Neoliberal İslamcılığın Kökleri
- Tarih:
Türkiye’de İslamcılık, modernizmin / Batı medeniyetinin / tekniğe dayalı medeniyet algısının Müslümanları nasıl bir anda “geride bıraktığı”nı anlamaya, o “ilerlemiş medeniyete” yetişmeye, “geriliğin” sebeplerini bulup yok ederek bir an önce “muasır medeniyet seviyesi”nin üstüne çıkmaya yönelik kapsamlı bir sorgulamanın sonucunda bugünlere kadar geldi. Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi’nin Batı medeniyeti karşısındaki “durumu” üzerine yapılan tespitler dahi İslamcılığın genel misyonunu belirlemeyi sağlayacak düzeydedir. Zira İslamcılık düşüncesinin Tanzimat döneminde sorduğu soru ile Meşrutiyet dönemindeki sorusu arasında, bir büyük anlayış, Batının Müslümanlar nezdindeki konumunu belirleyiş, gelecekte Batı medeniyetiyle yani moderniteyle olan ilişkilerin yönünü tespit edecek büyük bir kaygı ve anlayışı göstermektedir.
Tanzimat döneminde “Osmanlı adamı”, devlet ricali ve aydınları “Batı karşısında nasıl yenildiklerini” tartışırlar, buna bir hal çaresi bulmaya gayret ederlerken, Meşrutiyet İslamcıları “Batı medeniyeti karşısında nasıl geri kaldıklarının” muhasebesi içindedir.
Tanzimat aydınları belki Tanzimat’ın getirdiği “müsavat” ilkesi karşısında önemli bir çıkış yaparak, gayri Müslim ile Müslüman arasındaki farkları kaldıran anlayışı öne çekip, oryantalistlerin İslam’a yönelik hücumlarını göğüslemeye çalışmalarını yine Müslümanların yenilgisi üzerinden okurken, Meşrutiyet İslamcısı bu oryantalistlerin İslam’ın ilerlemeye mani olduğu yönündeki ontolojik ithamlarını bir büyük senteze yani moderniteyle İslam anlayışı arasında kurulabilecek eklektizme götürecek fikri karşılıklar bulmaya çalışır.

İslamcılığı Medeniyet Üzerinden Kurmak
Batı, Tanzimat döneminde Hristiyanlık yerine “medeniyet” olarak anılmaya yeni yeni başlarken, Mustafa Reşit Paşa’nın vurgusuyla medeniyet, çağın ertelenemez, vazgeçilemez, batmaktan kurtulmayı sağlayacak en büyük adımı olarak gösterilmiştir. Meşrutiyet dönemiyle birlikte Batı algısı tamamen Hristiyanlık’tan yani İslam’ın ilga ettiği bir dinden farklı bir boyuta teknik ve teknolojiyle “ortak insanlık mirası”nın temsilcisi konumuna evrilince Müslümanların “Batı medeniyetinin araçlarını”, ürettiği teknolijiyi elde etmesinde bir beis olmadığı hatta İslam’ın bunu desteklediği, İslam’ın ilerlemeye, insanlığın ürettiği ve Müslümanlara “faydası” dokunacak, Müslümana katkı sağlayacak eşyaya sahip olmaya teşvik ettiği görüşleri İslamcılık düşüncesinin en önemli tezleri arasına girdi.
Zaman zaman Akif’in Hilal – Haç karşılaştırmasına dayalı, Batıyı Hristiyanlıkla ve sömürgecilikle yani kan ve gözyaşıyla özdeşleştiren ifadelerde bulunan çıkışları gözlense de genellikle “Batı medeniyeti” ile Hristiyanlık, üretilen teknik arasında ayrımlara gidilmesiyle İslamcılık zihni sınırlarına gelmiş oldu. Said Halim Paşa’nın “Batı medeniyeti” ile Hristiyanlığı aynılaştıran, Batı medeniyetinin hala Haçlılık saikiyle hareket ettiğini vurgulayan çıkışlarına rağmen Meşrutiyet döneminde “medeniyet”le tesis edilen bu yakınlık, ontolojik konumlanma, “gerilikten kurtuluş etiği”, katı bir doktrin olarak biçimlenmiş, Cumhuriyet İslamcılığının bilhassa 27 Mayıs’tan sonra tercümelerin de etkisi “nostaljik geçmiş medeniyet özlemi” ve “gelecek parlak medeniyet ütopyası” arasında değişmez, tartışılamaz, ertelenemez bir tasarım olarak yerini almıştır. 27 Mayıs sonrası İslamcılık düşüncesinin aslında üretiyor, yenileniyor, gelişiyor, zenginleşiyor diye lanse ettiği fikri sahanın medeniyet bahsiyle “donduğu”, yabancılaştığı, ezber haline geldiği bir dönemi gösterir.
27 Mayıs sonunda ortaya çıkan tüm İslamcı akımlardaki “medeniyet algısı” İslamcılık düşüncesinin bir biçimde Batı medeniyetinin gerisine düşmesine çareler üretme kaygısına dayandığı için, gerilemek – ilerlemek dikotomisini aşamamıştır. Bu yüzden İslamcılık düşüncesinin en başta sorduğu sorular ve bunlara verdiği cevaplar Müslümanların moderniteye eklemlenmesinde önemli bir araç olarak yer buldu. İslamcılar Meşrutiyet’ten beri “gerisinde kaldıkları Batı medeniyetini” teknik ve teknolojiyle geçmenin çabasına düşerken bir biçimde Müslümanların modernize olmasını, modernleşmenin Müslüman geleneksel yaşam tarzına nüfuz etmesini sağlamış oldu. Batı karşısındaki “yenilgi” algısından Batının “gerisine düşme” anlayışı arasındaki büyük ve bugünden bakılırsa aşılamaz görülen fark bizatihi teknoloji devşirmesinde gösterilen usul aslında kapitalizmin Müslüman düşüncesindeki tereddütleri silmesine yol açtı.1
Yazının devamı için PDF’i tıklayın;

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak alınmıştır. İfade edilen görüşler NOTLAR’ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.



