Picture of Ditar Kabashi
Ditar Kabashi

Kosova-Sırbistan Sorunu Üzerine 4: Kosova’nın Nihai Statü Arayışı

A+ A-

Sırp askerî ve polis güçleri ile Sırbistan’a bağlı idari yapıların Kosova’dan çekilmesinin ardından ülkede yeni bir yönetim düzeni kurulmuştur. 1244 sayılı Güvenlik Konseyi Kararı uyarınca sivil idare UNMIK’e, güvenlik ise KFOR’a bırakılmıştır. UNMIK’in kabul ettiği hukuki düzenlemeler, zamanla geçici öz yönetim kurumlarının teşekkülüne zemin hazırlamıştır.

Kosova’da Geçici Öz Yönetim Düzeni

Geçici Öz Yönetim için Anayasal Çerçeve’nin kabulü[1], Kosova’da yasama, yürütme ve yargı kurumlarının tesis edilmesinde yeni bir safhayı başlatmıştır. Belge, nihai statü meselesi çözüme kavuşuncaya veya yeni bir uluslararası düzenleme kabul edilinceye kadar yürürlükte kalacak geçici bir anayasal düzen öngörmekteydi.

Anayasal Çerçeve, parlamenter hükümet sistemini esas almakla birlikte kuvvetler arasında tam anlamıyla bir denge ve denetim mekanizması kurmamıştır. Nitekim geniş yetkiler BM Genel Sekreteri Özel Temsilcisinin uhdesinde kalmış ve siyasi sistem büyük ölçüde bu makamın sahip olduğu yetkiler etrafında şekillenmiştir.

Geçici Öz Yönetim için Anayasal Çerçeve’nin hazırlanma usulü, klasik anayasa yapım yöntemlerinden farklıydı. Belge ne demokratik meşruiyete dayanan bir anayasa yapım faaliyeti sonucunda ne de anayasal bir konvansiyon veya halkoylaması yoluyla kabul edilmiştir. Esas itibarıyla uluslararası bir temele dayanmış, Kosova’daki başlıca siyasi partileri temsil eden uzmanların katkısı ise daha sınırlı kalmıştır. Buna rağmen Anayasal Çerçeve, yaklaşık yedi yıl boyunca fiilen anayasa işlevi görmüştür.

Statükonun Sarsılması

17 Mart 2004’te Kosova’nın Mitroviça şehrinde başlayan yoğun protestolar, kısa sürede ülkenin farklı bölgelerine yayıldı. Olayların fitilini, üç Kosovalı Arnavut çocuğun İbër Nehri’nde hayatını kaybetmesine ilişkin iddialar ateşledi. Üç gün süren hadiseler ciddi bir güvenlik ve insan hakları krizine dönüştü. Can kayıpları meydana geldi, çok sayıda kişi yerinden edildi, konutlar ile Sırp Ortodoks Kilisesi’ne ait bazı kilise ve manastırlar tahrip edildi.

Mart olaylarının ulaştığı boyut, süregelen çatışma ve istikrarsızlık ortamında taraflardan herhangi birinin kendi siyasi hedeflerini tek taraflı biçimde gerçekleştirebileceği yönündeki beklentilerin de büyük ölçüde sona erdiğini göstermiştir. Zira UNMIK, mevcut statükoyu muhafaza etmekte ve Kosova için belirlenen standartları hayata geçirmekte yetersiz kalmıştır. Bu tablo, 1244 sayılı Karar’dan doğan Kosova’nın idaresi, ekonomik kalkınmanın desteklenmesi ve geçici kurumların etkin yönetime hazırlanması gibi sorumlulukların gereği gibi yerine getirilememesiyle de bağlantılıydı. Kosovalı Arnavutlar da Sırbistan ile Kosovalı Sırpların Kosova’daki engelleyici etkisini bertaraf etme hedeflerine ulaşamamıştır. Diğer taraftan Sırbistan ve Kosovalı Sırplar, Mart olaylarından propaganda bakımından belirli ölçüde yararlanmış olsalar da, 1999’daki yenilginin ardından eski siyasi hedeflerini yeniden hayata geçirememiş ve Kosova’nın geleceğine ilişkin kendi politikalarını kabul ettirmeyi başaramamışlardır.[2]

Mart olaylarının ardından ortaya çıkan istikrarsızlık ve gerginlikler üzerine BM Genel Sekreteri, Kosova’daki Birleşmiş Milletler operasyonunun kapsamlı biçimde değerlendirilmesini kararlaştırmıştır. Bu inceleme görevi, Norveç’in NATO nezdindeki Daimî Temsilcisi Büyükelçi Kai Eide’ye verilmiştir.

Raporda, nihai statü görüşmelerinin başlamasının standartlar politikasından vazgeçilmesi anlamına gelmediği vurgulanmıştır. Aksine, belirlenen standartların aynı kararlılıkla uygulanmaya devam edilmesi ve uluslararası toplumun da bu çabalara desteğini sürdürmesi gerektiği ifade edilmiştir.[3] Eide, Kosova’nın farklı alanlarda farklı düzeylerde ilerleme kaydedildiğini belirtmiş, buna rağmen nihai statü sürecinin daha fazla ertelenmesinin öngörülen standartların gerçekleştirilmesine ilave katkı sağlamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle raporda, Kosova’nın gelecekteki statüsünün belirlenmesine yönelik siyasi sürecin başlatılması için gerekli zamanın geldiği ifade edilmiştir.[4]

Kai Eide Raporu’nun ardından, Kosova’nın nihai statüsünün belirlenmesinde belirleyici bir rol üstlenen Temas Grubu da devreye girmiştir. Rapordaki tespitleri esas alan Grup, Kosova’nın standartların uygulanmasında ulaştığı seviyeyi dikkate alarak bir dizi ilke belirlemiştir. Bu ilkeler, statü müzakerelerinin temel esaslarını ortaya koymanın yanı sıra gelecekte varılacak çözümün istikrarını güvence altına almayı da amaçlamıştır.

Temas Grubu ilkeleri, üyeler arasındaki farklı görüşlerin uzlaştırılmasıyla şekillenmiştir. İlkelerde demokratik esaslara dayalı bir çözüm, Kosova’nın çok etnili yapısının korunması, yerinden yönetimin güçlendirilmesi, Avrupa perspektifinin gözetilmesi ve uluslararası sivil ve askerî varlığın bir müddet daha sürdürülmesi öne çıkan hedefler arasında yer almıştır. Buna karşılık Kosova’nın bölünmesi ya da başka bir devletle birleşmesi ihtimalleri açık biçimde reddedilmiş, nihai sonuca müzakereler yoluyla ulaşılması gerektiği vurgulanmıştır.[5]

Böylece nihai statünün, bağımsızlığa ya da Weller’in ifadesiyle Kosova için “kamufle edilmiş bir bağımsızlık” formuna doğru evrilmesi giderek kaçınılmaz görünüyordu. Belgrad’ın böyle bir sonucu kabul etmesi ise oldukça güçtü. Bu nedenle daha başından itibaren, varılacak çözümün önüne tamamen geçilemeyeceği, ancak o noktaya ulaşmanın zaman alacağı yönünde güçlü bir kanaat vardı.[6] Dolayısıyla, uzlaşmaya kapı aralayacak, ancak Sırbistan’ın rızası bulunmasa dahi nihai bir çözüme ulaşmayı sağlayacak bir yolun benimsenmesi gerekiyordu.

Viyana Görüşmelerinden Ahtisaari Planı’na

Kosova’nın nihai statüsüne ilişkin görüşmeler Şubat 2006’da Viyana’da başlamıştır. İlk turlarda tarafların doğrudan sonuca kilitlenmesini önlemek ve esas müzakereler için uygun bir zemin oluşturmak amacıyla daha çok “teknik meseleler” ele alınmıştır. Kültürel ve dinî mirasın korunması, Kosova’nın Sırbistan’ın borçlarındaki payı gibi mali konular ile Sırp azınlık için yeni belediyelerin kurulmasını öngören yerinden yönetim başlıkları bunlar arasındaydı.

Ne var ki, teknik meselelerde dahi somut bir uzlaşı sağlanamamıştır. Taraflar temel başlıklardaki tutumlarını büyük ölçüde korumuş, taviz verilmesi yönünde de kayda değer bir mesafe alınamamıştır.

Kosova’nın nihai statüsüne ilişkin görüşmelerin baş müzakerecisi Martti Ahtisaari, bu çıkmazın ardından kapsamlı bir çözüm planı hazırlamıştır.

Ahtisaari Planı, kısa bir çerçeve metin ile on iki ekten oluşmaktadır. Metin, Kosova’nın gelecekteki anayasal düzeninin yanı sıra topluluk hakları, yerinden yönetim ve diğer birçok alana ilişkin ayrıntılı hükümler ihtiva etmiştir. Geçiş safhasının ardından uluslararası sivil ve askerî varlığın bir müddet daha devam etmesi de öngörülmüştür.

Buna mukabil Plan, Kosova’nın nihai statüsünü açık biçimde tanımlamamıştır. Denetimli bağımsızlık yönündeki ayrı bir tavsiye ile birlikte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunulmuş olmasına rağmen,[7] ne ana metinde ne de eklerde bağımsızlığa sarih bir atıf yapılmıştır.

Mamafih, 1244 sayılı Güvenlik Konseyi Kararı’ndan farklı olarak Ahtisaari Planı’nda artık Yugoslavya’nın, günümüzde ise Sırbistan’ın, toprak bütünlüğünün korunmasına yahut Kosova için özerklik veya öz yönetim tesis edilmesine ilişkin bir hüküm yer almamıştır. Bunun yerine Plan, Kosova’nın devlet olarak teşekkülü ve diğer devletler tarafından tanınabilmesi için gerekli hukuki ve kurumsal unsurlara yer vermiştir.[8] Keza Sırbistan’ın Kosova’nın gelecekteki statüsüne karşı yürüttüğü yoğun uluslararası lobi faaliyetlerine rağmen, nihai statünün hangi istikamette şekilleneceği giderek daha belirgin hâle gelmiştir. Ahtisaari Planı, çoğunluk olmayan topluluklar ve bilhassa Sırp topluluğu için geniş güvenceler öngörmekle birlikte, Sırbistan idaresinin Kosova’ya geri dönüşünün artık mümkün olmayacağını gösteren en açık emarelerden biri olmuştur.


[1] Constitutional Framework for Provisional Self-Government in Kosovo, United Nations Interim Administration Mission in Kosovo (UNMIK), Regulation No. 2001/9, 15 May 2001. https://www.refworld.org/legal/decreees/natauth/2001/149825 (E.T. 24.09.2026).

[2] Milazim Krasniqi, Ankthi i vjetër në shekullin e ri, Zëri Ynë, Prishtinë 2011, s. 140.

[3] Kai Eide, A Comprehensive Review of the Situation in Kosovo, UN Doc. S/2005/635, 7 October 2005, Summary, par. 2-3; ayrıca bkz. par. 73-74.

[4] Aynı yerde, par. 62-64.

[5] Stefan Lehne, “Resolving Kosovo’s Status”, Österreichisches Institut für Internationale Politik (oiip), Vienna, 2009, s. 3. https://www.ssoar.info/ssoar/bitstream/handle/document/58272/ssoar-2009-lehne-Resolving_Kosovos_Status.pdf?isAllowed=y&lnkname=ssoar-2009-lehne-Resolving_Kosovos_Status.pdf&sequence=1& (15.06.2026).

[6] Marc Weller, Shtetësia e kontestuar, (çev.) Flaka Surroi, Botimet Koha, Prishtinë 2011, s. 314.

[7] Bkz. Report of the Special Envoy of the Secretary-General on Kosovo’s Future Status, Martti Ahtisaari, UN Doc. S/2007/168, 26 Mart 2007. https://www.securitycouncilreport.org/atf/cf/%7B65BFCF9B-6D27-4E9C-8CD3-CF6E4FF96FF9%7D/Kosovo%20S2007%20168.pdf (22.06.2026).

[8] Weller, a.g.e., s. 347.