Picture of Emrullah Öztürk
Emrullah Öztürk

Krizden Yenilenmeye AK Parti’nin Çıkışı

A+ A-

“2002 Seçimleri, Abdullah Gül Hükümeti ve Yenilenen Siirt Seçimi Ya da Türkiye’de Demokratik Dönüşümün Eşiğinde Bir Siyaset Denklemi”

2000’li yılların başında Türkiye, tarihinin en derin ekonomik krizlerinden birini yaşıyordu. 2001 krizi, yalnızca bir ekonomik çöküntü değil, aynı zamanda siyasal temsilin de iflasıydı. Koalisyon hükümetlerinin yıpranması, yolsuzluk iddiaları ve kurumsal tıkanmalar, toplumun büyük kesiminde “yenilenme arzusu” doğurmuştu. Bu atmosferde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), “değişim” ve “temiz siyaset” sloganlarını merkezine alarak, hem İslamcı geleneğin temsilcisi Refah çizgisinden hem de seküler merkez sağdan seçmen devşiren bir hareket haline geldi (Çarkoğlu, 2002).

3 Kasım 2002 seçimleri, bu anlamda Türkiye siyasal tarihinde bir kırılma noktasıdır. Halkın yüzde 34,3’ü AK Parti’ye oy verirken, siyasi yelpazenin büyük bölümü –ANAP, DSP, DYP, MHP gibi partiler– yüzde 10’luk seçim barajının altında kaldı. Bu durum, parlamentoda yalnızca iki partinin (AK Parti ve CHP) temsil edilmesine yol açarak, siyasal sistemi kökten değiştirdi. Milliyet gazetesi ertesi gün manşetinde “Kırmızı Kart” başlığını atmış, eski düzen partilerinin meclis dışı kalışını bu metaforla sembolleştirmişti (Milliyet, 4 Kasım 2002). Buna karşılık Yeni Şafak “Milletin Zaferi” manşetiyle halkın tercihini demokratik bir yeniden doğuş olarak selamlıyordu.

Bu karşıtlık, 2002 seçimlerinin iki farklı anlamını yansıtıyordu: bir yanda “sisteme tepki”, öte yanda “yeni bir toplumsal uzlaşma arayışı”. AK Parti’nin başarısı, sadece oy oranlarıyla değil, temsil ettiği yeni siyaset biçimiyle de dikkat çekti: dini referansları daha mutedil, ekonomi politikaları liberal, dış politikası Avrupa Birliği’ne (AB) yönelmiş bir çizgi.

Abdullah Gül Hükümeti: Geçici Meşruiyetin İnşası

Ancak seçim gecesinin hemen ardından ortaya çıkan durum, anayasal bir paradoksu da beraberinde getirdi. AK Parti’nin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 1997’de Siirt’te yaptığı bir konuşma nedeniyle mahkûm edilmiş ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla siyasetten men edilmişti. Bu nedenle milletvekili adayı olamamış ve seçimlere giremeyen Erdoğan, partisinin tek başına iktidara gelmesine rağmen Başbakan olamıyordu.

Bu noktada partinin kurucu kadrosundan Abdullah Gül, 18 Kasım 2002’de hükümeti kurma görevini üstlendi. Gül’ün Başbakanlığında kurulan 58. Hükümet, AK Parti’nin iktidar deneyiminin ilk sayfasıydı. Siyasi literatürde bu dönem genellikle “geçici başbakanlık” olarak tanımlanır. Gül’ün kendi ifadesiyle, “asıl liderin dönüşü için bir köprü” görevi görülmüştü (Sever, 2015).

Abdullah Gül’ün başbakanlığı hem dış dünyaya hem de iç kamuoyuna “ılımlı dönüşüm” mesajı vermek açısından belirleyiciydi. Gül hükümeti, göreve gelir gelmez AB uyum yasalarını önceliklendirdi, demokratikleşme paketlerini gündeme aldı ve IMF programına bağlı kalarak piyasalara güven verdi. Bu strateji, AK Parti’nin “İslamcı değil, muhafazakâr demokrat” bir çizgide konumlandığı yönündeki mesajı güçlendirdi (Heper & Toktaş, 2003).

Ancak bu dönemde asıl siyasi tartışma, Erdoğan’ın yasağının kaldırılıp kaldırılmayacağıydı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in vetolarına rağmen, AK Parti Meclis grubunda yasa değişikliğini yeniden gündeme aldı. 27 Aralık 2002’de Anayasa’da yapılan değişiklikle, “milletvekili seçilme engeli” tanımı daraltılarak Erdoğan’ın önü açıldı. Bu gelişme, siyasetin hukuk üzerindeki belirleyiciliği bağlamında uzun süre tartışıldı.

Cumhuriyet gazetesi, 28 Aralık 2002 tarihli sayısında “Yasa değişikliği kişiye özel” manşetini atarak bu adımı eleştirirken, Zaman gazetesi aynı gün “Demokrasinin önü açıldı” başlığını kullanmıştı. Bu iki başlık, Türkiye’de hukuk ile siyaset arasındaki sınırın nasıl farklı biçimlerde algılandığının da bir göstergesi olarak arşivlerdeki yerini aldı.

Erdoğan’ın siyasete dönüşü ve Siirt seçimleri siyasi tarih açısından önemli bir kırılma noktasıdır. 2002 Genel Seçimlerinde Siirt ilinde, sandıkların kurulmadığı veya kırıldığı gerekçesiyle seçimlerin iptal edilmesi, sonraki sürecin kilit adımı olacaktı. Yüksek Seçim Kurulu, 2 Aralık 2002’de Siirt seçimlerini iptal ederek yeniden yapılmasına karar verdi. Yenilenen seçimlerin tarihi 9 Mart 2003 olarak belirlendi.

Bu karar, teknik bir gerekçeye dayansa da siyasi anlamı çok daha büyüktü. Erdoğan, yasağı kaldırıldıktan sonra Siirt’ten aday gösterildi. Seçim sonuçları açıklandığında AK Parti, yüzde 84,8 oy oranıyla üç milletvekilliğini de kazandı. Böylece Erdoğan, Meclis’e girdi ve 15 Mart 2003’te Abdullah Gül’ün görevi devretmesiyle Başbakanlık koltuğuna oturdu.

Hürriyet gazetesi, 10 Mart 2003’te “Artık Resmen Başbakan” başlığını attı. Aynı gün Radikal gazetesi, “Bir yasak kalktı, bir dönem başladı” manşetiyle bu dönüşümün tarihsel ağırlığını vurguluyordu. Dönemin köşe yazarlarından Mehmet Ali Birand (Posta, 11 Mart 2003), “Bu sadece bir liderin dönüşü değil, siyaset dilinin de değişimidir” diyerek sürecin sembolik anlamına işaret etmişti.

Erdoğan’ın Meclis’e dönüşü, siyasetin kurumlar üzerindeki ağırlığını yeniden tartışmaya açtı. Hukukun sınırları ile siyasal meşruiyetin dinamikleri arasındaki gerilim, 2003 baharından itibaren Türk demokrasisinin karakterini belirleyen temel eksenlerden biri oldu. Bu yönüyle, Siirt seçimleri yalnızca yerel bir yenileme seçimi değil, Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin kurucu anıydı.

2002–2003 dönemi, AK Parti’nin iktidar deneyiminin hem “yenilenme” hem de “merkezileşme” potansiyelini içinde taşıyordu. Bir yandan AB reformları, Kürt meselesinde açılımcı söylem, sivil-asker ilişkilerinde yumuşama gibi reformcu adımlar öne çıkarken; öte yandan parti içi karar süreçlerinin giderek tek merkezde toplanması ve Erdoğan’ın karizmatik liderliğinin kurumsal yapının önüne geçmesi, hegemonik bir siyaset biçiminin habercisiydi (Öniş, 2006).

Bu dönemin akademik yorumları genellikle iki eksende toplanır:

               1.           Demokratik konsolidasyon: AK Parti’nin ilk yıllarında, sistemin merkezine entegre olmuş bir muhafazakâr demokrasi söylemi geliştirdiği ve bürokratik vesayeti kısmen zayıflattığı görüşü (Turan, 2004).

               2.           Hegemonik inşa süreci: Partinin toplumsal meşruiyeti kullanarak devlet kurumlarını dönüştürdüğü ve zamanla “parti-devlet” modeline yöneldiği eleştirisi (Keyman, 2010).

Erdoğan’ın Siirt’ten Meclis’e dönüşü, bu ikili okumanın başlangıç noktasıdır. Bir yanda demokratik temsiliyetin iadesi olarak görülmüş; diğer yanda, siyasal süreçlerin kişisel liderlik etrafında yeniden inşa edilmesinin ilk adımı olarak değerlendirilmiştir.

Cumhuriyet gazetesi, 11 Mart 2003 tarihli sayısında “Demokrasi kişiye göre mi?” sorusunu manşetine taşırken, Zaman aynı gün “Millet iradesi Meclis’te” başlığını atmıştı. Bu iki manşet, Türk demokrasisinin temel gerilimini –hukuk ve halk iradesi arasındaki salınımı– özetler niteliktedir.

Bu dönemin kurumsal etkilerine ve siyasetin yeni diline baktığımızda karşımıza önemli değişimler çıkar.

2002–2003 dönemi, Türk siyasal tarihinde yalnızca bir iktidar değişimi değil, bir siyaset dili dönüşümünü de beraberinde getirdi. AK Parti’nin yükselişi, 1980 sonrası neoliberal reformların toplumsal tabanla birleştiği bir döneme denk geldi. Erdoğan’ın retoriği, “millet” ve “vesayet” kavramları etrafında şekillendi; bu söylem hem merkez sağın hem de muhafazakâr kesimlerin ortak belleğine hitap ediyordu (Bora, 2008).

Abdullah Gül’ün Başbakanlık döneminde AB normlarına dayalı hukuk reformları vurgulanırken, Erdoğan’ın dönüşüyle birlikte siyaset giderek “millî irade” merkezli bir dile evrildi. Bu değişim, demokratik meşruiyetin kaynağını çoğunlukla özdeşleştirme eğiliminin başlangıcıydı.

Bu süreçte medya da önemli bir rol oynadı. Cumhuriyet gibi seküler basın organları, AK Parti’nin yükselişini “laik cumhuriyetin aşınması” olarak görürken; Yeni Şafak ve Zaman gibi gazeteler bu süreci “vesayetten özgürlüğe geçiş” biçiminde yorumluyordu. Her iki okuma da Türkiye’nin modernleşme serüvenindeki ikili yapıyı yansıtıyordu: bir yanda Batıcı-laik elitin endişesi, diğer yanda muhafazakâr halk kesimlerinin sisteme dahil olma talebi.

Sonuç olarak bir dönüm noktasının çifte yüzü diyebiliriz bu sürece.

2002–2003 arası dönem, Türkiye siyasetinde demokratik meşruiyetin genişlemesi ile siyasal gücün merkezileşmesi arasındaki diyalektik süreci temsil eder. Bir yandan ekonomik istikrar, AB reformları ve sivil siyasetin güçlenmesiyle “demokratik dönüşüm” yaşanmış; diğer yandan lider merkezli bir siyaset anlayışı giderek kurumsal yapıları belirlemeye başlamıştır.

Erdoğan’ın yasağının kaldırılması ve Siirt seçimleri, demokratik temsilin iadesi olarak meşru bir zeminde gerçekleşmiş olsa da, aynı zamanda Türkiye’de siyaset ile hukuk arasındaki sınırların esnetilmesinin de önünü açmıştır. Bu durum, sonraki yıllarda yaşanacak güç yoğunlaşması, medya kontrolü ve yargı siyasallaşması tartışmalarının ilk sinyallerini içerir.

Bugünden geriye bakıldığında, 2002 seçimleri ve 2003 Siirt süreci, Türkiye’nin demokratikleşme serüveninin hem umut hem de kırılma noktası olarak okunabilir. “Milletin Zaferi” manşetiyle açılan o dönem, kısa süre içinde “güç ve meşruiyet” arasındaki ince çizginin giderek silikleştiği yeni bir çağın kapısını aralamıştır.

Kaynakça:

 •             Bora, T. (2008). Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Muhafazakârlık. İstanbul: İletişim Yayınları.

 •             Çarkoğlu, A. (2002). The Rise of the New Right in Turkey. Turkish Studies, 3(2), 211–232.

 •             Heper, M., & Toktaş, Ş. (2003). Islam, Modernity, and Democracy in Contemporary Turkey. Government and Opposition, 38(2), 211–233.

 •             Keyman, E. F. (2010). Modernity, Secularism and Islam: The Case of Turkey. Theory, Culture & Society, 27(2–3), 215–232.

 •             Öniş, Z. (2006). Varieties and Crises of Neoliberal Globalization: Turkey’s Experience. Third World Quarterly, 27(2), 245–263.

 •             Sever, A. (2015). Abdullah Gül ile 12 Yıl: Yaşadım, Gördüm, Yazdım. İstanbul: Doğan Kitap.

•             Turan, İ. (2004). Transitional Politics in Turkey: The Case of the Justice and Development Party. Middle East Review of International Affairs, 8(1), 1–12.

 •             Cumhuriyet, “Demokrasiye Baraj,” 4 Kasım 2002.

 •             Milliyet, “Kırmızı Kart,” 4 Kasım 2002.

 •             Yeni Şafak, “Milletin Zaferi,” 4 Kasım 2002.

•             Radikal, “Bir Yasak Kalktı, Bir Dönem Başladı,” 10 Mart 2003.

•             Hürriyet, “Artık Resmen Başbakan,” 10 Mart 2003.