Picture of Orhan Gazi Gökçe
Orhan Gazi Gökçe

Korkulu Cesaret

A+ A-

Danimarkalı yazar Svend Brinkman düşünmekten gayrı bir amaç olmaksızın düşünme kabiliyetine sahip tek varlık olarak tanımladığı insanın cesareti ve korkaklığı üzerine şu çarpıcı cümlelere yer veriyor zihin açıcı kitabı “Düşün/Düşünceli Bir Hayatın Savunusu’nda.

“Cesur insan, korkaklıkla pervasızlık arasında dengeyi bulan kişidir. Cesur olmak, umursamaz veya kaygı ve endişeden tamamen azade olmak demek değil korksak bile doğru olanı yapmaya cüret etmektir. Korkak, hiçbir şey yapmaya cesaret edemez; pervasız ise her tür düşüncesizce eyleme balıklama dalar. Bunlar eşit derecede yanlıştır.”

Brinkmann’ın dile getirdiği üzere cesaret çoğu zaman yanlış anlaşılır. Günlük dilde cesur olmak, korkusuz olmakla hatta bazen pervasızlıkla eş tutulur. Gözü kara olmak, gözünü karartmak, sonuçlarını düşünmeden mevzulara atılmak ya da olur olmadık yerde yüksek sesle konuşabilmek cesaret sanılır. Bu anlayış esasında cesaretin içini boşaltan onu ucuz bir kahramanlık gösterisine indirgeyen yüzeysel bir yaklaşımdır. Gerçek cesaret, gürültüden değil vakur sessizlikten, gösterişten değil içselleşmiş mesuliyet duygusundan doğar. Cesaret, korkunun yokluğu değil korkudan dizlerin titremesine rağmen doğru olanı yapabilme iradesidir.

İnsanın korkması doğaldır. Korku, zayıflık değil insan olmanın en temel göstergelerinden biridir. Tehlike karşısında geri çekilme refleksi, bilinmeze karşı tedirginlik, kaybetme ihtimaliyle duyulan kaygı insanı ayakta tutan uyarı sistemidir.

Cesareti bu insani zeminden kopardığımızda geriye sadece düşüncesizce atılan adımlar kalır. Bu nedenle cesaret, korkuyu yok saymak değil onunla birlikte yürüyebilmektir. Aristoteles’in erdem anlayışında cesaret, korkaklık ile pervasızlık arasında kurulan bir dengedir. Korkak insan hiçbir şey yapmaya cesaret edemez, pervasız insan ise her şeyi düşüncesizce yapar. Korkak atamadığı adımların, pervasız ise tedbir ve temkinsizliğin pişmanlığını yaşar. Erdem, bu iki uç arasında bilinçli bir tercihle durabilmektir. Cesur insan korkar, tereddüt eder, zorlanır fakat doğru olduğuna inandığına odaklanır ve adımını o istikamette atar.

Brinkmann, çağımızın “sürekli pozitif ol, korkularını bastır, kendini aş” söylemlerine karşı çıkan bir düşünürdür. Ona göre insanın güçlü olması, duygularını bastırmasıyla değil onları tanıması ve yönetmesiyle mümkündür. Cesaret de tam olarak burada ortaya çıkar. İnsan ancak korkularının üzerine giderek değerlenir ve yücelir. Brinkmann’ın işaret ettiği gibi ahlaki duruş çoğu zaman rahatlık değil rahatsızlık üretir. Doğru olan, çoğu zaman kolay olan değildir. Kolay olanı seçmemek insanın derecesini artırır.

Ucuz kahramanlık tam da bu noktada devreye girer. Sonucunu düşünmeden atılan adımlar, alkış toplamak için yapılan çıkışlar, riskin bedelini başkalarına ödeten cesur pozlar aslında cesaret değil sorumsuzluktur. Gerçek cesaret, bedel ödemeyi göze almayı gerektirir. Yanlış anlaşılma ihtimali, dışlanma korkusu, yalnız kalma riski bu bedele dahildir. Cesaret, bunların farkında olarak yine de hakikatin yanında durma dirayetidir.

Cesur olmak her zaman büyük sahnelerde, büyük karar anlarındaki tavır değildir. Bazen susmamak cesarettir bazen de susmak. Bazen çoğunluğa karşı durmak bazen de kalabalığın içinde savrulmamak. Bir haksızlığa itiraz etmek, yanlış bir söz karşısında geri adım atmamak, çıkarın değil ilkenin yanında durmak her birimizin günlük hayatta karşılaştığımız seçimlerdir. Bunların her biri cesarete imkân veren gündelik ve sessiz seçim anlarıdır.

İnsan, kaybedecekleri olan bir varlıktır. İşini, itibarını, konforunu, ilişkilerini kaybetme ihtimali tabii olarak korku üretir. Cesaret tam da bu noktada anlam kazanır.

Modern insanın üzerindeki sürekli iyi hissetme baskısı cesaretli adımlar atmaya engel teşkil eder. Doğru olanı yapmak çoğunlukla zahmete girmek, göze batmak, eleştirilerin hedefi olmak ve dolayısıyla konfor alanından çıkma zorunluğu doğurur. Hatta gerçek cesaret insanı yalnızlaştırır, yorar, incitir. İyi hissetmeme pahasına baldıran zehrini içmeye razı olmak cesur yüreklerin işidir kuşkusuz. Kısa vadeli iyi oluş hâline değil uzun vadeli anlam ve bütünlüğe sadık kalmak cesurların kârıdır. Cesaret; bağırmaz, tırmalamaz, yıkıcı davranmaz. Yeniden kurmak için niyet eder, sa’y eder ve bunda sebat eder. Korkuyla kurulan bilinçli bir ittifak olan cesaret şüphe yok ki insanın kendisiyle yaptığı en zor anlaşmadır. Belki de bu yüzden cesaret, her çağda taklidine yeltenilen, nadir ve fakat hakikatte her çağda insana izzet ka