Picture of Ferzan Şükran Bozkurt
Ferzan Şükran Bozkurt

Pervane

A+ A-

İlhan Kurt, öğretmenlik ve eğitim deneyiminden gelen zengin bir birikimle şiir, hikaye ve roman türlerinde eserler veren bir şair ve yazar.

“Pervane”, Hz. Ebubekir’in hayatını konu edinen biyografik bir roman ve güçlü tasvirleriyle okuru o dönemin atmosferine çeken bir eser.

Bu çalışma, Hz. Ebubekir’in gözünden İslam’ın ilk yıllarından son yıllarına kadar yaşanılanları, Hz. Peygamber’in son yıllarına kadar birlikte olduğu bir siyer okumasıdır. Kitap, İslam tarihinin en önemli şahsiyetlerinden biri olan Hz. Ebubekir’in hayatını bizzat onun ağzından, yani birinci tekil şahıs anlatımıyla okura sunuyor. Okurlara tarihsel şahsiyetlerin iç dünyasına girmeyi ve olaylara, İslam’ın doğuşuna daha önce hiç bakılmamış bir pencereden bakma imkanı sunarak okurun ufkunu genişletiyor.

Yazar, tarihsel gerçekliği edebi bir anlatımla harmanlayarak o günkü dönemi farklı bir bakış açısıyla anlamak isteyen okuyucular için sunuyor.

İlhan Kurt, Pervane’yi yazmanın kendisi için ne ifade ettiğini şöyle tanımlıyor: “Dikenli bir tarlada çıplak ayakla yürümek gibiydi.”

Pervane’yi okurken siz de heyecana kapılıp; belki Sevr’de, belki Medine’de, belki Mekke’de, belki Uhud’da, belki de Bedir’de kendi ayak izlerinizi arıyor bulacaksınız.

Kitaba başlarken ilk sayfası sizi, kitabın ismi ile müsemma, Zâtî’nin güzel bir beyti ile mest ediyor:

Bizi sanma beyim bîgâneyiz biz

Hakîkat şem’ine pervâneyiz biz

Şerâb-ı lâ-yezâlîden içelden

Ayılmaz bir aceb mestâneyiz biz

Bizim zencîrimiz aşk-ı Hudâ’dır

Baş açık devreder dîvâneyiz biz.

— Zâtî

HZ. EBUBEKİR

Hz. Ebubekir; Kureyş’in Teym kabilesinden, Ebû Kuhâfe’nin oğlu… Babasının desteğiyle ticaret ve neseb ilmini öğrenen Mekkeli sahabe.

Mekke ki dünyanın ilk şehri; Hz. İbrahim’in şehri… Karısı Hacer ile oğlu İsmail’i getirdiği yer. İnsanlar için kurulan ilk ev Kâbe, Mekke’nin kalbindeki kutsal mabet. Kâbe, yeryüzündeki bütün insanlar için hidayet kaynağı… Mekke, peygamberler şehri; ruhumuzun toprağı, tenimizin anası olan şehir.

Muhammedü’l-Emîn lakaplı, “Dostum” diye hitap ettiği Muhammed’in gençlik arkadaşı… Hz. Muhammed (s.a.v.) ile beraber işkencelere göğüs germiş ve onunla yürümüş, İslam’ın ilk halifesi olmuş sahabesi…

Küçükken Muhammed (s.a.v.) ile arkadaşlık yapmış, Mekke’de koyun otlatmıştı dostça. Ebû Kubeys ve Ecyad dağlarının dili olsa da yaşanılanları, o güzel günleri anlatsa… “Öyle değil mi dostum?” deyişi ve o vefası…

Ve o günden sonra; köle Bilal’in İslam’ı kabul edişi, işkence görmesi, karnına koca koca taşların konması ama “Ehad, Ehad!” demekten vazgeçmemesi…

Sümeyye ve Yasir’in, Ebû Cehil’in işkencelerine dayanamayıp şehit olmaları…

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Mi’rac’a çıkması, Mescid-i Aksâ’yı ziyareti… “Ya Ebubekir, senin şu arkadaşının yaptığı işten haberin var mı? Bir gecede Beytü’l-Makdis’e gidip geldiğini söylüyor. Üstelik orada namaz da kılmış!” denmesi…

Akabe Biatları…

Ebû Bekir’in halife olması…

Sevr, Uhud, Bedir, Hendek Savaşları ve kazanımları…

“Biz ne silah gücümüzle ne de çokluğumuz sayesinde savaş kazanıyorduk. Biz, Allah’ın bize yardımını indirecek şekilde yaşadığımız için, savaşları imdadımıza koşan bu yardım ile kazanıyorduk. Müslümanlar böyle davranmaya devam ettikçe yeryüzünün fethini Allah onlara açacaktır mutlaka.”

Mekke’den Medine’ye Hicret… Muhacir ensar buluşması.

Mekke’nin Fethi:

Koca şehri kan dökmeden almayı başaran bir peygamber: Hz. Muhammed (s.a.v.). Kılıcını kuşanarak Kâbe’ye doğru tavafını tamamladı ve putlara yönelerek: “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Kuşkusuz bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” ayetini okudu.

Ve;

“Fetih şehirlerde değil; insanın ahlakında ve vicdanında başlar. Fetih, toprak kazanmak değil; adaleti hâkim kılmak, insanı ve toplumu yeniden inşa etmektir.” düsturunu yaşatmaktır.

Mekke’nin Fethi, yüreklerinde güvercinler varmış, bulutlar adeta kanatlarının altındaymış gibi hissettirmişti.

Hz. Peygamber’in Veda Haccı…

“Hz. Muhammed (s.a.v.) öldü!” haberiyle kâinatın efendisi gitmişti. “Acısını Sel Dağı’na yükleseler kaldıramazdı. Yüreğindeki ateş Roma’nın bütün ormanlarını yakmaya yeterdi.” diyen Ebubekir’in yürek acısı…

Halife Ebubekir:

“Halifelik vazifemin ordular yönetmek ve fetihler yapmaktan ibaret olmadığının farkındayım. Bu yüzden bütün insanların dertleriyle dertlenmeye çalışıyorum. Bir yerde bir topluluk görsem, selam verip sohbet ediyor; onlardan ‘Halifenin hali nicedir?’ diyerek nabız yokluyor, öğrenmeye çalışıyordum. Evleri tek tek gezip dertlerini dinliyordum.” diyen bir halife…

“Ben sevabını Allah’tan umarak, Allah Resulü’nün (s.a.v.) ‘Sağ elinin verdiğini sol elin görmeyecek’ düsturu doğrultusunda gizlice sadaka veriyor, bu işi yapıyorum.” diyen bir halife, bir Allah dostu.

Hz. Ebubekir’in Vefatı:

“Ölüm demek benim için Allah ve Resulü’ne kavuşmak demektir.” diyen bir İslam neferi.

Ömer’in Halife Seçilmesi:

Hz. Ebubekir halef olarak Hz. Ömer’in adını düşünmüş ama yine de sahabenin fikrini sormuştur. Aldığı cevaplar çok müsbettir:

“Vallahi o, düşündüğünden daha faziletlisine layık biridir!”

“Bana göre hayırlı işlerimizde onun gibi birisi yok!”

Bir sahabenin Hz. Ebubekir’e, Hz. Ömer’in sertliği ile ilgili endişelerini belirtmesi üzerine verdiği cevap çok düşündürücüdür:

“Onun sertliği benim yumuşaklığımdan kaynaklanmaktadır. Emanet kendisine tevdi edildiğinde, onun sertliğinin çoğu gider.” der.

Hz. Ebubekir’in Mal Taksimi:

Allah Resulü’nün eşi olan kızı Hz. Aişe’ye, devletin kendisine verdiği bahçeyi geri vermesini söylemesi ve mirasının, Müslümanların ortak mallarının arasına katılması yönündeki vasiyeti…

“Müminlerin emiri oluşumdan bu yana malımdan her ne arttıysa onu benden alın, Ömer’e götürün. Habeşli bir köle, şu deve ve şu gördüğün eski püskü elbiseden ne azı ne çoğu yanımda yok. Öldüğümde de onları alın, Ömer’e götürün ve beni onların mesuliyetinden kurtarın.”

Hz. Ebubekir’in Ölümü:

Sevgili can dostu Hz. Muhammed’in (s.a.v.) öldüğü gün olan bir pazartesi günü Allah’a şöyle dua etti:

“Allah’ım, beni Müslüman olarak öldür ve salihler zümresine kat!”

Duasının ardından dünyaya gözlerini yummuştu. Günlerden yine bir pazartesiydi…

İslam’la yaşanmış ve İslam’la son bulmuş; dolu dolu, örnek bir hayat.