Papa X. Pius’un Afaroz Ettiği Eser: Il Santo (Aziz)
- Tarih:
Antonio Fogazzaro’nun 1905 yılında yayımladığı Il Santo (Aziz) isimli eseri, ilk iki romanın (O Eski Küçük Dünya, O Yeni Küçük Dünya) devamı niteliğinde olup, yayımlandıktan sonra İtalyan edebiyatının en ünlü ve en çok tartışılan eserlerinden biri haline gelmiştir. Bu eserinde yazar, bireysel inancın otoriter din kurumları ile olan amansız mücadelesini psikolojik, sosyolojik ve felsefi yönlerden derin bir hassasiyet ile ele alarak işlemiştir.
Üçlemenin ilk eserinde yazar bizlere inanç ve rasyonalizmin, akıl ve kalp çatışmasının sosyal ve psikolojik yönlerini ve sonuçlarını ustalıkla göstermiş, ikinci eserde bu çatışmanın devamını bireysel bir kalıba sokarak günah, vicdan azabı ve arınma gibi etik değerleri bireyin içinde ustaca işleyerek sanki ayna yansıması gibi, bir manevi yükseliş merdiveni inşa etmiş, devam olan üçüncü eserinde ise bireyin nefsini körelterek ve dünyevi engelleri aşarak bu merdiveni nasıl tırmanacağını bizlere melankolik, lirik, içten ve incelikli anlatımıyla sunmuştur.
İkinci eserin sonunda kahramanımız Piero Maironi, yaşadığı vicdan azabı sebebiyle dünyevi her şeyi bırakma kararı alarak ortadan kaybolmuş ve onu bir daha gören olmamıştır. Il Santo’da bu kayboluşun devamı ile başlar. Kahramanımız burjuva soyadını ve tüm servetini terk ederek Subiaco dağlarında bir kilise hizmetine girmiş, burada toprak işiyle uğraşarak deyim yerindeyse bir çilehane hayatı yaşamaya başlamıştır. Kendi ismi yerine Bendetto ismini alarak kilisede 3 yıl hizmet etmiş, bu süre zarfında kazandığı erdem ve yüksek maneviyat etrafındaki insanlar tarafından fark edilerek kendisine “Aziz” lakabı verilmiştir. Bendetto (Piero) bu lakabı hiçbir zaman benimsememiş ve etrafındaki insanlara kendisini böyle çağırmamalarını rica etmiştir. Aslında yazar, Bendetto karakteri üzerinden Katolik kilisesinin para, güç ve otoriter yaptırımlarına olan bağımlılığını eleştirerek, bu tür oluşumların bireyin içindeki din olgusuyla bağdaşmadığını ve dinin özündeki anlam, sevgi ve ahlaki yükselişin bu metalar ile asla bir arada bulunamayacağını vurgulamıştır.
Kahramanımız Bendetto kayboluşundan üç sene sonra bir ziyaret esnasında tesadüf üzere eskiden yasak aşk yaşadığı kadın olan Jeanne Desalle ile karşılaşır. Hiçbir şey konuşmasalar da göz göze geldikleri bu ilk karşılaşma ikisi için de yıkıcı ve derin bir hüzün ile sonuçlanır. Bu karşılaşma Bendetto (Piero) için eski bir aşkın küllerinden doğuşunu temsil etmez, tam aksine aşılması gereken son dünyevi bir sınav olarak algılanır. Desaille ise Bendetto’ya aşıktır ve ne kadar istese de kendisini onu düşünmekten alıkoyamaz ve onunla tekrar görüşebilmek için çeşitli yollar bulmaya çalışır. Bu süre içerisinde Bendetto’nun ünü yayılır ve çevre köy ve illerde yaşayan insanlar tarafından bir “Aziz” olarak ziyaret edilir. Ancak Bendetto kendisini ziyarete gelen bu insanlara otoriter kilisenin klasik yaklaşımı dışında, daha bağımsız, yenilikçi ve bireysel üslup ile öğütler verir ve deyim yerindeyse onların gözünü açmaya çalışır. Ancak insanların zihni yozlaşmış kilise tarafından esir altında olduğu için Bendetto’nun bu yenilikçi yaklaşımı yerel halk tarafından doğru bir şekilde algılanmaz. Hatta bazı radikal gruplar tarafından kendisi dinden çıkmış (mürted) kabul edilir ve kilise otoritesine şikâyet edilir. Bu arada Bendetto ile Jeanne’in ikinci buluşması bir saman alevi gibi çok kısa ve ani bir şekilde gerçekleşir. Bendetto Jeanne’e duyduğu sevgiyi bastırır ve ona bazı öğütlerde bulunur, Jeanne ise onun dediği her şeye razı olur ve öğütlerine uyacağına söz verir.
Eserin bu kısımda yazar, bireyin ahlaki yükselişinin, manevi kurtuluşunun ve af edilmesinin hiç kimsenin elinde olmadığını, bu maneviyatın bireyin doğru seçim ve yönlendirmeler ile kendi içinde olgunlaşan bir yapı olduğunu söylemek istemiştir. Yazar dine karşı bir tutum içinde değildir, aksine dini bazı kişi ve kurumların tekelinden kurtarmak isteyen bir tutum sergilemiştir. Günümüz insanı için de eserin bu kısmında manevi olarak büyük önem ve anlam taşıyan öğütler yer almaktadır. Çünkü günümüzde de din ve tasavvuf kisvesi altında, doğru bilgi ve etik ahlaktan yoksun, tıpkı orta çağ kilisesi uygulamalarına paralellik gösteren, kişinin bağışlanma ve affı için Allah ile kişi arasında aracılık eden ve öte dünyadaki kurtuluşunu garanti altına aldığını ima eden kötü niyetli kişi ve sosyal yapılanmalar, bu eserin tam olarak eleştirdiği bozuk sosyo-etik unsurlardır.
Hikâyenin devamında ünü artan Bendetto, Roma’ya giderek Papa ile görüşür. Bu görüşmede yazar kilisenin dört temel hastalığından bahseder. Bunlar yalan, din adamlarının sarsılmaz otorite isteği, mal ve mülk hırsı ve kilisenin durağanlığı yani zaman içerisinde pasifize edildiğidir. Ayrıca yazar kilise ve hükümetlerin birbiri içerisinde aşırı çeliştiğini ve kendi aralarında uyumsuz şekilde hareket edildiğini de vurgular. Bu görüşmeden sonra Bendetto göz altına alınır ancak belli şartlar dahilinde serbest bırakılır ve Roma’yı terk etmesi istenir. Sağlığının günden güne kötüleşmesiyle Bendetto son zamanlarını eski bir dostunun evinde geçirir ve tüm dostları ile vedalaşır. Son nefesini de Jeanne Desalle ile olan üçüncü ve son görüşmesinde verir.
Yazar, kahramanımız Piero’yu ölümüyle yenilik ve reform isteyen her bireyin kilise otoritesi altında kaldığını ve bireysel özgürlüğün bu otorite altında sağlanamayacağını okuyucusuna anlatmak istemiştir. Fogazzaro’nun bu reformist görüş ve yaklaşımları sonucunda eser yayımlandıktan sonra Papa X. Pius tarafından Index Librorum Prohibitorum listesine alınmış, yani başka bir deyişle Katolik Kilisesi tarafından yasaklı kitaplar listesine alınarak aforoz edilmiştir. Ancak bu yasak eserin daha da ünlenmesine sebep olmuş ve zamanının en ünlü edebi yapıtlarından biri haline getirmiştir.
Bu eser yalnızca Katolik Hristiyanlığın ve kilisenin sorgulandığı bir eser değil aynı zamanda inanan her kimsenin kendi inanç ve etik duruşunu vicdanen sorguladığı bir mabet niteliği taşımaktadır. Başka bir deyişle bu eser sadece dini tartışan ve eleştiren bir başyapıt değil, aynı zamanda kişinin vicdan, sadakat, aşk ve fedakarlığının da sorgulandığı evrensel bir trajedidir.
Siz tüm okuyuculara iyi okumalar dilerim…!



