Picture of Yağız Gönüler
Yağız Gönüler

Klasikler Hayat Kurtarır mı?

A+ A-

Deneme okumak ve deneme yazmak, hayatımın baş köşesine oturmuş birer çalışma alanı. Okumanın ayrı, yazmanın ayrı birer çalışma alanı olduğunu düşünürsek; denemenin çok besleyici ve öğretici bir alan olduğuna inanıyorum. Çünkü sanılanın aksine okumakla öyle büyük bir problemimiz yok. Herkes mutlaka bir şeyler okuyor. Bize göre kötü ya da faydasız olabilir, ‘ne gerek var şimdi buna?’, ‘daha kıymetli metinler yok mu?’ diyerek yargılama oltasına bile takılabiliriz, ama herkes öyle veya böyle okuyor. Gazete okuyor, dergi okuyor, merak ettiği alanda kitaplar alıyor, fanzin peşine düşüyor. Hiç olmazsa internet sayfalarından bir şeyleri takip ediyor, köşe yazarları arasında geziniyor. Peki yazıyor mu? İşte büyük derdimiz.

Neden derdimiz peki yazmak, hatta yazmamak? Çünkü insan yazarken düşünür, yazarken parçaları birleştirir, hikayesini yeniden kurar ya da bir hikâyenin peşine düşer. Hatta bir insanın, coğrafyanın izini sürer. Sonra bir bakar ki yazdığı metin veya okuduğu kitap ona hakiki bir yoldaş olmuş, bir süre rehberlik etmiş, yol göstermiş, sonra da aradan çekilmiş. Şimdi burada yazmaktan bahsederken araya soktuğum o “okuduğu kitap” da nereden çıktı diye düşünüyor olabilirsiniz. Hani derdimiz yazmaktı, yine okumayı döndük işte diyebilirsiniz. Haklısınız, fakat her haklılığın içinde bir miktar eksiklik olabilir. Oraya bakalım.

Bazı kitaplar bizi yazıya, kâğıda ve kaleme yönlendirir. “Klasikler” denen kitapları tam da böyle kitaplar olarak görüyorum. Her kitap değil ama klasik denen kitaplar mutlaka bizi yazıyla buluşturuyor, çünkü düşünceyle buluşturuyor. Sorular peş peşe dolanıyor zihnimize: Bu insan, o yıllarda böyle bir kitabı nasıl yazmış? Bu kitabın fikri acaba nasıl doğmuş? İster roman olsun, ister düşünce kitabı. Romansa; karakterleri düşünürüz. Eleştiririz mesela, onlarla kavga ederiz. Belki birkaç gün onlarla yaşarız. Kendimizi onlardan birinin yerine koyup gezeriz sokaklarda. Bir süre dünyadan kopartabilir bizi kitap, ne kadar olursa o kadar. Zaten bu azlıkta güzellik vardır. Sonra o kitaba, hayatımızın belli dönemlerinde yeniden döneriz. Tekrar okumak isteriz. Her okunuşunda yeni sayfalarla karşılaşırız, daha önce okumuş olsak bile şaşar kalırız. Bu satırların altına neden çizmemişim diye düşünürüz. Hemen keşfederiz sonra; o zamanlar o duyguları bilmiyorduk, o yorumlara katılmıyorduk, o ifadeleri anlamıyorduk. Zamanla, bilincimiz ve idrakimiz elbette gelişiyor. Harfler, kelimeler, cümleler daha fazla karşılık buluyor gönlümüzde. Klasikler bunu sağlıyor. İşte sadece bu nedenle bile Orhan Okay hoca haklı çıkıyor: “Aydın bir insanın hayat boyunca bir kitap okumuş olması kâfidir. Yeter ki o kitabı hayatının felsefesi yapmış olsun.”

Klasikler ne kadar ilgimi çekmişse, klasikleri yazmış yazarlarla çalışan, onları araştıran, onlara dair yazan zihinler de o kadar ilgimi çekmiştir. Mesela Orhan Okay hoca; çok sevdiğim Ahmet Hamdi Tanpınar’a dair fevkalade bir kitap yazmıştır: Bir Hülya Adamının Romanı. Bu kitapla, bir yazarın bir başka yazarın peşine nasıl düşülmesi gerektiğiyle ilgili dersler okutulur. Diğer yandan üslupla, akışla, eşsiz bir biyografi örneğidir. Tahir Alangu’dan Ömer Seyfettin, Vecdi Bürün’den Peyami Safa, Mithat Cemal Kuntay’dan Mehmet Akif Ersoy, Emin Işık’tan Nurettin Topçu, Ahmed Güner Sayar’dan Süheyl Ünver okumak fevkalade zenginleştirici, öğretici ve hatta tahrik edicidir. Klasik denebilecek metinler yazmış, şahsiyetleriyle de klasik olmuş kimselerden bahsediyoruz aslında. Doyulur mu? Doyulmaz.

Her okurun mutlaka “benim klasiklerim” dediği bir listesi var. Bunlar, “sevdiğim kitaplar” listesinden çok farklıdır. Değişmez, kalıcıdır. Belki çok sonra yenileri eklenir ama o listeye girmek büyük meziyet, tat, lezzet, hatta dert gerektirir. Hiç kolay değildir. Bu yazıyı yazarken benim klasiklerim neler diye düşündüm, sırasıyla pek çok yazar ve kitabı aklıma geldi. Bunları sıralamak belki başka bir yazının konusu, bu yazıdaki asıl derdimse şu: klasikler sahiden hayat kurtarır mı? Onları diğerlerinden ayrı tutan nitelikler neler? İkinci sorunun cevabı, Italo Calvino’nun Klasikleri Niçin Okumalı kitabında, aynı adlı denemesinde mevcut. Hemen, kitaptaki maddeleri buraya almak isterim.

1. Klasikler, haklarında asla “okuyorum” sözünü değil, genellikle “yeniden okuyorum” sözünü işittiğimiz kitaplardır.

2. Okumuş ve sevmiş olanlar için zenginlik anlamına gelen, ama zevkine varabileceği daha iyi koşullarda ilk kez okuma şansını bulanlar için de o denli zenginlik demek olan kitaplara klasik denir.

3. Klasikler, gerek unutulmazlıklarıyla varlıklarını duyurduklarında, gerek kolektif ya da bireysel bilinçdışı kılığına bürünüp belleğin katmanları arasında gizlendiklerine, özel bir etki gösteren kitaplardır.

4. Bir klasiği her yeniden okuma, ilk okuma gibi bir keşif okumasıdır.

5. Bir klasiği her ilk okuma, aslında bir yeniden okumadır

6. Bir klasik, söyleyecekleri asla tüketmeyen bir kitaptır.

7. Klasikler, bizim okumamızdan önceki okumaların izini üzerlerinde taşıyarak ve geçtikleri kültür ya da kültürlerde bıraktıkları izi peşlerinden sürükleyerek bize ulaşan kitaplardır.

8. Bir klasik, sürekli olarak kendisi hakkında bir eleştirisel söylemler bütününü tahrik eden, ama hep onları silkeleyip üzerinden atan bir yapıttır.

9. Klasikler, haklarında duyduklarımızla ne kadar bildiğimize inanıyorsak, gerçekten okuduğumuzda o kadar yeni, beklenmedik, benzersiz bulduğumuz kitaplardır.

10. Eski çağların tılsımları gibi, evlerin eş değeri biçimini alan bir kitaba klasik denir.

11. “Senin” klasiğin, kayıtsız kalamayacağın ve onunla bağlantılı olarak, hatta onunla karşıtlık içinde kendini tanımalarını sağlayan yapıttır.

12. Bir klasik, öteki klasiklerden önce gelen bir kitaptır; ama önce ötekileri, sonra da bu kitabı okuyan kişi, hemen onun soykütüğü içindeki yerini fark eder.

13. Güncelliği arka plandaki gürültü konumuna atma eğilimi gösteren, ama aynı zamanda bu arka plandaki gürültü olmadan yapamayan şey, klasiktir.

14. En uyumsuz güncelliğin egemen olduğu yerde bile, arka plandaki gürültü gibi varlığını sürdüren şey, klasiktir.

Acaba tüm bu maddeler, yazının başlığındaki soruyu cevaplamış oluyor mu? Büyük bir oranda ve ciddiyetle, evet. Ama şunu unutmadan: Kitapların ‘hayat kurtarması’ bahsi, insanın o kitapla ne yaptığına, o kitaptan ne kadar etkilendiğine ve hayatında o kitabı nasıl bir yol arkadaşı ettiğine bağlı. Yoksa hiçbir kitap, hayat kurtarmaz. Okunur ve yerine konur. Kimi kitaplar da doğrudan kalbe hücum eder ve orada, okuyanıyla beraber bir ömre uzanır.