi kötü olamaz” derler. Tabiata aykırı. İnsan kiminle yürüyorsa ona dönüşüyor; bazen yavaş yavaş, bazen bir anda. Bu öğreti, psikolojik ve sosyal açıdan hepimize bırakılan kadim bir mirastır. Sanki hayatın içinde insanların duygu ve düşüncelerini görünmez kablolarla birbirine transfer eden bir hat vardır. Bu aktarım yalnızca insanlarla sınırlı değildir; mekanlar ve eşyalarla da aramızda sessiz bir alışveriş sürer. Bunun en somut örneğini kendi hayatımızda bulabiliriz. Neyi çok görüyoruz, neyi dinliyoruz, neyi konuşuyoruz, ne okuyoruz, kimlerle ve hangi ortamlarda bulunuyoruz… Bunların toplamı bizi ve değerlerimizi ele verir.

İnsibağ, geçmişte olduğu gibi bugün de güçlü bir eğitim yöntemi olarak yaşamaya devam ediyor. Karakter, söylenenlerden çok hissedilenlerle şekillenir. Çünkü insan yalnızca bilgiyi doğrudan alarak değil, hâl dilinden etkilenerek de öğrenir ve terbiye olur.  Bazen kitaplardan öğretilen bir bilginin değil de bir bakışın, bazen bir nasihatin değil, bir hâlin tesiriyle değişir.

 Güvenli meclisler, güzel ahlakın yaşandığı ortamlar, hikmetin ve merhametin önemsendiği sohbetler; özellikle çocuklar ve gençler için görünmez ve tesirli bir okul vazifesi görmüştür. İnsanın ufkunu büyüten ve hayallerinin peşinden gitmesini sağlayan güç, aldığı eğitimden ziyade yanında yürüdüğü insanların ruh ve bilincidir.

Bu yüzden birçok âlim ve tasavvuf büyüğü, yetiştirmek istedikleri insanlara önce kendi iklimlerini sunmuşlardır. Bu mirasın tarihimizdeki en dikkat çekici örneklerinden biri de Fatih Sultan Mehmet’tir. O’nun yalnızca askerî bir deha değil, aynı zamanda büyük bir ideal taşıyan şahsiyet hâline gelmesinde hocası Akşemseddin’in manevi terbiyesinin önemli bir yeri vardır. Akşemseddin’in irfanı ve hâli, Fatih’in karakterine sirayet etmiş, fetih düşüncesiyle önce zihnindeki surları yıkmış ve bu düşünce yalnızca siyasi değil, manevi bir ülküye dönüştürmüştür.

İnsan, içinde bulunduğu iklimin çocuğudur. Zamanla o iklimin rengiyle boyanır. Bugün de aynı hakikatle yüzleşip kendimize sormamız lazım. İstikametim hangi yöne, ruhumu hangi ortamlardan besliyorum, kulağımı hangi seslere açıyorum, zihnimde kimin düşünceleri var ve dilim neleri pelesenk edip söyleyip duruyor…? Ömrümüz bilinçli ya da bilinçsiz karıştığı renklerin toplamıdır.