Kosova-Sırbistan Sorunu Üzerine 2: 90’lı Yıllarda Kosova’nın Barışçıl Siyasi Mücadelesi
- Tarih:
1989 yılında özerkliğin ilga edilmesiyle birlikte Kosova halkı ve özellikle aydın kesimi yeni çözüm arayışları için kolları sıvamıştır ve Yugoslavya Federasyonu bünyesinde anayasal statünün yeniden tanımlanması amacıyla siyasî ve hukuki mücadele başlamıştır.
Yeniden bir Kosova Anayasası
2 Temmuz 1990 tarihinde Kosova Meclisi delegeleri tarafından kabul edilen Anayasal Bildiri ile Kosova’nın Yugoslavya Federasyonu içinde bağımsız ve eşit bir birim olduğu ilan edildi. Akabinde, 7 Eylül 1990’da Kaçanik’te Kosova Cumhuriyeti Anayasası kabul edildi. Bu surette Kosova’nın statüsü, tek taraflı bir kararla da olsa, özerk bölge düzeyinden cumhuriyet statüsüne yükseltildi.
Kosova Cumhuriyeti Anayasası, Kosova’yı demokratik bir cumhuriyet olarak tanımlıyordu. Anayasa, başta Arnavutlar olmak üzere Kosova’da yaşayan Sırplar, Müslümanlar, Karadağlılar, Hırvatlar, Türkler, Romanlar ve diğer toplulukların bu cumhuriyetin ortak unsurları olduğunu vurguluyordu.[1] Belirtmek gerekir ki buradaki “Müslümanlar” ifadesi dinî bir aidiyeti değil, dönemin Yugoslav terminolojisinde Kosova’da yaşayan Boşnak topluluğunu ifade ediyordu.
Anayasanın kabulünden sonra Kosova’daki siyasi ve toplumsal hayat, Sırbistan yönetiminin giderek artan baskısı altında devam etti. Özellikle Arnavut nüfusa yönelik sistematik dışlama politikaları yaygınlaştı. Eğitim, sağlık, ekonomi, kültür ve bilgilendirme alanındaki kurumlar ciddi ölçüde zayıflatıldı. Bu sırada Yugoslavya Federasyonu’nun dağılması da hız kazandı. Federal yapıyı oluşturan bazı birimler, bağımsızlık ilanları ve referandumlar yoluyla egemenliklerini ilan etmeye başlamıştı.[2]
1991 Bağımsızlık Referandumu ve Seçimler
Yukarıda bahsi geçen gelişmeler üzerine Kosova Meclisi, Kosova’nın egemen ve bağımsız bir devlet olarak statüsünün halk iradesiyle teyit edilmesi amacıyla referanduma gidilmesini kararlaştırdı. 26-30 Eylül 1991 tarihlerinde yapılan ve Kosovalı Sırpların boykot ettiği referandumda seçmenlerin ezici çoğunluğu bağımsızlık yönünde oy kullandı. Bu doğrultuda Kosova, Yugoslavya’nın çözülmeye başladığı bir dönemde kendi siyasi statülerini demokratik yollarla belirleme iradesini açıkça ortaya koydu.
Referandumun ardından Kosova Meclisi, 19 Ekim 1991’de Kosova Cumhuriyeti’nin egemen ve bağımsız bir devlet olduğunu ilan etmiştir. Bu kararla Kosova ile eski Yugoslavya arasındaki anayasal ve siyasi bağın sona erdiği açıklığa kavuştu. Aynı zamanda Kosova’nın izlediği yol, Yugoslavya’dan ayrılan diğer federe cumhuriyetlerin bağımsızlık yönündeki adımlarıyla da paralellik gösteriyordu.[3]
Ardından yapılan seçimlerde Ibrahim Rugova liderliğindeki LDK partisi büyük bir başarı elde etti ve Rugova, Kosova Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçildi. Parlamento seçimlerine katılım yüzde 89,32’ye ulaştı. LDK oyların yüzde 76,44’ünü alarak 96 milletvekilliği kazandı. Sırp ve Karadağlılara ayrılan 14 sandalye ise seçimlerin boykot edilmesi nedeniyle boş kaldı. Seçimlerde Türk topluluğu da temsil edildi. Türkler, LDK listesinden iki milletvekilliği kazandı. Nüfus oranına göre kendilerine ayrıca bir sandalye ayrılmıştı. Ancak Türk temsilciler mevcut temsili yeterli görerek bu sandalyeyi talep etmedi.[4] Seçimler sırasında Sırp polisinin müdahaleleri damga vurdu. İki sandık merkezinde seçim malzemelerinin bir kısmına el konuldu. Buna rağmen seçimler tamamlandı ve ABD ile çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen gözlemciler tarafından takip edilmiştir.[5]
2 Temmuz Anayasal Bildirisi ile 7 Eylül Kosova Anayasası’na dayanılarak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılması, Kosova halkı açısından mühim, meşru ve yasal bir adım olarak kayda geçmiştir. Bu iki belge aynı zamanda Kosova’nın bağımsız bir devlet olarak teşekkül etmesi ve uluslararası hukukun bir süjesi olarak tanınması yönündeki çabaların da temelini oluşturdu.
Kosova’daki Arnavut çoğunluk tarafından büyük bir başarı olarak karşılanan bu gelişmeler, Sırbistan’ın sert tedbirleriyle karşılık buldu. Kosova’ya yaklaşık 15.000 polis sevk edildi. Anayasa’yı kabul eden delegeler ise ciddi baskı ve takibata maruz kaldı. Birçoğu Kosova’dan ayrılarak Avrupa’nın muhtelif ülkelerine sığınmak zorunda kaldı. Buna rağmen delegeler faaliyetlerini sürdürdü. Sürgündeki Kosova Cumhuriyeti Hükümeti ile birlikte zaman zaman bir araya gelerek Meclis toplantıları yaptılar. Yetkileri çerçevesindeki konuları görüştüler ve Anayasa’nın uygulanmasına ilişkin kararlar aldılar.[6]
Uluslararası toplum ise bu adımları tanımadı. 1991 yılında yalnızca Arnavutluk farklı bir tutum benimsedi ve Kosova Meclisinin kararını resmen tanıdı. Arnavutluk Meclisinin bu kararı, Kosova’nın bağımsızlığına yönelik ilk resmî tanıma olarak tarihe geçti.[7]
Yeni bir Siyasal Yöntem: Barışçıl Direniş
Kosova’nın yeni lideri olan Ibrahim Rugova’nın ve kendisine yakın siyasi kadroların düşüncesinin merkezinde Sırp rejimine karşı barışçıl direniş yer almaktaydı. Bu tercihin arkasında iki temel gerekçe vardı. Öncelikle Kosova meselesi uluslararası alanda yeterince bilinmiyordu. Bu nedenle dünya kamuoyunun bilgilendirilmesi ve konuya daha fazla dikkat çekilmesi gerekiyordu. Diğer husus ise güç dengesiydi. Sırbistan, Yugoslavya’nın askerî imkânlarını büyük ölçüde kontrol ediyordu. Böyle bir iklimde silahlı mücadeleye teveccüh etmenin ağır kayıplara yol açabileceği ve Arnavut nüfusun Kosova’dan zorla sürülmesi riskini artırabileceği endişesi yatmaktaydı.
Bu nedenle Rugova’nın siyaseti şiddetten uzak durmayı, siyasi hedeflere diyalog yoluyla varmayı ve Kosova’nın demokratikleşmesini savunmayı esas aldı. Bu strateji, Avrupa’da ve ABD’de Kosovalı Arnavutlara yönelik desteğin artmasına ve siyasi taleplerinin daha fazla meşruiyet kazanmasına katkı sağladı.
Dönemin entelektüel çevrelerinde de Kosova meselesinin uluslararası gündeme taşınmasının barışçıl bir siyaset gütmekle mümkün olabileceği görüşü hâkimdi. Uluslararası siyaset ve diplomasi çevrelerinde destek sağlayacak ilişkiler kurmak da bu yaklaşımın önemli bir parçası olarak görülüyordu.
Kosova’nın iç sorunları zaviyesinden bakıldığında Rugova döneminde teşekkül eden alternatif kurumsal sistemin en başarılı alanlarından biri, Kosova’da eğitimin her kademesinde bağımsız bir yapının kurulması ve bunun devam ettirilmesiydi. Bu eğitim sistemi, bir taraftan o dönemde kurulan Sırbistan rejimine paralel kurumların bir ürünü olmakla birlikte, diğer taraftan onların devamlılığını sağlayan temel unsurlardan biri haline gerdi. İkisi büyük ölçüde birbirini besliyordu.
Kosova’da Arnavutça eğitimin geçmişi oldukça yeniydi ve İkinci Dünya Savaşı yıllarına uzanıyordu. Buna rağmen Yugoslavya döneminde Arnavutların elde ettiği başlıca kazanımlardan biri olarak görülüyordu. Haliyle eğitim, zamanla millî şuurun bir sembolüne, kültürel ve siyasi varlığın sürdürülmesinin de ciddi araçlarından birine dönüştü.
Milošević rejimi, Kosova genelinde Arnavutça eğitim veren liseleri ve Priştine Üniversitesi’ni kapattı. Arnavutça eğitim ise gayriresmî biçimde vatandaşların evlerinde devam ettirildi. Özel konutlar sınıflara dönüştürülüyor, öğretmenler bu evlere giderek ders veriyordu. Kosovalı Arnavut toplumunun genel olarak genç bir nüfusa sahip olması ve ilkokuldan üniversiteye kadar eğitimin toplumun geniş bir kesimini kapsaması, bu alanın ehemmiyetini artırıyordu. Eğitim üzerinde denetim sağlanması, LDK’ya ve kurulan alternatif kurumlara sağlam bir güç ve hareket alanı kazandırdı.[8] O şartlarda eğitim ve öğretimin kalitesi öncelikli mesele değildi. Asıl mesele, ana dilde eğitimin tamamen kesintiye uğramamış olmasıydı.
Barışçıl Siyasetin Etkileri
Tarihçi Noel Malcolm’a göre Rugova’nın 1990’dan itibaren LDK çatısı altında yürüttüğü siyaset üç temel hedefe dayanıyordu. Birincisi, şiddete dayalı bir ayaklanmanın önüne geçmekti. İkincisi, Kosova meselesini uluslararası gündeme taşımak ve diplomatik arabuluculuktan farklı müdahale biçimlerine kadar dış desteği harekete geçirmekti. Üçüncüsü ise Sırp yönetiminin meşruiyetini reddetmek, seçimleri ve resmî kayıt işlemlerini boykot etmek ve Kosova Cumhuriyeti’ne ait kurumsal bir yapının temelini oluşturmaktı.[9]
Malcolm’a göre ilk amaç belirli oranda gerçekleşti. Rugova, ikinci amaç doğrultusunda yabancı başkentlerde yoğun diplomatik temaslar yürüttü. Kosova meselesi de Birleşmiş Milletler ve Avrupa Parlamentosu gibi uluslararası platformlar nezdinde gündeme taşınabilme başarısına erişti. Malcolm, ikinci ve üçüncü unsurların birlikte Sırbistan’ın “Kosova kendi iç meselesidir” yaklaşımına meydan okuduğunu vurgular. Böylelikle ayrı bir cumhuriyete ait kurumların oluşturulmasıyla Kosovalı Arnavutlar, Kosova’nın Sırbistan’ın bir parçası olmadığı kabulünden hareket etmiştir.[10]
Genel olarak Rugova, farklı siyasi ve kültürel unsurları kendi söylemi içinde bir araya getirmeyi başardı. Bunu yaparken ölçülü ve mutedil bir dil benimsemiştir. Mamafih söylemi, siyasi faaliyetleri boyunca muhafaza ettiği millî vurgular da taşıyordu. Rugova’nın ayırt edici temel özelliği, zaten mevcut olan millî fikirleri sahiplenmesi, ancak bunları şiddetten ve militan bir dilden uzak biçimde savunmasıydı.[11]
Rugova’nın izlediği barışçıl siyaset, onun uluslararası çevrelerde “Balkanların Gandhi’si” olarak anılmasına vesile olmuştur.
Bunlara rağmen, bu siyasi tercih beklenen sonucu vermiyordu. Milošević rejiminin giderek artan baskı ve şiddeti, silahlı bir çatışmanın yaklaştığına dair işaretleri de çoğaltıyordu. Yine de barışçıl siyasetin savaşı önleyememiş olması, bütünüyle başarısız olduğu anlamına gelmemektedir. Araştırmalar, Milošević rejimine karşı yürütülen şiddet dışı mücadelenin savaşı engelleyemese de şiddetin sınırlandırılmasında tarihsel bakımdan kayda değer bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.[12]
1998 yılına gelindiğinde, artık geri dönüşü olmayan gelişmelerin yaşanacağı bir sürece girilmişti.
[1] 1990 Kosova Anayasası, m. 1.
[2] Arsim Bajrami, Sistemi Kushtetues i Republikës së Kosovës, Shtëpia Botuese Artini, Prishtinë 2012, s. 60-61.
[3] Bajrami, a.g.e., s. 60-61.
[4] Jusuf Bajraktari, “Programet e partive politike dhe pjesëmarrja e tyre në zgjedhjet e vitit 1992”, Institucionalizimi i Republikës së Kosovës në zgjedhjet parlamentare dhe presidenciale të vitit 1992, Akademia e Shkencave dhe e Arteve e Kosovës, Prishtinë 2022, s. 12-13.
[5] Haqif Mulliqi, “Përpjekjet për organizimin dhe funksionalizimin e Parlamentit të Kosovës të vitit 1992”, Institucionalizimi i Republikës së Kosovës në zgjedhjet parlamentare dhe presidenciale të vitit 1992, Akademia e Shkencave dhe e Arteve e Kosovës, Prishtinë 2022, s. 216-217.
[6] Ismet Salihu, “Përvoja e hartimit dhe miratimit të Kushtetutës së Republikës së Kosovës më 7 shtator 1990”, Zhvillimi i konstitucionalizmit shqiptar 1912-2024, Akademia e Shkencave dhe e Arteve e Kosovës dhe Akademia e Shkencave e Shqipërisë, Prishtinë 2024, s. 19.
[7] Frashër Demaj, “Roli i politikës paqësore në dimensionet e ndërkombëtarizimit të çështjes së Kosovës 1990-1997”, 25-vjetori i ndërhyrjes së NATO-s dhe çlirimit të Kosovës: një çerekshekull shtetndërtim, arritje dhe sfida – qasje multidisiplinare, Akademia e Shkencave dhe e Arteve e Kosovës dhe Akademia e Shkencave e Shqipërisë, Prishtinë 2024, s. 169.
[8] Jakup Azemi, The Significance of the Policy of Nonviolence of Ibrahim Rugova in Kosovo: 1989-1998, yayımlanmamış doktora tezi, University College London, 2022, s. 108.
[9] Noel Malcolm, Kosova: Një histori e shkurtër, (çev.) Abdullah Karjagdiu. Botimet Koha, Prishtinë 2011, s. 434.
[10] Malcolm, a.g.e., s. 435.
[11] Azemi, a.g.e., s. 73.
[12] Bkz. Aleksandar Marsavelski, Furtuna Sheremeti ve John Braithwaite, “Did Nonviolent Resistance Fail in Kosovo?”, British Journal of Criminology, C. 58, S. 1, 2018, ss. 218-236.



