Picture of Abdussamed Biten
Abdussamed Biten

Kaçtığımız Yerde Kendimizi Bulmak

A+ A-

Yalnızlık, insanın hayatında en çok kaçmak istediği hâllerden biridir. Hayatın akışı içinde bir anda kendimizi herkesin dışında bulmak, insanı korkutur. Kalabalıkların içinde yaşamaya alışmışızdır; seslere, konuşmalara, yüzlere, bir yerlere yetişmeye, birileriyle bir şeyler paylaşmaya… Sonra bütün bunlar bir anda sustuğunda geriye yalnızca kendimiz kalırız.

Belki de insanı asıl korkutan yalnızlık değil, yalnız kaldığında kendisiyle karşılaşacak olmasıdır.

Duygularımızı paylaşmak isteriz. İçimizde birikenleri anlatmak, anlaşılmak, birinin bizi gerçekten dinlediğini hissetmek isteriz. Önce insanlara anlatırız. Olmazsa kâğıda dökeriz. Yazıyla dertleşir, kelimelerle kendimize bir yol açmaya çalışırız. Fakat bir zaman gelir, kâğıt da yetmez. Kalem elimizde durur ama yazacaklarımızın ağırlığını taşıyamaz olur.

İşte o zaman insan kendi sessizliğini duymaya başlar.

Geçen her günümüzde kendimizden korkmaya başlayabiliriz. Çünkü kalabalıklar içinde susturduğumuz düşünceler, yalnız kaldığımızda yeniden konuşmaya başlar. Geçmişimiz, pişmanlıklarımız, korkularımız, söyleyemediklerimiz… Hepsi birer birer karşımıza çıkar.

Yalnızlık bu yüzden bazen bir mahkûmiyet gibidir.

Kaçmak isteriz. Kaçarız da. İnsanların arasına karışır, telefonlara sarılır, kendimizi sürekli bir şeylerle meşgul ederiz. Sessizlikten korktuğumuz için hayatımızı seslerle doldururuz. Fakat ne kadar kaçarsak kaçalım, sonunda yine kendimize döneriz. Çünkü insanın kendisinden kaçabileceği bir yer yoktur.

Fakat belki de yalnızlığa yalnızca bir mahkûmiyet olarak bakmak haksızlıktır.

Çünkü insan, herkesin olmadığı bir yerde kendisi için bir şeyler yapmaya da başlayabilir.

Yalnız kaldığımız zamanlarda hayatın gürültüsü biraz olsun azalır. Başkalarının beklentilerinden, düşüncelerinden ve yargılarından uzaklaşırız. İşte tam o noktada kendimize şu soruyu sorabiliriz:

Ben aslında ne yapmak istiyorum?

Belki yıllardır öğrenmek istediğimiz bir dil vardır. Belki okumak istediğimiz kitaplar birikmiştir. Bir müzik aleti öğrenmek, yeni bir meslekî beceri kazanmak, yazmak, çizmek, spor yapmak, bir konuda derinleşmek veya sadece kendimizi daha iyi tanımak…

Kalabalıkların içinde sürekli ertelediğimiz şeylere, yalnızlığın bize bıraktığı zaman içerisinde başlayabiliriz.

Çünkü yalnızlık bazen insandan zamanı almaz; aksine ona zamanı geri verir.

Kimsenin bizden bir şey istemediği saatlerde, kendi hayatımıza yatırım yapabiliriz. Bir dil öğrenmeye başladığımızda ilk kelimeler belki kimsenin dikkatini çekmez. Bir kitap okuduğumuzda bunu kimse alkışlamaz. Yeni bir beceri kazandığımızda bunu hemen fark eden olmayabilir. Fakat insanın kendisi için yaptığı bazı şeylerin değeri, başkalarının görmesiyle ölçülmez.

Belki de gelişimin en sessiz hâli budur.

İnsan bazen kimsenin görmediği bir odada kendisini yeniden inşa eder.

Sonra bir gün dışarı çıktığında insanlar yalnızca değişmiş olduğunu fark eder. Oysa o değişim bir gecede olmamıştır. Sessiz geçen yüzlerce saatin, okunan kitapların, öğrenilen kelimelerin, verilen küçük mücadelelerin ve kimsenin bilmediği çabaların sonucudur.

Bu yüzden yalnızlığın iki yüzü vardır.

Bir yüzünde boşluk vardır. Sessizlik, özlem ve anlaşılmama duygusu vardır. Diğer yüzünde ise insanın kendisiyle baş başa kalabildiği bir alan bulunur. Hangisine dönüşeceğini bazen yalnızlığın kendisi değil, bizim ona nasıl baktığımız belirler.

Elbette insanın insana ihtiyacı vardır. Hiçbir gelişim, hiçbir kitap, hiçbir yeni beceri gerçek bir insan bağının yerini tamamen dolduramaz. İnsan sevmek, sevilmek, konuşmak, paylaşmak ve anlaşılmak ister. Bu yüzden yalnızlığı yüceltmek de doğru değildir.

Ama yalnızlıktan korkarak kendimizi sürekli kalabalıklara atmak da çözüm değildir.

Belki de öğrenmemiz gereken şey, yalnız kaldığımızda kendimizi terk etmemektir.

Çünkü bazen hayatımızdaki en önemli dönüşümler, kimsenin olmadığı zamanlarda başlar.

İnsanların arasına yeniden döndüğümüzde de bir şey değişmiş olur. Artık kalabalığın bizi tamamlamasını beklemeyiz. Yanımızda insanlar olsun isteriz ama kendimizi var edebilmek için onlara muhtaç olmadığımızı da biliriz.

Belki gerçek güç burada başlar.

Yalnız kalabilmekte ama yalnızlığa teslim olmamakta.

Kendi sessizliğini dinleyebilmekte ama o sessizliğin içinde kaybolmamakta.

Kendinle baş başa kalıp kendinden kaçmak yerine, kendine doğru yürümekte.

Çünkü insan bazen hayatını değiştirmek için büyük kalabalıklara değil, kendisiyle geçireceği birkaç sessiz saate ihtiyaç duyar.

Ve belki de yalnızlık bize en sonunda şunu öğretir:

İnsan, kendisiyle kalmayı öğrendiğinde yalnızlığın içinden yalnız çıkmaz; bazen kendisinin daha güçlü bir hâliyle çıkar.