Philia, Eros ve Afrodit İmgesi
- Tarih:
ıı
Philia ile ilişkisi içerisinde Eros ve Afroditin kozmik ve rasyonel bir ilke olarak kök salması, felsefi düşüncedeki philia etkisini reddedilemez bir boyuta taşır. Yunan düşüncesi temelinde hareket ettiğimizde philiayı anlamayı kolaylaştıran unsurlardan birisi olan Erosun, ilkin Hesiodos’un İşler ve Günler, Tanrıların Doğuşu (Theogonia) adlı eserinde karşımıza çıktığını görürüz. Hesiodos Theogonia’da, üç kozmogonik-kozmik sorunun yanıtını arar; bunlardan ilki, tanrıların “topraktan, yıldızlı gökyüzünden, karanlık Styks’ten, suları acı olan denizden” nasıl doğduğu, ikincisi, “diğer tanrılardan daha önce toprağın, nehirlerin, dalgalı denizin, parlayan yıldızların ve sonsuz gökyüzünün” nasıl doğduğu ve sonuncusunda da yine önceki iki soruyla bağıntısı içinde “insanları var eden tanrıların nasıl türedikleri, şereflerini ve görevlerini nasıl paylaştıkları ve Olympos’a nasıl yerleştikleri” sorularıdır (Theogonia: 110).
Hesiodos’un soruları, Yunan düşüncesinin teolojik evresini çokça yansıtmakla birlikte, aynı zamanda tanrıların ve evrenin oluşumuna ilişkin kozmogonik ve kozmolojik soruların belli bir ölçüde kendini açığa vurmaya başladığının da bir göstergesidir. Bu yazının temalarından biri olan tanrı Eros da söz konusu bu ilk sorgulamalarda karşımıza çıkar. Her şeyin nasıl meydana geldiği veya her şeyden önce neyin var olduğu ve var olanın mahiyetinin ne olduğu Theogonianın ana sorunudur. Hesiodos var olan her şeyin kaynağını khaos ile başlatır ve yanına yaratıcı rolüyle Gaiayı koyarak tüm ölümsüz tanrıların bu kökenden meydana geldiğini belirtir (Theogonia: 115). Yaratılan tanrıların bir kısmı Olympos’ta bir kısmı da yer altında yaşamaktadırlar.
Theogoniada tanrı Eros,ölümsüz tanrıların en güzeli aynı zamanda da hem insanların hem de tanrıların kalbini, aklını, isteklerini alıp giden bir figür olarak karşımıza çıkar. Erosun birleştirici etkisi ile önce tanrıların yaşadığı yüce dağlar sonra da tanrıçaların yaşadığı dağlar yaratılır (Theogonia: 120-125). Dolayısıyla Yunan theogoniasına yön vermeye çalışan Hesiodos’un anlatısında tanrı Eros kozmik birleşme veya kozmik yaratım rolünü temsil eder.
Afroditin bu kozmik anlatıda sahneye çıkışı da yine mitik öğeler içerir. Hesiodos’a göre, gökyüzü ile toprak (Gaia) arasında hep bir mücadele vardır. Örneğin, Kronos tüm kötülüklerin kendisinden çıktığını düşündüğü babası Zeus’u annesi Gaia ile birlikte pusuya düşürerek hayâlarını keser; Zeus’un beyaz çelikle kesilen hayâları denize dökülür ve oluşan beyaz köpüklerden bir kız/tanrıça doğar. İnsanların ve tanrıların Afrodit adını verdiği bu kız, yumuşak ayaklarıyla bastığı her yeri yeşertir. Bunun üzerine ona köpükten doğduğu için Kytheralı, adaya-karaya çıktığı için Kıbrıslı ve Zeus’un hayâlarından doğduğu için de Philomedeia adlarını verirler (Theogonia: 190-195). Hesiodos’a göre, Afroditin büyüsü nasıl ki Eros ve Himeros’u peşinden sürükledi ise benzer bir şekilde hem insanların hem de tanrıların gülüp oynaşması, sevip, sevişmesi de Afroditin büyüsünden kaynaklanmıştır (Theogonia: 200-205).
Philia kavramının Afrodit ve Eros ile ilişkisinin ve onların temsil ettiği anlamın dönüşümü için Platon’un ve Sokrates’in öğrencisi Ksenophon’un Şölen diyaloglarına bakılmalı ancak ondan evvel Afroditi kozmik bir ilke olarak kabul eden Empedokles’in onu nasıl konumlandırdığına değinmek yerinde olur.
Pre-Sokratik felsefenin en renkli karakterlerinden birisi olan Empedokles’in doğa/phûsis anlayışı; varlığın arkhesinin dört element (ateş, toprak hava, su) olduğunu, bu dört kökün kendi aralarında bir ilişki kurma kabiliyetine sahip olmadığını ve kozmozu/varlığı meydana getirebilme imkânını, ancak iki kozmik ilke (Afrodit ve Neikos) sayesinde elde edebileceğini ileri sürer. Empedokles’e göre birleştirme, yakınlaştırma, sevgi ve dostluk anlamlarıyla tanrıça Afrodit, birbirinden ayrı olan ilkeleri sevgi gücüyle (bu aynı zamanda birleştirici kozmik bir güçtür) bir araya getirir ve evrendeki her şey bu ilke sayesinde var olur. Fakat Afroditin birleştirici etkisi sonsuza kadar sürmez ve bir süre sonra zorunlu olarak yerini tam karşıt anlamı içeren bir başka kozmik güce yani Neikosun (Nefret) temsil ettiği kavga ve savaşa bırakır. Nefretin etkisiyle başlayan kozmik kavga; evrenin oluşumunda dört unsurun birbirinden ayrılıp uzaklaşmalarını, var olanların birbirinden uzaklaşmalarını ve insanlar arası ilişkilerin bozulmasını temsil eder.
Afrodite, sevgi, ilgi, güzel ve büyülü olan anlamlarının dışında kozmik bir güç yükleyen Empedokles, Afroditin kozmik gücü aracılığıyla erken dönem Yunan felsefesini etkisi altına alan oluş/değişim meselesine farklı bir perspektiften bakmayı sağlamış olur. Empedokles maddi olduğu gibi aynı zamanda tanrısal olan dört kökün (Zeus-Ateş, Hera-Toprak, Hava-Aideneus, Nestis-Su) her birine tek başına hareket imkânını vermeyerek, bir bakıma tanrısal oluş ve hareketin kaynağını da Afroditin kozmik gücüne bağlı kılmıştır. Bu da onun Afroditi sadece mitsel yönüyle değil de logosun etkisiyle dönüşüme uğramış bir varlık ilkesi olarak tasavvur ettiğini gösterir.
Evrendeki kozmik hareketin kaynağı Afrodit ve Neikos arasındaki mücadele iken benzer şekilde tanrılar da bu kozmik mücadelelerinden etkilenirler. Nihayetinde; Empedokles’in Afrodit ile ilgili mitik anlatıyı henüz erken Yunan düşüncesi döneminde bile dönüştürmeye başladığını ve bu dönüşümün mitostan logosa geçişin her türlü sancısını içerdiğini, logosun etkisiyle mitosa ait düşünme şeklinin dönüşmeye başladığını veya mitosa bakışın logos üzerinden şekillenmeye başladığını söyleyebiliriz.
Bu yazının ana izleğine yani Mitos’tan Logos’a Geçiş Sürecinde Philia, Afrodit ve Eros İmgesine döndüğümüzde Platon ve Ksenophon’un Şölen kitaplarında bu üç kavramı birbiriyle sıkı bir ilişki içinde düşündüklerini görürüz. Platon Şölen kitabında eros, sevgi, iyi ve bilgelik sevgisi fikrinin arka planının irdeler. Sokrates’in hünerli zihniyle yapılan irdelemede Erosun neliğini oluşturan unsurlar Diotima’nın verdiği ilhamla Sokrates başta olmak üzere, Phaidros, Agathon, Pausanias’ın düşünceleriyle sürdürülür. İlkin Hesiodos’un Theogonia’da sıraladığı şekilde eski ve ölümsüz bir tanrı olan sevgiye övgüler dizilir buna göre; Sevgi tanrıların en saygıdeğeri, en güçlüsü ve insanlara hem hayatlarında hem de ölümlerinde erdem ve mutluluk kazandırandır (Şölen: 80b). Platon Şölen’de dikkatleri yeniden iki farklı Afrodit imgesine çeker. Homeros Afroditi Zeus ile Dione’nin kızı olarak göstermekte, Hesiodos ise onu Uranos (gök) ile Gai (toprak) arasındaki ilişkinin geriliminde annesiz doğan göksel Afrodit ile özdeşleştirmektedir. Anne karnında doğmayan Afrodit göğün kızı olarak, Zeus ile Dione’den doğan öteki Afrodit ise orta malı Afrodit olarak adlandırılır (180d-e-181a). Bilgelik arayışında peşinden gidilen göksel Afrodit aklı ve erdemi temsil ederken (Şölen: 181c-d) düşkün sevgi olarak adlandırılan orta malı Afrodit ise bedensel arzuyu temsil eder. O halde bilgelik arayışında Afrodit imgesi bedensel olandan göksel, iyi ve güzel olana doğru yükselişin her iki aşamasında da varlığını sürdürür. Eros da yine insanın/filozofun ruhunu iyiye (iyi ideası) yönelten etkisiyle etkisini devam ettirir. Aynı metinde Agathon da en mutlu ve en iyi tanrı olarak gördüğü sevgiyi yüceltir: …Sevginin kendisi her şeyden güzel, her şeyden iyidir sonra da başkaları için daha başka güzelliklerin, iyiliklerin kaynağıdır. Sevgi ile insanlar barışır, deniz durulur. Bir uykudur iner dertler üstüne (Şölen: 197c). Agathon sevgiyi adalet, ölçülülük, cesaret ve bilgelik gibi erdemleri temsil etmesinin yanı sıra yaratım arzusu olan Eros olarak da ifade eder. Sokrates’e göre ise Sevgi/Eros, Afroditin doğduğu gün rahme düşer ve Poros (bolluk) ile Penianın (yoksulluğun) birleşmesinden doğar. Afrodit güzeldir sevgi de doğuştan güzele düşkündür. (Şölen: 203b-d). Dolayısıyla Afrodit ile Eros arasında güçlü bir bağ vardır.
Ksenophon’un Şölenine bakıldığında ise Afrodit adı, insanları ahlaki anlamda nasıl daha iyi kılmalıyız sorgulaması içerisinde geçer. Eros ise hem ölümlü hem de ölümsüz olanlar arasında kabul edilen daimon ile eşdeğer tutularak iyilik ve soylulukla benzeştirilir. Tartışmaya Sokrates’in adlandırmasıyla göksel Afrodit ve avam Afrodit kullanımları yön verir. Buna göre; göksel Afrodit ruhun, dostluğun ve güzel işlerin temsili iken, avam Afrodit ise beden aşkının temsili olarak öne çıkar (Şölen: 1. Kitap, 9-13). Ksenophon’un Şöleni de bize gösteriyor ki, Afrodit yalnızca kozmik bir güç olarak değil Eros ile birlikte insanlar arasındaki sevgiyi, dostluğu ve erdemi kavramada önemli bir figürdür. Sonuç olarak, mitostan logosa felsefenin doğuşu tartışmasında sevgi ve ilgi olarak Philianın gerek kozmolojik olarak gerekse insanlar arası ilişkiler açısından Eros ve Afrodit ile kaçınılmaz bir bağlantı içinde düşünüldüğünü ve her iki figürün de bir yaratım arzusunu temsil ettiği görülür.



