Picture of Mehmet Ali Reçper
Mehmet Ali Reçper

…Pinti Pinti…

A+ A-

Zekât deyince çoğumuzun aklına yalnızca mal, mülk, para gelir. Oysa zekât sadece servetten verilmez. Bilgiden de verilir, tecrübeden de.

İnsan bildiğini saklayarak değil, paylaşarak büyür. Düşünce de sadakadır; doğru yerde, doğru kişiye aktarıldığında bir ömre ışık olabilir.

Fikrin zekâtı, onu kendine saklamamakla başlar. Bilgiyi ego yerine rehber yapmaktır. Nice insan gelir geçer bu dünyadan; kimi arkasında büyük servet bırakır, kimi bir satırlık düşünce. Ama o bir satırlık fikir bazen bir toplumu uyandırır, bir genci ayağa kaldırır, bir çocuğa umut olur.

  • Hayatta en hakiki mürşit ilimdir
  • Yurtta sulh, cihanda sulh
  • Adalet Mülkün Temelidir

Bizim kültürümüzde “bildiğini öğretmek” bir sorumluluk, hatta bir borçtur diye düşünüyorum.

 İlim, gizlemekle değil, paylaşmakla değerlenir. Bildiğinle övünmek seni yükseltmez; öğrettiğinle çoğalır, öğrettikçe anlam kazanırsın.

Düşün, kaç insan bildiklerini yanına alıp gitti bu dünyadan? Ne yazdı, ne anlattı, ne de iz bıraktı. Oysa belki tek bir cümlesi, birilerinin kaderini değiştirebilirdi. Bilgiyi saklayan, aslında “başkasının hakkını gasp eder” desem yeredir. Bildiğini aktarabiliyorsan o zaman bilgi olur.

Fikir de emanettir. Tıpkı mal gibi… Onun da hesabı sorulur. Onu bir başkasına ulaştırmadıysan, senden sonrakilere aktarmadıysan, bu dünyadan sadece kendini taşıyarak geçmiş olursun. Oysa fikri paylaşmak, senden sonrakilere yol açmaktır.

Bugün etrafımıza bakalım. İnsanlar suskun. Herkes bir şeyler biliyor ama çoğu ya umursamıyor ya da paylaşmaktan korkuyor. Neden? Çünkü bilginin sorumluluk doğurduğunu unutuyoruz. Paylaştığımız her fikir, bizi daha duyarlı, daha insani, daha sorumlu kılar.

Oysa suskunluk, çoğu zaman kötülüğe ortak olmaktır.  Bilgi sahibinin konuşmadığı yerde cehalet söz alır. Anlatmayan öğretmen, yazmayan yazar, üç maymunu oynayan gazeteci, sessiz kalan dini yapıların temsilcileri, gördüğü yolsuzluk karşısında suskun kalan memur… Yani hepsi bir şeyi bildi ama hiçbir şey değiştirmedi ya da değiştiremedi.

Bu yapıdaki insanların emekli olunca konuşmaya başlamaları, doğrucu yada vicdanlı olmak istemeleri size ne kadar samimi gelebilir ki.  Altınız özellikle çiziyorum ki günümüzdeki koşullar buna göstergedir.

O vicdanlar, emeklilikte değil; görev başındayken iş görmeliydi.

Ama ne acıdır ki, en çok bilenler en çok susanlar oluyor. Görevi başında iken üç maymunu oynayanlar, emeklilik koltuğuna oturunca birden “vicdan muhasebesi” yapmaya başlıyor.

Devlet memuru yıllarca odasında dönen adaletsizliği izliyor, bir gün olsun “Bu doğru değil” diyemiyor.

Dini camiada lider(!), halkın gözünde rehber(!), ama zulüm karşısında dili tutulmuş gibi suskun kalabiliyor.

Peki sonra ne oluyor?

Emeklilikten sonra, yaş kemale erince, o eski defterler bir bir açılıyor. “Zamanında şöyle haksızlıklar oldu, böyle yanlışlar yapıldı” cümleleri dökülüyor ağızlardan. İyi de, sen o zaman neredeydin? Hakkı savunman gereken makamda susarak, suça ortak olmadın mı be vicdansız?

“Hakikat, zamanında söylenmeyince vicdanı değil, ancak pişmanlığı besler.”

Görevdeyken susup, sonra konuşmanın kimseye bir faydası yok. O suskunlukta nice hayatlar, nice gelecekler ezildi gitti. Sessiz kaldığın her an, zalimin ekmeğine yağ sürdün.

Asıl ahlak ve erdem, görev başında konuşabilmektir. Makamdayken doğruyu savunmak ve doğrunun arkasında dimdik durabilmektir.  Bilgiyi paylaşmak, sadece öğretmek değil; gerektiğinde bedel ödemeyi de göze almaktır.

Bugün bir çocuğun geleceği senin bir cümlene bağlı olabilir. Bir gencin yönü, senin deneyiminle aydınlanabilir. Bir toplumun istikameti, yazdığın tek bir yazıyla şekillenebilir. O hâlde neden susuyoruz?

Unutma, malın zekâtı bir yoksulu doyurabilir, ama fikrin zekâtı bir toplumu uyandırır. Bana balık verme balık tutmayı öğret dediğimiz de bu aslında.

Bilginin zekâtını verirken de; gençlere akıl vermek değil, örnek olmaya çalışmak yol gösterici olmak, onların geleceğine ışık tutmak olmalıdır. Bunları yaparken de sabırla ve metanetle onları dinleyebilmektir. 

Kibirli olan bir bilginin kimseyi aydınlatmayacağını iyi bilmeliyiz, hor görmeden ve sabırla anlatmalıyız, anlatmalıyız ki fikrin zekatı olsun. Belki bir sözümüz bir kitaptan, bir sohbetten daha etkili olabilir.

Ez cümle; doğru olmak, doğruyu yayabilmek, Hakkı söyleyebilmek, susmamak ve korkmamak… adam gibi adam olmaya çalışmak.

Doğru yolu gösterenlere selam olsun.