Picture of Muhammet İkbal Küçükkösen
Muhammet İkbal Küçükkösen

“Mükemmel Günler”

A+ A-

“TERCİHLER VE VAZGEÇİŞLER ”

İzlemem üzerine tavsiye almadan tamamen sosyal mecrada rastladığım bir filmdi “Perfect Days”. Hem nitelik hem nicelik açısından film kirliliğinin fazlaca olduğu bir dönemde, araştırmadan film izlemenin zaman kaybı olma ihtimalini de yüksek görürüm zira. Neden bu filmi izlemeye karar verdiğimi sorguladığımda, umumi tuvalet temizleyicisi bir adamın hikayesi olması ve filmin isminin “Mükemmel Günler” olmasının tezatlığı aslında iyi bir hikâye olabileceğini hissettirdi bana.

Genel itibariyle kötü yaşam koşullarını anlatan filmler acı, gayret ve hayata tutunma çabalarını konu edinir. Fakat bende filme dair merak uyandıran, isminin neden “Perfect Days” olduğuydu? Bu mükemmel günler acaba adamın hayata bakış açısı mı yoksa yine acı, hayata tutunma konularının finalinde ulaştığı küçük bir mutluluk tablosu muydu? Bu sorular ve merak içerisinde izlemeye başladım filmi.

Kuşluk vaktinde başladı film. Rızkın dağıtıldığı vakit. Adına birçok ayetin indiği bereketli vakit. Tüm kâinat için önemli olan bir vakit. Filmin kuşluk vaktinde başlaması daha ilk sahneden etkiledi beni. O vakitte uyanmayı ve tefekkür etmeyi alışkanlık haline getirdiğim bir dönem oldu, tüm hayatımı düzenlemek için bu alışkanlık en önemlisiydi. 

Sabahın o vaktinde kavak ağaçları ve rüzgârın sesi pozitif hissettirdi ilk andan. Tam da bu anda uyandı baş rolümüz Hirayama. Uyanır uyanmaz yatağını toplaması, çiçekleri sulaması, tıraş olması, bir kaset seçip moduna göre müzik dinlemesi; kendisine ne kadar saygılı birisi olduğunu gösteriyordu.

Hirayama, erken saatte işe koyulup şehirdeki umumi tuvaletleri temizlemeye başladı. Gece eğlencesini yeni tamamlamış alkoliklerin o çalışırken etrafı kirleterek tuvalete girmesi bir seyirci olarak beni geriyor, bir taraftan da bu meslek grubunun ne kadar önemli bir iş yaptığının sahnelenmesi mutlu ediyordu. Tüm bunlar olurken iş arkadaşı olan gencin “Takashi” söylenerek gelmesi, mazeretleri ve birde Hirayama’ya “zaten kirlenecek detaylı temizleme” demesi maalesef birçok toplumun içinde bulunduğu bozulmuşluk yapısıyla örtüşüyordu. Kolaycılık ve kimse görmez düşüncesi iş hayatında herkesin karşısına çıkan ve imtihan olduğu iki durum.

Hirayama tüm çalışma sahnelerinde seyirciyi iş ahlakı üzerine düşünmeye sevk ediyor. Sabahları işe hazırlanması, temizlik esnasında insanlar gelince saygısı, profesyonelliği ve prensipleriyle bir insanın çalışma hayatı üzerine kendisine saygısını ilmek ilmek işliyor.

Mükemmel Günler’i izledikçe Hirayama’nın sadece iş hayatında değil özel yaşantısında da muazzam disiplinini seyrediyoruz. Aslında izlediğimiz şey sadece disiplin değil. Hayattan zevk alacak bir bakış açısı geliştirmişti kendine. Akşamları kitap okuması, her gün bir kafeye uğrayarak oradaki kişilerle muhabbet etmesi, yolda bulduğu solmak üzere olan bir çiçeği evine götürerek ona bakması ve daha birçok yönüyle yalnız ama sosyal biri. Hirayama’nın bir saati ya da onu kaldıracak bir alarmı yok. Her sabah sokağı temizleyen bir işçinin süpürge sesiyle uyanıyor, çiçekleri suluyor, tıraşını oluyor ve kapıdan çıkarken gökyüzüne bakıyor.

Sahi ne büyük bir olay evden çıkıp gökyüzüne bakıp gülümsemek. Kaçımız çocuklumuzda baktığımız o gökyüzüne merakla bakıyoruz. Uçan güvercini izliyoruz ya da bulutları seyrediyoruz. Hava kapalı olmasa kafamızı kaldırıp gökyüzüne bir kere bile bakmıyoruz. Hirayama bunu her sabah kuşluk vaktinde yapıyor, öğle aralarında ormanı izliyor ve ağaçların fotoğrafını çekiyor, onları da arşiv yapıyor. Sanki kâinatı izliyor ve tefekkür ediyor.

Nostalji zevkleri de onun vazgeçilmezleri arasında. Her sabah evden çıkarken ruh haline göre eski kasetlerinden birini seçip, Tokya’daki Sumida Kulesi’ni her gördüğünde kasedi açması, topraklarına ve şehrinin sembollerine ne kadar sahip ve saygı içinde olduğunu da gösteriyor.

Bir taraftan çocuksu yönünü kaybetmemiş olması da onu bu kadar mutlu kılıyor olabilir. Temizlik yaparken bulduğu kâğıtta sos oyununu başlatmış birine karşılık vermesi ve her gün bir işaret koyarak görmediği bilmediği biriyle bu oyunu sürdürmesi, kendi kendine dans eden adamla muhabbeti ve çocuklarla iletişimi, onun çocuksu tarafını da gösteriyor.

Filmin son yarısında uzun zamandır görmediği yeğeni yanına gelir. Niko dayısını özlediği için onunla işe gider, işin bitmesini bekler ve yanından ayrılmaz. Eve dönüş yolunda nehrin üzerinde durduklarında Niko dayısına nehrin diğer tarafına gitmek isteyip istemediğini sorar ve “Bir dahaki sefere” cevabını alır. Niko net bir süre alamadığı için, “Bir dahaki sefer ne zaman?” diye sorar. Hirayama “Bir dahaki sefer bir dahaki seferdir” diyerek geleceğe dair plan yapmanın o anın keyfini kaçırdığını anlatmaya çalışır. Aslında Hirayama hep bu şekilde hayata bakıyor. O yüzden gökyüzündeki güzelliği kaçırmıyor ya da solan bir çiçeği görebiliyor ve onun için mücadele ediyor.  

Niko’yu annesinin almaya geldiği sahnede aslında Hirayama’nın çok varlıklı bir aileden geldiğini ve bu hayatı tamamen kendi tercih ettiği için yaşadığını anlıyoruz. Geçmişinde yaşanmış bazı sıkıntıları olduğunu ve her şeyi silip kendine yeni ve sadece kendine ait bir hayat kurduğunu filmin sonunda öğreniyoruz. Bu hayat aslında mecbur kalıp mutlu olmayı seçtiği değil, isteyerek yaşadığı ve yaşayarak sevdiği bir hayat olarak karşımıza çıkıyor.

Sonuç olarak “Mükemmel Günler” filmi icra edilmesi zor bir meslek grubunu ve kişinin kendisiyle barışık yaşantısını imrendirerek anlatıyor. Ayrıca her seçimin bir vazgeçiş olduğunu da filmin sonunda gösteriyor. Hiçbir mesleğin insana kendi öz saygısını kazandırmadığını bunun zaten insanın içinde olduğunu güzel bir hikayeyle betimliyor. Filmi izlerken şehir yaşantısı içerisinde bitmeyen bir koşuşturmaca ama bu tempo içinde de bir yere de varamadığınızı fark ediyorsunuz. Film, sade işlenmiş olsa da her detayında farklı bir tat hissediyorsunuz. Fazlaca durağan ve döngüsel olmasını da olumsuz anlamda eleştirebiliriz. Tekrar sahneleri oldukça fazla.

Yönetmen Wim Wenders’in başarısı da övgüyü hak ediyor. Bir taraftan insanın kendisine olan öz saygısını anlatırken bir taraftan da Tokyo şehrini resmediyor seyirciye. Sokakların düzeni ve temizliği, insanların çalışkanlığı ve birbirine olan saygısını güzel bir şekilde işliyor.