Katranı Kaynatmazlar
- Tarih:
Evde her zaman katran bulunurdu.
İğne yapraklıydılar, birbirlerine benzerlerdi ancak hangi ağacın ak çam, hangisinin kara çam, hangisinin Toros köknarı (mezla), hangisinin Toros sediri(katran) ağacı olduğunu bilirdim. Boz ardıç ve kara ardıcı zaten bilirdim. Her iki yaylada da evimiz ardıçlar içindeydi.
Katran ağacının çırası çıra olarak kullanılmazdı. Bundan katran yapılırdı. Bu ağaçların odunlarının da kendilerine has kokuları vardı. Katran çırasını da çam çırasını da koklamayı severdim. Çam çırası gaz lambamızın gazı bittiğinde aydınlatma aracı olarak kullanılırdı. Akşam keçileri kontrol etmek komşuya gitmek için el fenerinin pili tükendiğinde çıralar bir araya getirilerek yakılır ve el feneri olarak kullanılırdı.
Dikkatli olmak gerekirdi. Reçinesi el damlarsa yakar, elbiseye damlarsa elbisenin orası sonra delinirdi.
Katran odunu çıra şeklinde kıyılır ve katran kurmak için bekletilirdi. Eskiden Katran Ocağı denilen yerde katran kurarmış yerliler. Orada katran ağaçları çokmuş. Eve sadece katranı getirirlermiş. Benim çocukluğumda sadece keçi sürüsü olanlar katran kurarlardı.
Yere benim içine girsem çıkamayacağım derinlikte bir kuyu kazılırdı. Kuyunun dibine bir teşt veya bakır helke konur, kuyunun ağzı sacla kapatılır, sac levhanın ortası çukurlaştırılır ve çiviyle delinirdi. Aşağıdaki kap, deliklerin hizasında olurdu. İçine dikey olarak katran çırası yerleştirilmiş büyük bir teneke kap ter çevrilir, ağzı sacdaki delinen yerin üzerine gelecek şekilde yerleştirilir, tenekenin kenarları çamurla sıvanırdı. Tenekenin üzerine odun yığılır ve yakılırdı. Isıyla, teneke içindeki katran çıraları reçinesini bırakır, bunlar damlayarak kuyunun dibindeki kapta toplanırdı. Ateş söndükten sonra kuyunun üzeri temizlenir, ikinci bir teneke konarak aynı işlem yapılırdı. Yeterli görüldüğünde, helke kuyudan çıkarılır ve katran üretilmiş olurdu.
Katran bir ilaç gibi saklanır, atların ve eşeklerin yaralarına sürülürdü. Keçilerin kıllarının daha gürbüz olması, sırtlarına okra(bir çeşit cilt kurdu) işlememesi için bunlar yılın bir döneminde katranla yıkanırdı. Büyükçe bir leğende katran sulandırılır, büyüklerden biri keçiyi yakalayarak getir, ön ayaklarından biri, arka ayaklarından biri tutarak keçi leğene yatırılır, bir bezle her tarafının katranlanması sağlanırdı. Bu iş çık uzun sürmezdi.
Oğlaklar da katranlanırdı.
Erkek oğlaklar iğdiş edilip yumurtaları çıkarıldığında, yumurta derileri iyice katranlandıktan sonra ardıç kabuğuyla bir muhafaza oluşturacak şekilde sarılırdı. Bu işlemde katran sulandırılmazdı.
Atın veya eşeğin bir yeri semer veya kolan vurmasından dolayı yara olduğunda buraya sürülen katrana da su katılmazdı.
Katran evimizde bir “ilaç” olarak bulunurdu.
Sadece evin ihtiyaçları için üretilir, satılmaz, isteyene ölçülü olarak verilirdi.
Bozulmadığı için uzun süre saklanabilir, sıcaktan veya soğuktan etkilenmezdi.
Keskin ve nefes açan bir kokusu vardı; çıradaki koktuğundan çok daha ağır kokardı.
Katran kurulurken de kullanılırken de seyreder, büyüyünce ben de bunları kolaylıkla yapabilirim diye düşünürdüm.
Kendime uçsuz bucaksız bir bahçe kurardım. Bu bahçede diğer ağaçlar yanında göğe uzanan, kozaklarla çıldırmış katran ağaçları da olurdu. Bunları kurutmaya ve kesmeye kıyamazdım; seyretmeyi severdim.



