“O Yeni Dünya” da Modernleşen İnsanlığın Bir Sosyo-Etik Eleştirisi
- Tarih:
Fogazzaro’nun 1900 yılında yayınladığı “O Yeni Küçük Dünya’’ isimli eseri, “O Eski Küçük Dünya” adlı kitabının devamında kaleme alınmış, geçmiş ile yeni sosyal gelişimleri bir arada sentezleyen ve aynı zamanda etik anlamda sorgulayan sofistike bir edebi eserdir. Yazarın betimlediği “yeni dünya” modernizm adı altında toplum hayatına giren yeni olguların insanın içinde oluşturduğu garip anlamsızlık, bireyin toplum içerisindeki yalnızlığı ve kendi içinde yaşadığı ahlaki çatışmaları gözler önüne sermektedir. Bu eser, toplumsal bir kurtuluşun ardından gelen bireysel ve ahlaki krizlerin, din ve modernizm çatışmalarının edebi bir psiko-realizm yansımasıdır.
İlk kitapta betimlenen dünya ne kadar dışa dönük, berrak ve bütünleştirici bir portre çizse de ikinci kitapta bu durum daha içe dönük, bulanık ve parçalı bir şekle bürünmüştür. İlk eserde görülen ve kitabın ana temalarını oluşturan vatanseverlik, idealizm ve dış düşmana (Avusturya işgali) karşı verilen mücadele gibi motive edici tutumlar, yerini ikinci kitapta taşra burjuvasının ahlaki çöküntüsüne ve bağımsızlığını kazanmış bir vatanın iç karışıklıklarına bırakmıştır. Mekânlar da ilk kitaptaki gibi özgürlüğü vurgulayan bir doğa yerine, bireyi sürekli gözetleyen toplum baskısını ve insanın kendi içerisinde hapsoluşunu temsil eden bir yapıya dönüşmüştür. Ayrıca yazar okuyucusuna, mekân ve doğanın farklı bir hâl almasıyla karakterde görülen kalıcı değişimi, kuşaklar arasındaki manevi mirasın trajedisini ve idealizmden burjuva sefaletine uzanan bir yolu kendine has üstün edebi kalemi ve detaycı üslubu ile bizlere sunmaktadır.
Kitabın ana karakteri ve aynı zamanda Franco ve Luisa’nın oğlu olan Piero Maironi, iradesi zayıf, içsel çelişkiler yaşayan, biraz mistik ve biraz da melankolik bir karaktere sahiptir. Piero Viczona’daki hayatını taşra burjuvasının günlük dedikodularıyla ve manevi boşluğa düşmüş diğer burjuvalar ile paylaşmaktadır. Piero maruz kaldığı sıkıcı ortam ve anlamsız gördüğü insanlar sebebiyle kendisini bir girdabın içerisinde sürükleniyor gibi hissetse de tıpkı babası Franco gibi dinsel bir hassasiyet ve mistik bir karaktere sahip olması nedeniyle sürekli olarak içinde kendisini bu durumdan kurtarabilecek manevi bir güç hissetmektedir. Ancak annesi Luisa gibi dik kafalı, gururlu ve sorgulayan bir yapısı da olduğu için yaşadığı her türlü duygu geçişleri ve manevi gelişimler Piero’nun ruhunda büyük sancılara sebep olur. Anne ve babasından aldığı genetik miras Piero’yu daha güçlü bir karakter yapmak yerine, aksine onu daha trajik bir ruh hâline sürüklemiştir.
Piero’nun bu trajik ruh hâli, akıl hastanesinde olan eşi Elisa ile asil ve mistik bir kadın olan Jeanne Dessalle’ye duyduğu tutkulu aşk arasında kalmasıyla zirve noktasına ulaşır. Piero yaşadığı duygular ve iç dengesizlikler sebebiyle arzuları ile inancı arasında tabiri caizse felç olmuş bir karaktere dönüşür. Yazar bu aşk üçgenini sıradan bir yasak aşk ilişkisi olarak değil, Piero’nun içinde duyduğu aşırı vicdan azabı, günaha düşme duygusu ve ardından da manevi bir arınma arayışı çerçevesinde, derin bir psikolojik analizini yaparken, diğer yandan bir insandaki etik hassasiyetin ve dini inancın dünyevi arzular karşısında sınanışını sıra dışı kalemiyle okuyucusuna tüm zarâfetiyle sunmaktadır.
Fogazzaro ilk romanda çizdiği “O Eski Dünya” da kalan saflığı, güzellikleri ve o döneme duyduğu özlemi “O Yeni Dünya” da hem Piero karakteri üzerinden hem de oluşturduğu doğa betimlemelerinde yaptığı göndermelerle dile getirmiştir. Yazar bir anlamda “Yeni Dünya” nın dinamiklerini insanoğlunun eskiden beri sahip olduğu geleneksel bireysel ve toplumsal etik değerlerini yok sayarak insanı yozlaştıran ve kendisinden uzaklaştıran bir gerçeklik olduğunu, bu gerçekliğin de modernleşme maskesi adı altında toplum içerisinde geliştiğini göstermek istemiş ve bunu “O Yeni Küçük Dünya” da ayrıntılı ve sürükleyici bir edebi ziyafete dönüştürmüştür. Fogazzaro’nun bu eserinde modernizme karşı yaptığı bu yapıcı eleştiriler, günümüz insanı için de belli açılardan ders alınması gereken, hassasiyetle inşa edilmiş sosyal bir örnektir. “Modernleşen” günümüz insanı aslında modernleşmenin hangi basamağında veya hangi yönüne doğru ilerlemektedir? İnsanın modernleşmesinden anlamamız gereken tam olarak nedir veya ne olmalıdır? şeklinde aklınızda oluşabilecek sorular için bu kitapta bazı cevaplar okuyucusunu beklemektedir. Özellikle ilk kitabı okuyanlar için, ikinci kitap da aynı üstün edebi kalitede ve güzel inceliklerle dolu bir hazine niteliğindedir.
Siz tüm okuyuculara iyi okumalar dilerim..!!



